İklim KriziManşet

[Yazı Dizisi] Isınmayı COP18 de durduramadı ~1

Bianca Jagger İnsan Hakları Vakfı’nın kurucusu ve Başkanı, Uluslararası Af Örgütü – ABD Yürütme Kurulu üyesi, Nikaragua doğumlu bir insan hakları ve barış aktivisti  Bianca Jagger‘ın COP18 hakkındaki izlenimlerini ve hayalkırıklığını anlattığı yazısını, Huffingtonpost Blog’da yayınlanmasının ardından, Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Betigül Onay‘ın çevirisiyle parçalar halinde sunuyoruz.

***

Dünya liderlerinin sorumluluktan dehşet verici kaçışı

Daha yeni Doha, Katar’daki COP18’den döndüm, yine bir BM İklim Konferansı…  Toplamda 17.000’den fazla insan geçen hafta küçük Körfez ülkesine üşüştü: Yaklaşık 200 ülkeden temsilci, bir bürokrat ordusu, iş adamları, akademisyenler ve sivil toplum.

Teorik olarak, BM Taraflar Konferansı ya da COP’un hedefleri: küresel sera gazı salınımlarını azaltmak, küresel sıcaklık artışını 2ºC’nin altında tutmak ve yıkıcı iklim değişikliğini engellemek.

COP18 nasıl sonuçlandı? Tehlikeli bir şekilde, neredeyse hiç birşey. Görüşmeler “umursamazca” bitiş çizgisine doğru topalladı.

1 Aralık 2012’de Economist dergisinde yayınlanan bir makale “İklim değişikliği müzakerecilerinin saçmalık hissinden yoksun olduklarının söylenmesine asla izin vermeyin” cümlesiyle başlıyor. Makale, BM iklim konferanslarını “absürdlüğün tiyatrosu”, “şamata” olarak adlandırıyor. “İklim politikası hiçbir yere gitmiyor” diyor.

Economist’in fikrinin tersini savunmak zor.

COP’un Katar’da yapılması sert bir biçimde eleştiriliyor: Kişi başına düşen en yüksek GSYİH’ya sahip petrol zengini bir ülke, kişi başına düşen en yüksek karbon salımı ve dünya üzerindeki tüm ülkeler arasında kişi başına en fazla su tüketimi.

COP’lar sürdürülebilirlik için iyi bir örnek teşkil etmiyor. Katılım için binlerce insan kilometrelerce uçuyor. Konferans alanları kapalı alanlar, sık sık klima kullanılıyor ve geçmişte bol bol kağıt ve plastik atık üretiliyordu.

COP18’i daha sürdürülebilir yapmak için çaba gösterildi; ilk kez kağıtsız doküman kullanım sistemi, PAPERSMART,  uygulandı; geçmiş konferanslara göre önemli bir gelişme. COP15’in sonunda Kopenhag’taki Bella Center, Wall Street’in Kara Pazartesi’den sonraki görüntüsü gibiydi. Etraf; vazgeçilmiş programlar, notlar, kağıtlar, gazeteler, çöp yığınları ile doluydu.

İlk başta, Katar Ulusal Konferans Merkezi (QNCC)’nin içindeki hava çok soğuktu, organizatörler büyük binadaki ileri derecede havalandırma ile Katar sıcağının üstesinden geliyordu. İnsanlar şikayet ettikten sonra, seviyesi daha makul bir sıcaklığa ayarlandı. Koridorlardaki dükkanlar güneş enerjisiyle çalışan cep telefonu şarj aletleri satıyordu.
QNCC’deki atriumu geçince, kocaman metal bir örümceğin altında yürüyordunuz. “Maman”, 9 metre yüksekliğindeki, 8 ayaklı Louise Bourgeois tarafından yapılmış bronz ve çelik heykel, koridorun üzerinde duruyordu. On yedi tane mermer yumurtanın olduğu çuval, heykelin göbeğinden aşağı sarkıyordu. Yakında bir duvarda asılı plaktaki Bourgeois’in açıklaması şöyle diyordu: “Örümcek, anneme bir ağıt. Benim en iyi arkadaşımdı. Örümcekler gibi, annem çok akıllıydı… Örümcekler  yardımseverdir, ve koruyucudur, aynı annem gibi.”

Maman konferans için iyiye alamet olmalıydı. Heykel, çocuklarımıza borçlu olduğumuz kutsal güvenin sembolü olmalıydı. Dünyanın liderlerine, insanlığa ve Toprak Ana’ya karşı görevlerini hatırlatmalıydı.

Ama Louis Bourgeois’in mesajı COP18’de dünya liderleri tarafından önemsenmedi. Bu, önemsemedikleri tek mesaj da değildi.

