Avrupa’da at eti yemeyen kalmamış

Son günlerde Avrupa Birliği’ni sarsan at eti skandalı giderek büyüyor. İlk olarak İngiltere’de başlayan skandal Fransa üzerinden Romanya’ya kadar uzandı. Hatırlanacağı gibi geçtiğimiz hafta Findus şirketinin İngiltere’de satılan bazı donmuş ürünlerinin yüzde 100 oranında at eti ihtiva ettiği ortaya çıkmıştı. Findus, bahse konu ürünleri süpermarket raflarından çekerek, bu ürünleri satın alanların, yemeden satın aldıkları yerlere iade etmelerini salık verdi. Bugüne kadar tüketilen ürünlerle ilgili ne yapılması gerekildiği ise söylenmedi.


At etinin insan sağlığı üzerinde diğer etlerin tüketiminden farklı bir etkisi olmamasına rağmen tüketilen at etlerinde phenylbutazone etken maddesine sahip bir ilaç kullanılmış olmasından endişe ediliyor. Bahse konu madde, insanlar üzerinde aplastik anemi hastalığı da dahil olmak üzere ağır yan etkilere yol açabiliyor. Yeşil Gazete’nin konuyla ilgili görüşlerini aldığı Dr. Ümit Şahin, aplastik aneminin “kemik iliğinin çalışmamasını da içeren ağır bir kan hastalığı” olduğunu belirtti.

Öte yandan, Findus’un ürünlerinde kullandığı etleri Fransa menşeli Comigel şirketinden temin etmesinin ortaya çıkması üzerine skandal Fransa’ya sıçradı. Ancak, skandal orada da kalmadı. Comigel’in etleri Almanya ve Hollanda’daki tedarikçilerden, bu tedarikçilerin de Romanya’dan aldığı ortaya çıktı. Fransa Tüketim Bakanı Benoit Hamon “skandalın arkasında mafyanın olduğundan endişe ettiğini” açıklarken, Avrupa Birliği’nde kaç ülkenin daha at eti skandalına karıştığı henüz bilinmiyor.

Yeşil Gazete’nin konuyla ilgili danıştığı Fikir Sahibi Damaklar ve Slow Food hareketinden Defne Koryürek, skandalı “dünyanın adaletsizliğinin en güzel örnelerinden biri” olarak niteliyor. Koryürek, “Avrupa Birliği kendisini gıda güvenliği alanında belli bir standardı yakalamış sanarken birden bu skandalla karşı karşıya kaldı. Bu aslında ‘kibirli, müreffeh dünya’ ile bir an önce o refahtan pay almak isteyen ve bunu yaparken sistemi esnetmekten çekinmeyenler arasındaki mücadeleden kaynaklanıyor” şeklinde konuştu. Ancak, Koryürek, bu skandalın sorumlusunu ararken dikkatli olunması gerektiğine de dikkat çekiyor. “Kibirli AB, bir an önce refaha kavuşmak isteyen Romanya veya onu böyle yapmaya iten birleşme süreci mi suçlu” diye soruyor.

Koryürek’in dikkat çektiği bir diğer nokta ise Romanya’nın AB’ye katılım süreci sırasında yapmak zorunda olduğu reformların bazılarının mevcut skandalın tohumlarını atmış olabileceği ihtimali. Romanya’da otoyollara at arabalarının çıkışını yasaklayan kanunun çıkışını takiben yüzbinlerce atın birden “lüzumsuz” görülmeye başlandığını söyleyen Koryürek, bu atların et endüstrisinin hedefine girdiğini belirtiyor.

Mevcut skandalın Türkiye’ye yansımalarını da sorduğumuz Koryürek, karkas etin Gümrük Birliği kapsamına girmesinden itibaren Türkiye’deki et kalitesinde çok ciddi bir düşüş olduğunun altını çiziyor ve bugün Türkiye’deki etin büyük çoğunluğunun en düşük kalitelerde olduğunu ifade ediyor. Koryürek’in skandala ilişkin nihai değerlendrmesi ise hiç iç açıcı değil: “Bu skandaldan sonra gıda güvenliği alanında gerekli reformların hakkının verileceğini umarım, ancak; sicilimiz pek parlak değil. Deli dana krizi bile unutuldu. Bugün hayvanlara yem olarak yine hayvan eti ve kemiği veriliyor. Hayvan yemlerine balık karıştırılıyor. Dahası, AB’de en azından skandal ortaya çıkabiliyor. Bizim ise Tükiye’de böyle bir skandalı ortaya çıkarabilecek altyapımız maalesef mevcut değil. Hatta bu alanda çalışanlara tepki gösteriliyor. Belki at eti yemiyoruz ama deli danalı et yemediğimizden emin olamayız”.

(Yeşil Gazete)