Bilim-TeknolojiManşet

Toplumsal hareketler sosyal medyayı neden görmezden gelmeli? ~1

Newrepublic.com yazarlarından Evgeny Morozov‘un, Steven Johnson‘un “Kusursuz Gelecek: Ağlarla örülmüş bir çağda ilerleme üzerine” adlı kitabı hakkında yazdığı değerlendirme yazısını, Yeşil Gazete

Evgeny Morozov

gönüllü çevirmenlerinden Gizem Eymirlioğlu‘nun çevirisiyle parçalar halinde sunuyoruz.

***

Kusursuz Gelecek: Ağlarla örülmüş bir çağda ilerleme üzerine (Kitabın özgün adı: Future Perfect:
 The Case for Progress in a Networked Age, Steven Johnson, Riverhead Yayıncılık)

***

İnternet hakkında iki türlü yanılgı vardır. Birincisi sanal-ütopyacılığı benimsemek ve internetin tabiatı gereği demokratikleştirici bir özelliği varmış gibi davranmak. Bu iddiaya göre interneti kendi haline bıraktığınızda diktatörlükler yıkılacak, köktendincilik zayıflayacak ve kurumların başarısızlıkları telafi edilecektir. [1]

Daha sinsi olan diğer yol ise internet-merkezciliğe boyun eğmektir. İnternet-merkezcilerin dijital araçların her zaman amaçları doğrultusunda kullanılmayabileceğine ve çoğu zaman demokrasi düşmanları tarafından da kullanılabileceğine itirazları yoktur. İnternetin ne işe yaradığından çok internetin ne anlama geldiğine daha çok ilgi duyarlar. İnternetin gizli şifreleri zaten çoktan çözülmüştür: adem-i merkeziyetçilik merkezcilikten, ağlar da hiyerarşilerden üstündür ve “kalabalık” uzmanlardan daha etkilidir. İnternet-merkezcilere göre, internetten tam anlamıyla bir ders çıkarabilmek için için siyasi ve toplumsal kurumlarımızı internete göre yeniden şekillendirmemiz gerekmektedir.

İnternet-merkezciler bu reform noktasına aslında epey dolaylı bir yoldan varmışlardır. Öncelikle internetin bir kısım dijital platformları ve sektörleri yeniden şekillendirici bir mantığı olduğunu varsayarlar. İnternetin tutarlı bir mantığı olduğunu savunan McLuhancı düşüncenin yaygınlaşmasında en büyük rolü oynamış olan Clay Shirky, Facebook ve mahremiyet konusunun bizi niye bu kadar kaygılandırdığını şöyle açıklıyor:, “Bizim şu anda mahremiyet hakkındaki tüm endişelerimizin hedefinde Facebook olması aynen müzik sektörünün Napsterla, basın sektörünün Craigslist ile olan takıntısına benziyor, o da şu: Facebook’un mantığı, Facebook’un  açığa vurduğu mantık, bir çok yönden internette de mevcut; Facebook bunun sadece kurumsal temsilcisi, bir nevi avatarı.”

İnternetin bu belli belirsiz mantığı ayyuka çıkınca, internet-merkezcilerin de bu mantığın içini boşalttıklarını görmek mümkün. Harvard’lı hukukçu ve internet-merkezcilerin önde gelenlerinden Yochai Benkler, açık kaynaklı yazılımların, Wikipedia’nın ve dosya paylaşımının muhteşemliğine hayranlığını sunup, bu olguların internetin mantığını yansıttığını savunarak insan doğasını betimleyen daha geniş bir resmin etrafında birleştirir. Benkler’e göre internet insanların işbirlikçi ve iyi niyetli varlıklar olduğunun, Hobbesyen düşüncenin “karanlık insan doğası” görüşüyle uyumlu şekillenmiş siyasi kurumların zaten hiçbir zaman insanlığın sosyal etkileşimini karşılamadığının kanıtıdır.

Benkler interneti bir araç olarak görmekten ziyade dünyanın nasıl işlediğine dair felsefi kuramları kanıtlayan (ve yalanlayan) bir “idea”, bir fikir olarak benimser.  Benkler için internet, en başından beri var olan olan bir gerçeği, yani insanların işbirliğini sevdiğini, ortaya koymaktadır. Beklendiği gibi, Benkler en yeni kitabında internetten sadece bir kaç bölümde bahsediyor; geri kalan bölümler ise Toyota, ıstakoz balıkçıları, İspanyol çiftçiler ve Obama’nın 2008 seçim kampanyası üzerinden internetin özüne yönelik deneysel ekonomi, evrimsel biyoloji ve nörobilim araştırmalarına yönelik.

