ManşetYeşil Havadis

Turan ve Cangı: “Sadece muhalif değil alternatif de olacağız”

Sevil Turan ve Arif Ali Cangı (Fotoğraf: Ali Osman Karababa)

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi’nin ilk Parti Meclisi toplantısı 15 Aralık Cumartesi günü İstanbul’da yapıldı.

Toplantının açılışında partinin politik gündemi hakkındaki basın açıklaması eş sözcüler Sevil Turan ve Arif Ali Cangı tarafından birlikte okundu. Açıklamada Kürt sorunundan HES’lere kadar çok sayıda konuda parti politikaları özetlenirken güncel konulara da değinildi. Eş sözcülerin yaptığı konuşmanın tam metni şöyle:

Türkiye Siyasetinde Artık ‘Yeşiller ve Sol Gelecek’ Var

Parti Meclisi, 15 Aralık 2012

Eşitliği, özgürlüğü, barışı, demokrasiyi esas alan, dünyanın geleceğini, yaşamı koruyacak yeni siyaset için bir yıl önce çıktığımız yolculuğumuz 25 Kasım 2012 Pazar günü Ankara’da görkemli bir buluşmayla ‘YEŞİLLER VE SOL GELECEK’e dönüştü.

‘Yeşiller ve Sol Gelecek’ yeni bir siyaset anlayışı, yeni bir siyaset yapma tarzıdır. Biz bu yeni siyaseti yaşamsal bir tercih olarak görüyoruz. Çünkü bugün artık küreselleşen kapitalizmle, insan emeğinin sömürüsünün yanı sıra doğa da sömürünün konusu haline dönüştürüldü. Kapitalist sistemin tüketim merkezli politikaları iklimi değiştiriyor, insanları göçe zorluyor, yaşam alanlarına el koyuyor, açlığa mahkum ediyor, temel insan haklarından dahi yararlanamaz duruma sokuyor, insanlığı istemediği savaşların içine sürüklüyor, çevreyi tahrip ediyor, doğa haklarını gasp ediyor, ürettiği her politika ile birilerini ötekileştiriyor.

Uygulanan politikalarla yaşam kaynakları hızla tüketiliyor, yaşam alanları kirletiliyor, önlenmeyen küresel iklim değişikliğiyle ekolojik yıkım kapımıza dayandı. Bu düzen kendi yarattığı  krizlerini aşmak için acımasız yöntemleri kullanmayı sürdürüyor, bölgesel savaşlar dahil olmak üzere şiddetin her türlüsünü kullanıyor, merkezileşmeyi ve otoriterleşmeyi besliyor.

Bu düzenin yarattığı katlanılamaz eşitsizlikler, savaşlar, katliamlar, doğanın ve tüm canlıların yaşamının yok olması tehlikesi karşısında, bugün insanlık önemli bir yol ayrımındadır. Bu kötü gidişi ya büyük bir kayıtsızlıkla izleyeceğiz ya da ekolojik yıkımı durduracak, yaşamı koruyacak hem yeşil hem sol bir gelecek kuracağız.

Yeşiller ve Sol Gelecek, dünyanın yaşadığı ekonomik, ekolojik ve toplumsal krizin adil bir sistem kurarak değiştirileceğine inanıyor. Bunu mağduriyetler ve haklar arasında öncelik sıralaması yapmadan, çevre ve iklim adaleti, sağlıklı suya ve gıdaya erişim hakkı, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı eksenine oturtarak yapmamız gerekiyor. Yani gelecek kuşakların haklarını gözeterek yapmamız gerekiyor.

Kayıtsız kalmayan,  eşitliğin, özgürlüğün, ekolojinin siyasetini örmeyi tercih eden insanlar olarak buradayız. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, yeni bir umudun, yeni bir arayışın, barışın, demokrasinin yaşamın siyasetinin adresidir.

Neden yeni siyaset?

