Dünyayı inekler mi kurtaracak?

Geoffrey Lean imzasıyla Telegraph’da yer alan yazıyı, Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Özlem Katısöz‘ün çevirisiyle sunuyoruz.

***

Arthur Fallowfield’ı hatırlayan var mı? 50 sene öncesinin radyo komedisi klasiği Bizim Ken’in Ötesi’ndeki Kenneth Williams tarafından canlandırılan çiftçi, zamanında anlaşılmamış bir bilge olabilir mi?

Zira çiftçi Arthur Fallowfield kendisine gelen her soruyu “cevap toprakta” diye kendinden emin şekilde yanıtlardı.

Kelimelerin çift anlamlılığıyla oynamayı sevdiğinden Sussex’in sonundaki –sex’i eklediği rivayet edilen bu eski toprak, dün Oxford’da olsaydı, kendini evinde hissederdi. Çünkü orada yapılan bir toplantıda, tarih öncesi çağların toprağı koruma ve iyileştirme yöntemlerinin dünyanın giderek büyüyen gıda krizininin çözümüne yardım edebileceği konuşuldu.

Bu hafta, 1936’dan beri olduğu gibi, Britanya’nın çiftçi örgütleri yılın en önemli konferansı için ismini öküzden alan bu şehirde (Ox, İngilizce’de öküz demek. ed.) buluştu. Bahsettiğimiz konferans yüce ve saygın Oxford Çiftçilik Konferansı değil ama onunla yarışacak bir etkinlik: İki tarım yazarı Colin Tudge ve Graham Harvey tarafından küstahça bir ifadeyle “Oxford Gerçek Çiftçilik Konferansı” olarak 3 sene önce başlatılan girişim, üniversite kilisesindeki küçük bir toplantıdan 300 kişinin katıldığı, ve 2 gün boyunca 5 eş zamanlı toplantının yapıldığı bir kongreye dönüştü.

‘Asiler’in iddiası, dünyadaki gıdanın yarısını üreten geleneksel çiftlikleri temsil ettikleri, ve buna karşılık resmi etkinliğin, bunun %30’unu seri olarak üreten “hi-tech” yani ileri teknoloji endüstriyel tarım adına konuşuyor olduğu (geriye kalan %20, avcılık ve ev ölçeğinde üretim yapanlardan).

Meseleyi tamamıyla bu şekilde açıklamak hakça olmaz: Resmi konferans, Birleşik Krallık Tarım ve Çevre Sekreteri Owen Paterson’ın kaçınılmaz konuşmasına rağmen, Galler Prensi’nin hitap ettiği bir videoyu yayınladı – ki Galler Prensi Britanya’da organik çiftçiliğin en önemli savunucularından ve genetiği oynanmış ürün ve gıda sektörünün baş belalarından. Ayrıca konferans RSPB (kuşlar ve yaban hayatı ile ilgili çalışan Britanyalı bir sivil toplum örgütü), the Woodland Trust gibi katılımcıları da ağırladı. Ama gene de yeni gelenlerin de bu değerli platforma alternatif bakış açıları kazandırdığı inkar edilemez.

 

Fotoğraf: Alamy

 

Her iki konferans da aynı soruna değiniyor – yüzyılın ortasına kadar dokuz milyara kadar ulaşacak insan nüfusunu nasıl besleyeceğiz, hem de talep artışının şimdiden neden olduğu ani fiyat artışlarıyla? Dünya üzerindeki tarım için uygun toprakların hemen hemen hepsi kullanımda ve verimlilik artışları umut verici değil. Örnek vermek gerekirse, Britanya buğdayı ve arpasının hasat verimi 20 yıldır ilerleme göstermiyor.

Standart çözüm, bitkileri “iyileştirmenin” yollarını aramak; ki bunu Bay Paterson’un konuşmasında da desteklediği şekilde genetikleriyle oynayarak ya da şimdiye kadar kullanılan çok daha başarılı konvansiyonel/geleneksel yöntemlerle yapabilirsiniz. Ancak, Ocak ayındaki alternatif konferansta ardı ardına söz alan konuşmacıların hepsi ekinde çok ekinin neyin içinde, nasıl bir toprakta yapıldığına dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı.