İşte bu gerçeği yeniden keşfetme çabası ve internet kültürünün sözde mantıklı ve tutarlı kategorileri İnternet-merkezciliğin arkasındaki en önemli fikirlerdir. Neyin, hangi kurallarla, ve hangi amaçla bilinebileceğinin tanımlanmasıyla internet-merkezcilik kendine has bir epistemoloji yaratıyor. Analitik anlamda insanmerkezciliğe benzese de başka bir tanrıya tapınıyor. İnternet-merkezciler bu yarı-dinlerini genelde pek dile getirmezler. Ancak Steven Johnson’un Kusursuz Gelecek kitabının yayımlanmasındanın ardından artık onların da kendi dünya görüşlerinin tüm öğretilerinin ve daha fazlasının yer aldığı bir manifestoları olduğunu söyleyebiliriz.

Shirky ve Benkler gibi Johnson da çetrefilli bir soru olan “internetin anlamı nedir?” sorusuyla boğuşuyor. Ne yazık ki, vardığı sonuç pek de özgün değil; internetin geçmiş öyküsü bize adem-i merkeziyetçiliğin merkeziyetçiliğe göre daha uygun olduğunu anlatıyor. Ve Steve Jobs’dan bir alıntı yapmak gerekirse, “It just works!” (ed.çev.: “İşe yarıyor be abi!”). Böylece iletilecek içeriğin küçük parçalara bölünerek ve alıcı tarafında birleştirilmesinden oluşan paket değişimi prensibine göre ilk internet protokolleri kurulmuştu. Merkezi bir otoriteye gerek yoktu, parçalar birbirinden bağımsız olarak çok sayıda farklı güzergahtan yol alabilecekti. Google ve Wikipedia gibileri de adem-i merkeziyetçilikten kuvvet almaktaydı; örneğin Google sonuçları, sitelerin birbirilerine nasıl bağlı olduklarına göre uygunluk seviyesine göre dizmekte. Böylece, Google’ın uygunluk indeksi milyonlarca site sahibinin bireysel tercihleri sonucunda merkezi bir planlama olmadan oluşuyor.

Johnson, Pentagon tarafından kurulan ve internetin atası olan ARPANET’in ve TCP/IP, yani internetin en önemli iletişim protokolünün yaradılışının da “siyasi felsefe tarihinin mihenk taşı” olduğunu ileri sürmekte.[2] Bu iddia Johnson tarafından şöyle destekleniyor: “ARPANET, tepeden inme bir irade ile adem-i merkezileşmiş radikal bir sistemdir”. Dolayısıyla bu sistem de “merkezi kontrol ve hiyerarşilerden arınmış, dinamik ve akıcı yapılara” dayanmakta. Johnson bu akıcı yapılara “akran networkler” adını vererek, internet ve daha öncesindeki pek çok yaratıcı projenin de temel taşı olduklarını iddia eder.  (Burada Benklerdeki gibi, internet mantığının internet dışı ve öncesi konularda da işbaşında olduğunu görüyoruz.)

Johnson’un adem-i merkeziyetçiliğin internetin sadece altyapısını değil, internetin tohumları olan Wikipedia gibi projelerin de geliştirdiğini ileri sürmesiyle internet-merkeciliğin ve internetin ve donanım, yazılım, platform ve kullanıcılardan oluşan içeriğinin tutarlı bir mantık silsilesi içerisinde olduğu fikrine geri dönüyoruz. Bu mantık dünyanın tüm sorunlarını çözmese de, Johnson’a göre bu fikir günümüzün sosyal ve politik badirelerine vereceğimiz ilk tepki olmalıdır: “Toplumda karşılanmayan bir ihtiyaç olduğunda sorunu çözmek için ilk tepkimiz bir akran ağı kurmak olmalı.”

 

 

Devamı yarın…

 

Yeşil Gazete için çeviren: Gizem Eymirlioğu

Editör: Durukan Dudu

(NewRepublic.com, Yeşil Gazete)


[1] The Digital Sublime: Myth, Power, and Cyberspace, yazar Vincent Mosco. Mosco’nun kitabı internetin devrimci doğası ve diğer çeşitli efsanerlerin seceresini çıkarıyor.

[2] Where Wizards Stay up Late: The Origins of the Internet by Katie Hafner. Hafner’s book is widely recognized as one of the best guides to the history of the Internet.

 

 

 

 

 

 

 

Kategori: Bilim-Teknoloji