Aradan otuz yıl geçmesine rağmen halen ’12 Eylül’ün getirdiği kurumlarla, onun koyduğu kurallarla ve zihniyeti ile ülke yönetiliyor. Bir yanda 12 Eylül ile yüzleşmede önemli bir başlangıç olan darbecilerin yargılanması devam ederken, diğer yandan 12 Eylül dönemini aratmayan siyaseti boğmaya çalışan yargılamalarla karşı karşıyayız. Olağanüstü mahkemelerle, adil yargılanma hakkının yok sayılmasıyla, kişi güvenliği ve hukuk güvenliği ortadan kaldırıyor. KCK Davaları ile demokratik Kürt siyasetinin önü kesilmeye çalışılıyor. Demokrasi ve sendikal hakların savunucusu KESK yöneticileri, KCK operasyonuna dâhil edilerek hedef gösterilmektedir. Devlet eliyle uygulanan kadına yönelik şiddetin bir başka boyutu olan dava sürecinde, KESK yöneticisi kadınlar asılsız iddialarla aylarca hürriyetlerinden yoksun bırakılmışlardır.

Normalleşmenin ve demokratikleşmenin önünü açma potansiyelini taşıyan Ergenekon yargılamalarında, faillerin ve fiillerin aynılaştırılmasıyla devlet içindeki derin hukuksuz yapılarla hesaplaşmaktan hızla uzaklaşılıyor. İki gün önce duruşması yapılan Mısır Çarşısı ve Pınar Selek davasında, ceza yargılamasına ilişkin basit kurallar bile yok sayılarak, adalet adına kaygı verici gelişmeler yaşanıyor.

Kürt, Alevi, Ermeni meseleleri gibi tarihten gelen can yakıcı sorunların yanı sıra, her alanda eşitsizlik, adaletsizlik ve ciddi demokrasi sorunları ortada duruyor. Bu sorunları çözeceği beklentisiyle toplumdan oldukça önemli bir destek alan AKP Hükümeti, bu sorunları çözmeye yanaşmadığı gibi giderek artan otoriterleşmesi ve muhafazakârlaşması ile sorunları derinleştiriyor, adalet duygusunun ciddi bir biçimde yara almasına yol açıyor.  Örneğin; bir yıl önce 28 Aralık 2011 akşamı Roboski’de Türk Hava Kuvvetlerinin savaş uçakları kendi yurttaşlarının üzerine bombalar yağdırdı ve çoğu çocuk yaşta 34 kişi yaşamını yitirdi. Aradan bir yıl geçmesine rağmen halen bir soruşturma açılmadı, bombalama emrini kimin verdiği konusunda resmi açıklama yapılmadı. Üstüne üstlük bu kuvvetin komutanı olan Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Mehmet Erten’e başarı madalyası verildi. Roboski katliamı,  ülkemizde yaşam hakkının yok sayıldığını, hukuk güvenliğinin olmadığını bize bir kez daha gösterdi.

Alevilerin eşit yurttaşlık talepleri halen yok sayılıyor.  Bir milletvekilinin mecliste Cem Evi açılması talebi, din ve inanç özgürlüğü yok sayılarak geri çevrildi. Bu konuda açılan davada, meclis başkanlığı Aleviliğin İslamiyet içi alt bir inanç grubu olarak görüldüğü ibadet yerinin Cemevi değil, cami olduğu savunmasıyla, tekçi yaklaşım bir kez daha sergilendi.

Kürt meselesinin ancak diyalog ve müzakereyle, demokratik siyasetle çözülebileceğinin artık anlaşılması gerekiyor. Buna karşın, antidemokratik seçim kanunlarına ve tüm engellemelere rağmen demokratik siyaset için Meclise girmeyi başaran BDP’li milletvekillerine yönelik bir linç kampanyası yürütülüyor. En kaygı verici olan da bu kampanyanın bizzat Başbakan tarafından yönetilmesidir. Meclisteki 9 yüze yakın dokunulmazlık dosya içinden BDP’lilerin dosyalarının seçilerek öne alınmasını da bu linç kampanyasının bir parçası olarak görüyoruz.

Ülke içinde olduğu gibi uluslararası alanda da barış, demokratik ve şiddetsiz bir siyaset anlayışıyla kurulabilir. Bu anlamda hükümetin uluslararası arenada da izlediği şiddeti tırmandıran politikalar Türkiye’yi istenmeyen bir maceraya sürüklüyor. Son olarak, savunma amacı iddiasıyla yerleştirilecek olan Patriot füzeleri, bölgede gerginliği ciddi ölçüde artırmıştır.

