Bilim dünyası: “Eti azaltmanın tam zamanı”

Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından geçtiğimiz günlerde yayımlanan bir rapor, et tüketiminin gezegene verdiği devasa zararı gözler önüne seriyor.

Rapora göre, geçtiğimiz günlerde Avrupa’yı sarsan at eti “skandalı”, mevcut et üretimi sisteminin doğaya nasıl büyük zarar verdiğini bir kez daha göstermesi açısından önemli bir dönemeç oldu.

“Demitaryan” (eskiden tükettiğinin yarısı kadar et tüketmeye başlayan kişi) kavramının mucidi ve UNEP’in söz konusu raporunun baş yazarlarından Prof. Mark Sutton’a göre insanlığın “ucuz et” serüveni son on yıllarda artarak devam ediyor. Bu serüvenin sonunda giderek daha fazla alanda, yoğunluklu ve sıkışık biçimde et hayvanı “üretimi” gerçekleştiriliyor.

Bu durumun bir çok olumsuz sonucu var. UNEP’in raporuna göre hayvanları beslemek için taneli yemlerin (buğday, mısır, soya, gibi) ekilip kullanılmaya başlanmasıyla hem bu ürünlerin fiyatı artıyor, hem de bunların üretiminde çok yoğun olarak kullanılan böcek ve ot zehirleriyle suni gübreler yüzünden “su ve havada giderek artan ve sonunda insanda biriken” bir kimyasal kirliliği sorunu çok büyük boyutlara çıkıyor.

Bu zehir ve gübrelerin biriktiği bazı alanların “tamaen ölü” bölgelere dönüşmesi de doğrudan gözlemlenen sonuçlardan biri.

 

Fotoğraf: Francois Mori/AP

 

Sutton’a göre bu durumun tek çözümü daha az et ve hayvansal protein, daha çok sebze tüketmek. Sutton bunun aynı zamanda insan sağlığına da olumlu etkisi olacağını ekliyor.

Yine Sutton’a göre, değişimin Avrupa’dan başlaması gerekiyor – “çünkü ABD’de et tüketimi alışkanlıklarını değiştirmek gerçekten çok zor”. Yine UNEP raporuna göre, fakir ülkelerdeki et tüketiminin artması buradaki insanların sağlığı için gerekli, ancak buralardaki artışın, gelişmiş ülkelerdeki azaltımla dengelenmesi gerekiyor.

Sutton’a göre domuz ve tavuk , “en yüksek verimle” üretilebilen etler olduğu ve bu hayvanların dışkıları toplanabildiği için “çevreye nispeten az zarar veriyor.”

Sutton’un bu “teknoloji dostu” görüşlerinin yanısıra, Dünya Tarım Örgütü FAO’nun 2006 tarihli basın açıklaması da doğaya en büyük zararın “modern” hayvan üretim merkezlerince (ki bunlar arasında dana eti, tavuk ve domuz fabrikaları ön sıralarda) verildiği belirtiliyordu.

Haliyle, Sutton ve benzerlerinin yaptığı hesaplamaların bile yetersiz olduğunu iddia edenler de var. Hayvanların yaşama haklarının ellerinden alınmasının kabul edilemez olduğunu belirten vegan grupların et ve hayvansal ürün tüketimine ahlaki karşı çıkışlarının yanısıra, sorunun hayvansal üretimin yöntemleri ve miktarı olduğunu belirten bir çok ekolojist de bulunuyor.

Bunların arasında dikkate değer görüşlerden biri de, günümüzde giderek daha az kullanılan meraların, doğayı taklit eden ve yerel/uyarlanabilir bir yönetimle hem sağlıklı hayvansal besin üreten, hem ekosistemleri güçlendiren, hem de su tutma kapasitelerini ve karbon depolama olanaklarını arttıran alanlara dönüşebileceğini gösteren Savory Enstitüsü ve “bütüncül mera yönetimi” modelleri.

 

(Yeşil Gazete, TheGuardian.co.uk)