İklim KriziManşet

Tekerlekleri durdurmamızın zamanı geldi

Shutterstock'dan alınmıştır

Ünlü bilim insanı ve çevre aktivisti David Suzuki‘nin EcoWatch.org’da yayınladığı köşe yazısını, Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Gizem Hasırcıoğlu‘nun önsözü ve çevirisiyle sunuyoruz.

***

Yeni yılın ilk günlerinde yayınlanmış bu yazıyı henüz yeni yılın ilk haftalarını sürüyorken sizlerle paylaşmak istedik. İklim değişikliği inkârının artık imkânsız olduğu bugünlerde, geçmişte yapabileceklerimizle kat edebileceğimiz yolu düşünmek bir kenara Yeşil Gazete olarak neden hemen şimdi daha geç olmadan çözüm yolunda harekete geçmemiz gerektiğini anlatan birçok makale ve yazıyı sizlere ulaştırmaya çalışıyoruz. Dünyanın ileri gelen iklim ve ekoloji aktivistleri, bilim insanları; bizi bütün dünyayı harekete çağırıyor. Ve bunun yolu önce bakış açımızı ve alışkanlıklarımız değiştirmekten geçiyor. Ancak bu küresel ortak aklı yaratabildiğimizde söz hakkı sahibi yaptığımız kişi ve kurumların politikalarını değiştirmekte etkili olabiliriz. Bu yüzden sayısız ödüllü genetik bilimci ve iklim aktivisti David Suzuki’nin dediği gibi “umuyoruz bu yıl gezegenimizi önemseyerek yaşayacağımız yeni bir yaşam yolunun göstericisi olur” (Gizem Hasırcıoğlu)

***

1988 yılında yüzlerce bilim insanı ve bürokrat uluslararası bir iklim değişikliği konferansı için Toronto’da toplandılar. Kümülatif kanıtlarla insanın sebep olduğu küresel ısınma konusunda yeterince alarmdaydılar ve şu görüşü ileri sürdüler “İnsanlık plansız, kontrolsüz, küresel olarak yayılan bir deney yürütüyor. Bu deneyin nihai sonuçları küresel bir nükleer savaştan sadece biraz daha az yıkıcı olacaktır.”

Bu konferansta dünya liderlerine, sera gazı salımlarının 2005 yılına kadar yüzde 20 azaltması konusunda baskı yaptılar. Eğer bu çağrıya kulak verseydik ve bu hedef için kampanyalar yürütmüş olsaydık, bugün biz Kanadalılar azalan hava kirliliği sayesinde daha sağlıklı olurduk, daha büyük enerji kaynaklarımız ve daha çok işimiz olurdu. Ayrıca yenilenebilir enerji konusunda dünya lideri olabilir ve milyonlarca dolar tasarruf edebilirdik.

1988 yılı çevreciler açısından önemli bir yıldı. 1988 yılında George H. W. Bush Amerika Birleşik Devletlerinin başına geçmiş ve “çevreci bir başkan” olacağına söz vermişti. İçinde yeşil bir altyapı yoktu fakat halk onu nihayetinde tutmadığı bir söz vermeye zorladı. Aynı yıl Margaret Thatcher yerden dışkı alırken kameralara dönüp, “Ben de bir yeşilim” dedi.

Kanada başbakanı Brian Mulroney da 1988 yılında yeniden seçildi. Yeni parlak bir politik yıldız, Lucien Bouchard’ı çevre bakanı olarak atadı. Bir röportajda Bouchard’a en kendisine göre çevre meselemizin ne olduğunu sordum ve “Küresel Isınma” cevabı aldım. Devam ettim: “Peki ne kadar ciddi olduğunu düşünüyorsunuz?” Cevabı: “ Canlı türlerimizin bekasını tehdit ediyor, hemen şimdi harekete geçmeliyiz.”