Diğer yandan, AKP Hükümeti’nin yaşam alanlarını kirleten, yaşam kaynaklarını sömüren, çılgın kalkınma anlayışıyla, doğal denge altüst ediliyor, canlı yaşamının sonu hazırlanıyor. Ortaya atılan projelere ilişkin bilimsel öngörüler ve halkın tepkisi dikkate alınmıyor, medyatik devasa açılış törenleriyle gerçekler örtülmeye çalışılıyor. Yıkıcılıklarını tescillendirmek istercesine ekolojik yıkımlara yol açacak barajlara kendi adlarını veriyorlar.  HES’ler, Termik Santraller, yaşama alanlarını geri dönüşü olamayacak şekilde kirleten su havzalarına bile izin verilen Altın Madenleri, İzmir Gaziemir’deki nükleer sorumsuzluk yaşamı tehdit eden neoliberal politikalarını ürünü olarak karşımızda duruyor. İktidarın şimdiki gündemi de yaşam alanlarının sömürülmesine karşı duran TMMOB’u ve bağlı odaları etkisizleştirme, yürütmeye bağlama çabası.

Kadın, LGBT ve kimliğinden dolayı ötekileştirilen tüm bireylerin var olduğu, seslerinin daha güçlü duyulacağı bir siyaset anlayışı yaratmak tek alternatif olarak önümüzde durmaktadır. Kadınların yaşam mücadelesine karşı ölümü hak olarak gören zihniyete karşı her yerde olacağız. Kadın cinayetleri durduruluncaya kadar, kadınların ve LGBT bireylerin hakları güvence altına alınıncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.

İktidarın bu uygulamaları karşısında ise yine eski dünyanın zihniyetiyle hareket eden bir muhalefet bulunuyor.  AKP’nin hegomonik politikasına karşı duran bir muhalefet yok.

Sorunları çözme yerine daha fazla körükleyen, işin içinden çıkılmaz hale sokan siyaset anlayışı ve siyaset yapma tarzından kurtulmak zorundayız.  Yeşiller ve Sol Gelecek bu arayışın adıdır.

AKP büyüsü altında yaşamıyoruz. Siyasetimizi kaba bir AKP karşıtlığı oluşturmuyor. Kendi programına ve gündemine güvenen bir partiyiz Sadece AKP’nin yaptıklarına tepki vermekten ibaret bir siyasal çizgiyi muhalefet aracı olarak görmüyoruz. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, AKP’nin karşısına bir seçenek olarak çıkma hedefini önüne koymaktadır. AKP’ye karşı gerçek muhalefeti biz kuracağız.

Adımızdaki “Gelecek” sözcüğü bugünle, bugünkü sorunlarla ilgilenmediğimiz anlamında değildir. Bugünkü kuşaklarla birlikte gelecek kuşaklar için de yaşanabilir bir dünyayı kurma hedefimizin ifadesidir.

AKP’nin ne pahasına olursa olsun kalkınma anlayışına sadece yolsuzluklar, ihale kayırmaları bağlamında itiraz etmeyi de muhalefet olarak görmüyor, bu kalkınma anlayışının ülkeyi yıkıma, çölleşmeye, çürümeye götüreceğini halka anlatma ödevinin önümüzde durduğunu biliyoruz.

Ergenekon ve benzeri davalarda “Darbecilerin yanında ya da karşısında olmak” ikilemine düşmeden, darbe yapmaya kalkışan, darbe ortamı yaratmaya çalışanların hukuk ilkeleri içinde, intikamcılıkla değil çağdaş hukukun gerekleriyle mücadele edilmesini savunacağız.

Yürüteceğimiz çalışmalarını ne “entelektüel bir sırça köşk”te ne de etkisini yitirmiş geleneksel sokak eylemleri ile değil, üretenlerin, direnenlerin, çevreyi, doğayı, demokrasiyi savunanların olduğu yerde bulunmayı hedefliyoruz.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi ideolojik birlik partisi değil, politik birlik üzerinde yükselen ve kitleselleşmeyi hedefleyen, tespit ettiği sorunları çözmeyi önüne kayan çoğulcu bir partidir. Kitleselleşme hedefimize rağmen radikal doğrularımızdan şaşmıyoruz. Örneğin, eşitlikçi bir siyaset için parti organlarında yapılacak seçimlerde uyguladığımız kotalardan, Kürt Meselesinin çözümü için Batı’da en ikirciksiz sözleri söylemekten asla vazgeçmeyeceğiz.

Erdoğan – Kılıçdaroğlu polemiklerinin gösterdiği üzere siyasette bir “medeniyet kaybı” yaşanıyor. Biz kamusal alanda siyasetin düzeyine dikkat edeceğiz, söylemlerimizle ona itibar kazandıracağız.