Hepsi, organik maddeyle dolu (Fallowfield’ün deyişiyle) ‘iyi toprağın’ bir çok problemi çözebileceğini söyledi. İyi toprak daha fazla besin sağlar ve erozyona karşı dayanıklılığı artırır. Daha çok su emer ve bu sayede hem taban suyunu takviye eder hem de sel olaylarını azaltır. Karbon tutar, karbonun atmosfere salınmasıyla iklim değişikliğini tetiklemesine engel olur: Britanya’daki toprakların tuttuğu karbonun %1’ini kaybetmesi yani atmosfere salması, tüm ülkenin yıllık fosil yakıt yakmasından kaynaklanan sera gazı salımına eşit.

Bunlar dile getirildiğinde kamu yetkilileri bu yararları -ve dahası, yoğun tarım uygulamalarının bu yararları azalttığını!- kabul ediyor. Örnek, Bay Paterson’un başında bulunduğu kurum her yıl 2.2 milyon ton Britanya tarım toprağının aşındığını ve bunun 45 milyon İngiliz Sterlini gibi bir maliyeti olduğunu hesaplıyor. Kaybedilen organik maddenin ise fazladan 82 milyon İngiliz Sterlini gibi bir maliyeti olduğu tahmin ediliyor.

Bunun “uzun vadede sürdürülebilir olmadığını” da kabul ediyor, aynı kurum. Ama bu sorunla mücadele için yaptığı çok az şey var. Bununla beraber küresel kriz ise çok daha ciddi düzeyde – dünya çapında her sene 30 milyar ton toprak kaybediliyor ve genellikle bununla mücadele için pek bir şey yapılmıyor.

Toplantıda, çiftçiler neler yaptıklarından bahsettiler; gübre ve kompostu uygulamalarının, toprağı sürme işini en aza indirmenin, toprak koruma bitkileri yetiştirmenin ve bunları toprağa geri döndürmenin ve mera yönetiminin toprağı ne kadar iyileştirdiğini, rekolteyi ne kadar arttırdığını ve karbon tutumunun beklenenden ne kadar fazla arttığını anlattılar. Ve Oxford’un adına yakışır şekilde sığırın bunun için ne kadar etkili bir araç olduğu görüldü.

Tam da bu noktada ‘tarih öncesi’ hikayeye dahil oluyor. O zamanlar Avrupa’da başıboş dolaşan yaban öküzü sürülerinin (ya da şimdilerde Kuzey Amerika’daki bizon sürülerinin) otlanmasını taklit etmenin müthiş sonuçları oldu – “sınırlı bir alana gel, yoğun şekilde otlayıp yeni bir alana geç”, kısaca. ‘Güruh halinde otlatma’ yönteminin – sığırların küçük bir alanda tavsiye edilenden daha yoğun şekilde otlamasını sağlamak ve bu küçük alanı daha sonra yenilemeye bırakmak suretiyle – toprağı iyileştirdiği, çimlenmeyi artırdığı, ve hayvanları daha iyi beslediği ortaya çıktı. Bu, mantık dışı görünebilir ama aslında çimen doğada milyonlarca yıldır benzer bir sistem içinde gelişti, evrildi.

Bir konuşmacının da dediği gibi, “büyük sürüler halinde İngiltere düzlüklerinde dolaşan” büyükbaşların bozulan toprakları iyileştirdiğini hayal etmek zor. Ama hepimizin bel bağladığı ince yeryüzü tabakasına daha fazla özen göstermek için yapılması gerekenleri hayal gücümüzü erişiminden uzakta tutmamamız gerekiyor.

 

Yeşil Gazete için çeviren: Özlem Katısöz

Yazının özgün hali (ingilizce) için tıklayınız.

(The Telegraph, Yeşil Gazete)