1988 yılında ekolojik sorunlar kamunun ortak endişesiydi, bilim insanları görüşlerini dile getirdiler, politikacılar doğru şeyleri söylediler. Küresel ısınma o zaman da acil bir konuydu ve hala da öyle. Bugün 25 yıl sonra, karbondioksit salımları artmaya devam ediyor, hali hazırda sonuçlarını görüyoruz- daha çok olağanüstü hava olayları, eriyen buzullar ve Kuzey Kutbu, artan deniz seviyeleri, nehirlerde azalan su akımları ve iklim ile alakalı hastalık ve ölümler. Bütün bunlar hızlı ekonomik büyüme kaydeden Çin, Hindistan ve Brezilya gibi ülkelerde oluyor. Aynı zamanda kullandıkları fosil yakıtlar sebebiyle artan sera gazı salımlarına sebep olan en sanayileşmiş milletler, bu salımları azaltmak için en az çabayı gösterenler.

İnsanları diğer canlılardan ayıran, geleceği hayal edebilen zihinleri ve mevcut davranışlarıyla onu şekillendirebilmeleridir. Atalarımız tecrübe, bilgi birikimi ve iç görü ile tehlikeleri ve fırsatları sezmeyi, avantajlardan faydalanmayı ve tehlikeleri önlemeyi bilmişlerdir. Bilim insanları ve süper bilgisayarlar ise ileri görme yeteneğimizi daha da güçlendirdi. On yıllardır uzmanlar bizleri nüfus istatistikleri, teknoloji, aşırı tüketim ve küresel ekonomi nedeniyle canlı kürenin kimyasal, jeolojik ve biyolojik özelliklerinin değiştiği konusunda uyardılar.

 

Shutterstock'dan alınmıştır

 

1992 yılında içlerinden 104’ü Nobel ödülü sahibi 1700’den fazla saygın bilim insanı, “Dünya Bilim İnsanlarının İnsanlığa Uyarısı”nı imzaladılar ve dediler ki “Birkaç on yıl sonra şu anda karşı karşıya olduğumuz tehlikelerin önüne geçme şansımız kaybolacak ve insanlık için ümitler ölçülemeyecek kadar azalacak.”

Bu uyarı, çevreye zarar veren aktivitelerin kontrol altına alınması, dünya ekosistemleri bütünlüğünün korunması, kritik kaynakların daha verimli kullanılması, kontrollü nüfus büyümesi, yoksulluğun azaltılması ve en sonunda giderilmesi, cinsel eşitlik ve kadınların doğurganlık haklarının korunmasını içeriyordu.

Ne kadar erken harekete geçersek, bu zorlu meseleleri aşmak o kadar kolay olur. Durakladığımız her yıl bütün bu meseleleri insanlar ve çevre üzerinde yaptığı olumsuz etkilerle daha maliyetli ve zorlu hale getiriyor. Öte tarafta umudun işaretleri yok değil. Birçok ülke- şehir, eyalet- küresel ısınma sorununu ciddiye alıyor ve salımları azaltmak ve temiz enerjiye geçmek konusunda çalışıyorlar. Bazı dünya liderleri mevcut paradigmayı- yani, ekonominin bütün bu meselelerin üstünde olduğu önkabulünü- bile sorguluyorlar.

Bu çok elzem bir konu. Ekonomi, isteklerimizin sınırlarını belirlemek üzere var fakat solunabilir bir hava, içilebilir su, yenilebilir gıda ve istikrarlı bir hava ve iklimin değerini ne belirler? Ekonomi, şüphesiz ki daha iyi bir gelecek içindir, kendini bitirmek için değil ve muhakkak ki bütün canlılığın sürdürülebildiği zengin ve çeşitli bir ekosferi desteklemelidir. Umalım ki bu yıl bizlere gezegenimizi önemseyerek yaşayacağımız yeni bir yaşam yolunun göstericisi olsun.

 

Yeşil Gazete için çeviren: Gizem Hasırcıoğlu – (twitter.com/Gizem_H)

Metnin özgün hali (ingilizce) için tıklayınız.

(EcoWatch.org, Yeşil Gazete)


Kategori: İklim Krizi