Siyasal partiler arasında bizim düşmanımız yok; muhalif olduğumuz ya da dayanışma içinde olduğumuz partiler var. Hiçbir siyasal partinin meşruiyetini tartışmayacağız. İktidar partisine muhalefetimiz de bu yönde olacak.

Katılmadığımız fikir ve uygulamalarını teşhir edeceğiz. Ama daha önemlisi negatif değil pozitif bir siyaset izleyeceğiz. Sadece muhalif değil alternatif de olacağız.

Emeğin ve doğanın sömürüsüne karşı eşitlikçi, özgürlükçü, ekolojist yeşil sol seçeneği büyüteceğiz. AKP hegemonyasına, toplumsal çatışmayı körükleyen anlayışa karşı demokratik ve toplumsal bir muhalefeti öreceğiz. Kürt Meselesinin çözümü konusunda, bütün muhalif kesimlerle birlikte eşit yurttaşlık esasını esas alan çalışmaların içinde yer alacağız. Anadilde eğitimin, anadilde savunma hakkının, çok dilli ve çok kültürlü bir toplumsal düzenin kurulması mücadelesinin ortağı olacağız. Eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik ve ekolojist yeni bir anayasa için sözümüz vardır.  Hedefimiz 12 Eylülü aşmak, 12 Eylülün hesabını sormak, tüm kurumlarından kurtulmaktır.

Ekolojinin siyasetini yapacağız, her zaman ekoloji harekelerinin içinde yer alacağız, yeri geldiğinde onların sözcüsü olacağız. Sadece insanın değil, börtü böceğin, kuşların, çiçeklerin, kısacası doğadaki tüm canlıların sözcüsü ve yaşamlarının savunucusu olacağız.

Nasıl bir dünya istiyorsak öyle bir siyaseti örgütlüyoruz. Bu siyaseti yaparken çoğulcu ve katılımcı olacağız, hiyerarşiyi reddedeceğiz, bunun için partimizde genel başkanlık yerine eş sözcülüğü, yönetimlerde % 50 kadın, %20 gençlik, %5 LGBT, %5 engelli kotasını ve rotasyonu öngördük. Şiddet karşıtı olacağımıza, şiddetsiz bir politik dil kullanacağımızın sözünü verdik.

Barış içinde herkesin farklı herkesin eşit ve özgür olduğu,  yaşamın korunduğu bir toplumsal düzeni mutlaka kuracağız.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüleri
Sevil Turan, Arif Ali Cangı

(Yeşil Gazete)

Eşitliği, özgürlüğü, barışı, demokrasiyi esas alan, dünyanın geleceğini, yaşamı koruyacak yeni siyaset için bir yıl önce çıktığımız yolculuğumuz 25 Kasım 2012 Pazar günü Ankara’da görkemli bir buluşmayla ‘YEŞİLLER VE SOL GELECEK’e dönüştü.

‘Yeşiller ve Sol Gelecek’ yeni bir siyaset anlayışı, yeni bir siyaset yapma tarzıdır. Biz bu yeni siyaseti yaşamsal bir tercih olarak görüyoruz. Çünkü bugün artık küreselleşen kapitalizmle, insan emeğinin sömürüsünün yanı sıra doğa da sömürünün konusu haline dönüştürüldü. Kapitalist sistemin tüketim merkezli politikaları iklimi değiştiriyor, insanları göçe zorluyor, yaşam alanlarına el koyuyor, açlığa mahkum ediyor, temel insan haklarından dahi yararlanamaz duruma sokuyor, insanlığı istemediği savaşların içine sürüklüyor, çevreyi tahrip ediyor, doğa haklarını gasp ediyor, ürettiği her politika ile birilerini ötekileştiriyor.

Uygulanan politikalarla yaşam kaynakları hızla tüketiliyor, yaşam alanları kirletiliyor, önlenmeyen küresel iklim değişikliğiyle ekolojik yıkım kapımıza dayandı. Bu düzen kendi yarattığı krizlerini aşmak için acımasız yöntemleri kullanmayı sürdürüyor, bölgesel savaşlar dahil olmak üzere şiddetin her türlüsünü kullanıyor, merkezileşmeyi ve otoriterleşmeyi besliyor.

