[Özel Haber] Ortadoğu ve Türkiye hızla kuruyor!

NASA uydularından gelen veriler, Ortadoğu’daki su rezervlerinin son 10 yılda hızla azaldığını gösteriyor.

Kaliforniya Üniversitesi, NASA’nın Goddard Uzay Uçuşu Merkezi ve Ulusal Atmosferik Araştırmalar Merkezi’nde çalışan araştırmacıların yaptıkları ortak çalışma, 2003’de başlayan ve 7 yıl süren kuraklık döneminde Fırat ve Dicle Nehirleri havzaları boyunca Türkiye, Suriye, Irak ve İran’ın bir çok bölgesinde toplam 144 kilometreküp içilebilir su rezervinin kaybolduğunu ortaya koydu.

Bu miktar neredeyse Ölüdeniz’deki toplam su hacmine eşit.

 

NASA'nın Grace uydularına göre 2003-2009 arasında Fırat ve Dicle Havzalarındaki su azalışını gösteren harita modellemesi... Ortadoğu hızla kuruyor.

 

Water Resources Research (Su Kaynakları Araştırmaları) dergisinde Şubat ayında yayımlanan araştırma, Fırat ve Dicle havzalarındanın hidrolojik durumuyla ilgili gerçekleştirilen ilk bütüncül değerlendirme özelliğini de taşıyor.

Araştırmada, NASA uydularının yerçekimi ölçme özelliklerinden yararlanıldı.

Araştırmanın yürütücülerinden ve Kaliforniya Üniversitesi öğretim üyesi Jay Famiglietti’ye göre “GRACE verileri Fırat ve Dicle havzalarındaki su rezervlerinde son derece hızlı bir düşüş olduğunu” gösteriyor.

Verilere göre Ortadoğu, Hindistan’da yaşanan su kaybından sonra dünyada su rezervlerini en hızlı kaybeden bölge özelliğini “kazanmış” durumda.

Su rezervlerindeki kaybın 2007’de yaşanan kuraklıktan itibaren had safhaya çıktığı görülüyor.

Famiglietti, “bölgedeki su talebinin ise hızla arttığını, ülkelerin uluslararası hukuk kuralları ve çatışmalar nedeniyle su yönetiminde koordinasyon sağlayamadıklarını” belirtiyor.

 

Yanlış su yönetimi kuraklığa neden oluyor

 

Araştırma ekibinin ulaştığı sonuçlar, kaybedilen suyun 5’te birinin toprağın kuruması ve kar örtülerinin küçülmesi nedeniyle yok olduğunu gösteriyor. Bu durumun nedenlerinden biri de 2007’de yaşanan kuraklık.

Göl ve su rezervlerinin yüzeylerinde gerçekleşen buharlaşma da kaybın 5’te birinin nedeni.

Geri kalan kayıp ise, yeraltı sularındaki 90 kilometreküplük azalmadan kaynaklanıyor.

Famiglietti, yok olan su rezervlerinin, yüz milyona yakın insanın su ihtiyacına karşılık geldiğini belirtiyor.

Bir bölgede kuraklık yaşandığında, insanlar yeraltı sularını kullanmaya başlıyorlar. 2007’deki kuraklık sırasında Irak hükümetinin açtığı 1.000 kadar kuyu, buna bir örnek. Özel arazi sahiplerinin arazilerinde açtığı kuyular bu sayıya dahil değil.

Makalenin başyazarı ve Kaliforniya Üniversitesi Hidrolojik Modellemeler Merkezi çalışanı Kate Voss, “Su, Ortadoğu’da oldukça karmaşık bir mesele” diyor. Sözlerine “Kaynaklar az, paydaşlar çok.” diyerek devam eden Voss’a, Famiglietti de katılıyor: “Ortadoğu’daki su zaten kısıtlı. Bir de üstüne, iklim değişikliği nedeniyle giderek daha az yağış alan bir bölge burası. Ortadoğu, su kaynaklarını yönetmek için elinden gelenin en iyisini yapmak zorunda.”

Çalışmayı yürüten bilim insanlarından olan NASA Goddart çalışanı Matt Rodell de su varlıklarının durumunu bir benzetmeyle açıklıyor: “Yeraltı suları bankadaki hesabınız gibidir. İhtiyacınız olduğunda biraz çekmenize eyvallah, ama sonradan yerine koymazsanız, hesapta hiç bir şey kalmaz bir süre sonra.”

 

İklim değişikliği Ortadoğu'daki kuraklıkların şiddet ve sıklığını hızla arttırıyor. Haritadaki turuncu ve kırmızı bölgeler, 1971-2010 döneminde, 1902-2010 dönemine göre daha kurak kışlar geçiren bölgeleri gösteriyor

 

Türkiye’nin de içinde bulunduğu Ortadoğu bölgesinde bunlar yaşanırken, Türkiye’de uygulanan su politikaları da büyük tartışma yaratıyor. Hükümetin sürdürülebilir olmayan havzalar arası su transferlerine ağırlık vermesi ve talep değil “arz yönetimi” uygulaması nedeniyle su varlıklarının hızla azaldığı görülüyor.

Bunun yanısıra, tarımda yapılan teşviklerin merkezi karakteri, Konya Havzası ve Karapınar gibi yarı-kurak ekosistemlerde bile su-yoğun tarımın yapılmasına ve buradaki yeraltı sularının hızla azalmasına neden oluyor. Yeraltı su rezervlerinin 300 metrenin altına düştüğü bölgede yeraltından çekilecek suyla soğutulması planlanan devasa termik santrallerin yapılması projeleri de geniş bir kesimin tepkisini çekiyor.

Çevreci ve ekolojistler de su varlıklarının yönetimiyle sürdürülebilirlik arasındaki doğrudan bağlantıya dikkat çekiyor.

TEMA Vakfı hazırladığı Su Kanunu Yasa Tasarısı’yla, WWF Türkiye havzalar arası su transferinin zararlarını ve Konya Havzası özelinde su varlıklarının “gerçekten korkutan” durumunu ortaya koyduğu çalışmalarıyla, Doğa Derneği de Burdur Gölü başta olmak üzere sucul ekosistemlerin yokoluşun eşiğinde olmalarına toplumun dikkatini çektikleri kampanyalarla, sürdürülebilir bir su yönetimi için çalışıyorlar.

Bunun yanısıra, ülkenin bir çok noktasında HES’lere karşı verilen mücadele yerel halkların direnişiyle devam ediyor.

(Yeşil Gazete, ThinkProgress)