Bazı zamanlar konferans, saçmalıklara sahne oldu. 5 Aralık akşamüstü, iklim değişikliğine şüpheyle yaklaşan İngiliz hemşehrim, Lord Monckton, COP18 Başkanı Al Attiyah’ın ev sahipliği yaptığı Durum Değerlendirmesi Kurulu’na girdi, Myanmar’ın boş sandalyesine oturdu ve kurula konuşma yaptı. Bir gözlemci durumu bu durumu “İklim Değişikliğine Yanıt”a şöyle değerlendirdi: “Myanmar’ı temsil etmediğini oturum başkanı farketmedi – hiç kimse bir süre fark etmedi. Bunun üzerine, iklim değişikliğinin olmadığı falan gibi bir şeyler söyledi. Konuşması bitince de geldiği gibi çıktı, gitti.”

Bazı zamanlarda ise trajedi vardı. Naderev Sano, Filipinler’in baş müzakerecisi, 6 Aralık’ta tutkulu bir konuşma yaptı. Konuşmasının ortalarında, Bopha Tayfunu’nun ülkesine verdiği zararı anlatırken göz yaşlarını tutamadı:

‘Bu müzakerelerde burada otururken, kararsız kalırken ve birşeyleri ertelerken bile ölü sayısı artıyor. Büyük çapta ve yaygın olarak yıkım var. Yüz binlerce insan evsiz kaldı.Ve zor zamanlar daha gelmedi bile… Bunun gibi üzücü trajediler sadece Filipinler’e özgü değil, çünkü tüm dünya, özellikle yoksullukla başa çıkmaya çalışan ve sosyal ve insani gelişim göstermeye çalışan gelişmekte olan ülkeler,  aynı gerçeklikle yüzleşiyor. Herkese sesleniyorum, lütfen, daha fazla gecikme, daha fazla mazeret olmasın. Lütfen; Doha, gidişatı değiştirmek için politik iradeyi, istediğimiz gelecek için alacağımız sorumluluğun iradesini gösterdiğimiz yer olarak hatırlansın. Burada herkese soruyorum, biz değilsek, o zaman kim? Şimdi değilse, ne zaman? Burada değilse, o zaman nerede?”

Fakat müzakereler o iradeyi bulmayı başaramadı ve COP18  sorumluluktan kaçış olarak hatırlanacak.

7 Aralık’ta AB İklim Komiseri Connie Hedegaard COP Başkanı Al Attiyah’a çeşitli müzakere alanlarını bakanlığa ait tek bir toplantıda birleştirmesi için başvuruda bulundu. Başarılı bir sonuç alabilmek için zamanın azaldığı konusunda uyarıda bulundu ve ev sahipleri yeni bir çabayla bakanları bir araya getirirse hala bir anlaşmaya varılabileceğini dile getirdi. “Fazla zamanımız yok. Sayın Başkan, lüften bu paketi Bakanlığa gönderin” dedi.

Al Attiyah tek bakanlık toplantısını reddetmekle kalmadı, “Benim bolca zamanım var, burada bir yıl boyunca oturabilirim, fazla zamanı olmayan sizsiniz” cevabıyla herkesi şaşırttı.

Başkan Al Attiyah, zamanın hepimiz için tükendiğini anlayamıyor.

Bilim, tehlikeli iklim değişikliğinin hızlandığına işaret ediyor. 2012’inin Ekim ayında küresel sıcaklık ay bazında 333. kez 20.yüzyıl ortalamasının üzerinde ölçüldü. 1750 yıllarındaki endüstri devriminden beri atmosferdeki karbondioksit yoğunluğu %31 arttı. Şu an son 420,000 yılın en yüksek seviyesinde.

İklim değişikliğinin etkileri şimdiden dünya üzerinde aşırı hava olayları ile kendini gösteriyor. 2012 yılında Sandy Fırtınası 100 kişinin ölümüyle sonuçlandı; Bopha Tayfunu Filipinler’i mahvetti: Ölü sayısı 700 ve hala artıyor. Pakistan ve Çin’de rekor seviyede sel, 2011’de El Salvador, Honduras ve Nakaragua’da şiddetli yağmurlar ve seller; 2010’da Rusya’da sıcak dalgası; 2009 ve 2012’de İngiltere’de sel; Katrina Fırtınası 2005’te 1,836 kişiyi öldürdü… Liste uzun, böyle devam ediyor.

Eylül 2012’de Oxfam tarafından oluşturulan ve Kalkınma Çalışmaları Enstitüsü tarafından yazılan “Aşırı Hava, Aşırı Bedeller” Raporu çok net: Bu hava olayları münferit ya da tesadüfi değil. Aşırı hava olayları yeni “normalimiz” oldu.

Yarın: Sıcaklığı düşürün!

 

Yeşil Gazete için çeviren: Betigül Onay

(Huffingtonpost, Yeşil Gazete)

Kategori: İklim Krizi