Bu düzenin yarattığı katlanılamaz eşitsizlikler, savaşlar, katliamlar, doğanın ve tüm canlıların yaşamının yok olması tehlikesi karşısında, bugün insanlık önemli bir yol ayrımındadır. Bu kötü gidişi ya büyük bir kayıtsızlıkla izleyeceğiz ya da ekolojik yıkımı durduracak, yaşamı koruyacak hem yeşil hem sol bir gelecek kuracağız.

Yeşiller ve Sol Gelecek, dünyanın yaşadığı ekonomik, ekolojik ve toplumsal krizin adil bir sistem kurarak değiştirileceğine inanıyor. Bunu mağduriyetler ve haklar arasında öncelik sıralaması yapmadan, çevre ve iklim adaleti, sağlıklı suya ve gıdaya erişim hakkı, sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı eksenine oturtarak yapmamız gerekiyor. Yani gelecek kuşakların haklarını gözeterek yapmamız gerekiyor.

Kayıtsız kalmayan, eşitliğin, özgürlüğün, ekolojinin siyasetini örmeyi tercih eden insanlar olarak buradayız. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, yeni bir umudun, yeni bir arayışın, barışın, demokrasinin yaşamın siyasetinin adresidir.

Neden yeni siyaset?

  • Aradan otuz yıl geçmesine rağmen halen ’12 Eylül’ün getirdiği kurumlarla, onun koyduğu kurallarla ve zihniyeti ile ülke yönetiliyor. Bir yanda 12 Eylül ile yüzleşmede önemli bir başlangıç olan darbecilerin yargılanması devam ederken, diğer yandan 12 Eylül dönemini aratmayan siyaseti boğmaya çalışan yargılamalarla karşı karşıyayız. Olağanüstü mahkemelerle, adil yargılanma hakkının yok sayılmasıyla, kişi güvenliği ve hukuk güvenliği ortadan kaldırıyor. KCK Davaları ile demokratik Kürt siyasetinin önü kesilmeye çalışılıyor. Demokrasi ve sendikal hakların savunucusu KESK yöneticileri, KCK operasyonuna dâhil edilerek hedef gösterilmektedir. Devlet eliyle uygulanan kadına yönelik şiddetin bir başka boyutu olan dava sürecinde, KESK yöneticisi kadınlar asılsız iddialarla aylarca hürriyetlerinden yoksun bırakılmışlardır.

Normalleşmenin ve demokratikleşmenin önünü açma potansiyelini taşıyan Ergenekon yargılamalarında, faillerin ve fiillerin aynılaştırılmasıyla devlet içindeki derin hukuksuz yapılarla hesaplaşmaktan hızla uzaklaşılıyor. İki gün önce duruşması yapılan Mısır Çarşısı ve Pınar Selek davasında, ceza yargılamasına ilişkin basit kurallar bile yok sayılarak, adalet adına kaygı verici gelişmeler yaşanıyor.

  • Kürt, Alevi, Ermeni meseleleri gibi tarihten gelen can yakıcı sorunların yanı sıra, her alanda eşitsizlik, adaletsizlik ve ciddi demokrasi sorunları ortada duruyor. Bu sorunları çözeceği beklentisiyle toplumdan oldukça önemli bir destek alan AKP Hükümeti, bu sorunları çözmeye yanaşmadığı gibi giderek artan otoriterleşmesi ve muhafazakârlaşması ile sorunları derinleştiriyor, adalet duygusunun ciddi bir biçimde yara almasına yol açıyor. Örneğin; bir yıl önce 28 Aralık 2011 akşamı Roboski’de Türk Hava Kuvvetlerinin savaş uçakları kendi yurttaşlarının üzerine bombalar yağdırdı ve çoğu çocuk yaşta 34 kişi yaşamını yitirdi. Aradan bir yıl geçmesine rağmen halen bir soruşturma açılmadı, bombalama emrini kimin verdiği konusunda resmi açıklama yapılmadı. Üstüne üstlük bu kuvvetin komutanı olan Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Mehmet Erten’e başarı madalyası verildi. Roboski katliamı, ülkemizde yaşam hakkının yok sayıldığını, hukuk güvenliğinin olmadığını bize bir kez daha gösterdi.

Alevilerin eşit yurttaşlık talepleri halen yok sayılıyor. Bir milletvekilinin mecliste Cem Evi açılması talebi, din ve inanç özgürlüğü yok sayılarak geri çevrildi. Bu konuda açılan davada, meclis başkanlığı Aleviliğin İslamiyet içi alt bir inanç grubu olarak görüldüğü ibadet yerinin Cemevi değil, cami olduğu savunmasıyla, tekçi yaklaşım bir kez daha sergilendi.

  • Kürt meselesinin ancak diyalog ve müzakereyle, demokratik siyasetle çözülebileceğinin artık anlaşılması gerekiyor. Buna karşın, antidemokratik seçim kanunlarına ve tüm engellemelere rağmen demokratik siyaset için Meclise girmeyi başaran BDP’li milletvekillerine yönelik bir linç kampanyası yürütülüyor. En kaygı verici olan da bu kampanyanın bizzat Başbakan tarafından yönetilmesidir. Meclisteki 9 yüze yakın dokunulmazlık dosya içinden BDP’lilerin dosyalarının seçilerek öne alınmasını da bu linç kampanyasının bir parçası olarak görüyoruz.
  • Ülke içinde olduğu gibi uluslararası alanda da barış, demokratik ve şiddetsiz bir siyaset anlayışıyla kurulabilir. Bu anlamda hükümetin uluslararası arenada da izlediği şiddeti tırmandıran politikalar Türkiye’yi istenmeyen bir maceraya sürüklüyor. Son olarak, savunma amacı iddiasıyla yerleştirilecek olan Patriot füzeleri, bölgede gerginliği ciddi ölçüde artırmıştır.
  • Diğer yandan, AKP Hükümeti’nin yaşam alanlarını kirleten, yaşam kaynaklarını sömüren, çılgın kalkınma anlayışıyla, doğal denge altüst ediliyor, canlı yaşamının sonu hazırlanıyor. Ortaya atılan projelere ilişkin bilimsel öngörüler ve halkın tepkisi dikkate alınmıyor, medyatik devasa açılış törenleriyle gerçekler örtülmeye çalışılıyor. Yıkıcılıklarını tescillendirmek istercesine ekolojik yıkımlara yol açacak barajlara kendi adlarını veriyorlar. HES’ler, Termik Santraller, yaşama alanlarını geri dönüşü olamayacak şekilde kirleten su havzalarına bile izin verilen Altın Madenleri, İzmir Gaziemir’deki nükleer sorumsuzluk yaşamı tehdit eden neoliberal politikalarını ürünü olarak karşımızda duruyor. İktidarın şimdiki gündemi de yaşam alanlarının sömürülmesine karşı duran TMMOB’u ve bağlı odaları etkisizleştirme, yürütmeye bağlama çabası.
  • Kadın, LGBT ve kimliğinden dolayı ötekileştirilen tüm bireylerin var olduğu, seslerinin daha güçlü duyulacağı bir siyaset anlayışı yaratmak tek alternatif olarak önümüzde durmaktadır. Kadınların yaşam mücadelesine karşı ölümü hak olarak gören zihniyete karşı her yerde olacağız. Kadın cinayetleri durduruluncaya kadar, kadınların ve LGBT bireylerin hakları güvence altına alınıncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.

İktidarın bu uygulamaları karşısında ise yine eski dünyanın zihniyetiyle hareket eden bir muhalefet bulunuyor. AKP’nin hegomonik politikasına karşı duran bir muhalefet yok.

Sorunları çözme yerine daha fazla körükleyen, işin içinden çıkılmaz hale sokan siyaset anlayışı ve siyaset yapma tarzından kurtulmak zorundayız. Yeşiller ve Sol Gelecek bu arayışın adıdır.

AKP büyüsü altında yaşamıyoruz. Siyasetimizi kaba bir AKP karşıtlığı oluşturmuyor. Kendi programına ve gündemine güvenen bir partiyiz Sadece AKP’nin yaptıklarına tepki vermekten ibaret bir siyasal çizgiyi muhalefet aracı olarak görmüyoruz. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi, AKP’nin karşısına bir seçenek olarak çıkma hedefini önüne koymaktadır. AKP’ye karşı gerçek muhalefeti biz kuracağız.

Adımızdaki “Gelecek” sözcüğü bugünle, bugünkü sorunlarla ilgilenmediğimiz anlamında değildir. Bugünkü kuşaklarla birlikte gelecek kuşaklar için de yaşanabilir bir dünyayı kurma hedefimizin ifadesidir.

AKP’nin ne pahasına olursa olsun kalkınma anlayışına sadece yolsuzluklar, ihale kayırmaları bağlamında itiraz etmeyi de muhalefet olarak görmüyor, bu kalkınma anlayışının ülkeyi yıkıma, çölleşmeye, çürümeye götüreceğini halka anlatma ödevinin önümüzde durduğunu biliyoruz.

Ergenekon ve benzeri davalarda “Darbecilerin yanında ya da karşısında olmak” ikilemine düşmeden, darbe yapmaya kalkışan, darbe ortamı yaratmaya çalışanların hukuk ilkeleri içinde, intikamcılıkla değil çağdaş hukukun gerekleriyle mücadele edilmesini savunacağız.

Yürüteceğimiz çalışmalarını ne “entelektüel bir sırça köşk”te ne de etkisini yitirmiş geleneksel sokak eylemleri ile değil, üretenlerin, direnenlerin, çevreyi, doğayı, demokrasiyi savunanların olduğu yerde bulunmayı hedefliyoruz.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi ideolojik birlik partisi değil, politik birlik üzerinde yükselen ve kitleselleşmeyi hedefleyen, tespit ettiği sorunları çözmeyi önüne kayan çoğulcu bir partidir. Kitleselleşme hedefimize rağmen radikal doğrularımızdan şaşmıyoruz. Örneğin, eşitlikçi bir siyaset için parti organlarında yapılacak seçimlerde uyguladığımız kotalardan, Kürt Meselesinin çözümü için Batı’da en ikirciksiz sözleri söylemekten asla vazgeçmeyeceğiz.

Erdoğan – Kılıçdaroğlu polemiklerinin gösterdiği üzere siyasette bir “medeniyet kaybı” yaşanıyor. Biz kamusal alanda siyasetin düzeyine dikkat edeceğiz, söylemlerimizle ona itibar kazandıracağız.

Siyasal partiler arasında bizim düşmanımız yok; muhalif olduğumuz ya da dayanışma içinde olduğumuz partiler var. Hiçbir siyasal partinin meşruiyetini tartışmayacağız. İktidar partisine muhalefetimiz de bu yönde olacak. Katılmadığımız fikir ve uygulamalarını teşhir edeceğiz. Ama daha önemlisi negatif değil pozitif bir siyaset izleyeceğiz. Sadece muhalif değil alternatif de olacağız.

Emeğin ve doğanın sömürüsüne karşı eşitlikçi, özgürlükçü, ekolojist yeşil sol seçeneği büyüteceğiz. AKP hegemonyasına, toplumsal çatışmayı körükleyen anlayışa karşı demokratik ve toplumsal bir muhalefeti öreceğiz. Kürt Meselesinin çözümü konusunda, bütün muhalif kesimlerle birlikte eşit yurttaşlık esasını esas alan çalışmaların içinde yer alacağız. Anadilde eğitimin, anadilde savunma hakkının, çok dilli ve çok kültürlü bir toplumsal düzenin kurulması mücadelesinin ortağı olacağız. Eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik ve ekolojist yeni bir anayasa için sözümüz vardır. Hedefimiz 12 Eylülü aşmak, 12 Eylülün hesabını sormak, tüm kurumlarından kurtulmaktır.

Ekolojinin siyasetini yapacağız, her zaman ekoloji harekelerinin içinde yer alacağız, yeri geldiğinde onların sözcüsü olacağız. Sadece insanın değil, börtü böceğin, kuşların, çiçeklerin, kısacası doğadaki tüm canlıların sözcüsü ve yaşamlarının savunucusu olacağız.

Nasıl bir dünya istiyorsak öyle bir siyaseti örgütlüyoruz. Bu siyaseti yaparken çoğulcu ve katılımcı olacağız, hiyerarşiyi reddedeceğiz, bunun için partimizde genel başkanlık yerine eş sözcülüğü, yönetimlerde % 50 kadın, %20 gençlik, %5 LGBT, %5 engelli kotasını ve rotasyonu öngördük. Şiddet karşıtı olacağımıza, şiddetsiz bir politik dil kullanacağımızın sözünü verdik.

Barış içinde herkesin farklı herkesin eşit ve özgür olduğu, yaşamın korunduğu bir toplumsal düzeni mutlaka kuracağız.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüleri

Sevil Turan Arif Ali Cangı

Kategori: Manşet