İklim KriziManşet

“İklimde çuvallamak insan haklarına saygısızlık”

Çevre Adaleti Vakfı (Environmental Justice Foundation) Genel Müdürü Steve Trent’in imzasıyla AllAfrica.com’da yayınlanan makaleyi, Yeşil Gazete gönüllü çevirmenlerinden Esra Süel‘in çevirisiyle sunuyoruz.

***

Uluslararası toplum olarak iklim değişikliği ile mücadele konusundaki yetersizliğimizin ciddi sonuçları var. Günümüzde iklim değişikliği gıda, sağlık, su, barınma ve özgür irade gibi en temel insan hakları karşısında en ciddi tehditlerden biri haline geldi.

Filozof Simone Weil diyor ki: “Kök salmak, insan ruhunun belki de en önemli, fakat en az bilinen ihtiyacıdır.” Şimdi bir dakika durun köklerinizi ve kendinizi ait hissettiğiniz yeri, evinizi düşünün.

Sanıyorum ki eviniz sizin için, benim için olduğu gibi, tuğlaları ve sıvasından çok daha fazla anlam taşır. Ait hissettiğiniz ve eviniz diye nitelendirdiğiniz yerin asıl değeri kültüründen, geçmişinden, aile ve arkadaşlarınızdan, hatıralarınızdan, gündelik alışkanlıklarınızdan, ve içinde yaşadığınız çevresel özelliklerden gelir.

Nereli olursanız olun -Londralı, Pekinli, Bangladeşli veya Fijili –aidiyet hissiniz özünde tüm bu saydıklarımla yakından ilişkilidir. Çoğu kültürde bu bağ kolaylıkla hissedilir.

Fiji dilinde bunun çok güzel bir örneği vardır –Vanua kelimesi. Bu kelime genellikle İngilizce ‘ye ‘toprak’ şeklinde, eksik olarak çevrilir. Ama asıl olarak ‘toprak, halk ve gelenek’ anlamına gelir; yaşanan çevre, kültür ile aidiyet arasındaki özel ve yakın ilişkiyi anlatır.

Peki köklerimizi ve evimizi kaybetmemiz ne anlama geliyor? Uyurken hissettiğiniz güven duygusunu kaybetmek çok yıkıcı olabilir. Başkalarının neden olduğu ve kontrol edemediğiniz olayların sonucunda, ait hissettiğiniz -doğup büyüdüğünüz; ailenizin, arkadaşlarınızın, alışkanlıklarınızın ve kültürünüzün var olduğu yeri terk etmek zorunda kalmak.

Dünyanın en yoksul ülkelerinde yaşayan milyonlarca insan bu koşullarda göçe zorlanıyor.

Yeni mülteciler

Gelişmiş ülkelerin büyüme süreçlerinin tüm dünyada ve özellikle yoksul ülkelerde yarattığı çevresel tahribata çözüm bulunamaması nedeniyle evlerinden sürülen yeni bir mülteci grubundan, “iklim mültecilerinden“ bahsediyoruz.

İklim değişikliğinin bir sonucu olarak olağanüstü hava koşullarının şiddeti artıyor. Bunun etkileri artık hem yoksul ülkelerde, hem de gelişmiş ülkelerde görülüyor.

Bu sene, sadece New York’ta, Sandy Kasırgası’nın ardından 40.000 kişi evsiz kalırken; Bopha Tayfunu henüz geçtiğimiz hafta Filipinler’de 310.000’den fazla kişinin evlerini kaybetmesine neden oldu.

Geçtiğimiz sene hava felaketlerinin yol açtığı sel ve fırtına olayları nedeniyle 13,8 milyon kişi yer değiştirmek zorunda kaldı. Bu Illinois eyaletinin toplam nüfusundan daha yüksek bir sayıya tekabül ediyor. Bir dakika için Illinois’de tüm nüfusun her şeyini kaybettiğini hayal edin: topraklarını, evlerini, tüm varlıklarını ve gelir kaynaklarını. Böyle bir durumda, bu insanlar nereye gideceklerdi? Nerede, hangi haklara sahip olacaklardı?

Çevre emniyetsizliği nedeniyle evlerini terk etmek zorunda kalan bu insanlar genellikle “iklim mültecileri“ veya “çevresel mülteciler“ olarak tanımlanıyorlar.

Fakat bu terimler uluslararası kanunlar tarafından kullanılmıyor ve tanınmıyor. Bu insanlar artan sayılarına rağmen uluslararası kanunlar tarafından mülteci olarak tanınmıyor ve korunmuyorlar. Oysa, iklim kaynaklı sorunlar nedeniyle göç etmek zorunda kalıyorlar. Onlar mülteciler.

Ortak geçmişimizden almamız gereken ağır bir ders var: Yaşam tarzımız ile ilgili yaptığımız tercihlerin başkaları üzerinde somut ve olumsuz etkileri oluyor. Bunun en iyi ispatı iklim değişikliği sonucunda yaşananlar. Sanayileşmemizin, büyümemizin ve tüketici kültürümüzün bir bedeli var –fakat bunu gelişmiş ülkelerde yaşamakta olan bizler ödemiyoruz. Aksine, dünyanın en fakir ülkeleri daha da savunmasız hale geliyor.

Artan hava sıcaklığı, düzensiz yağış, kuraklık ve çölleşme,  yoğun sel ve fırtına gibi olaylar insanlar üzerinde olumsuz sonuçlar doğuruyor. Dünyanın büyük bir kısmında aşırı su ve sel olayları, ya da su kıtlığı ve içecek su yetersizliği nedeniyle hayat şartları zorlaşıyor.

Gıda emniyetsizliği ve sağlık kaybının yanı sıra, olağanüstü hava olayları ve iklim değişikliğinin yol açtığı kaos ortamında ortaya çıkan çıkar çatışmaları bölge halkları için direk bir yaşam tehdidi oluşturuyor – bugün Darfur’da yaşanan şiddet olaylarına; ve Kenya’da, sadece yarım milyon kişinin sağ kalmayı başarabildiği, Dadaab mülteci kampında yaşanan felakete tanıklık ediyoruz. Sel felaketleri nedeniyle geçim kaynaklarını ve evlerini kaybeden, kıtlıkla karşılaşan bu insanların göçmekten başka şansı kalmıyor.

Ben, çevresel güvenliğin bir insan hakkı olduğuna inanıyorum. Bu yüzyıl ilerledikçe, özellikle aşırı su veya su kıtlığı nedeniyle, yüz milyonlarca insan evlerini kaybederek göç etmek zorunda kalacak.

Tüm bunlar olurken, dünya liderleri Doha’da 18. İklim Değişikliği Müzakereleri’ni tamamladı, ve bir kez daha en zayıf ve savunmasız kesimler için koruma mekanizmaları kurma konusunda başarısız oldu. İklim mültecilerini korumak ve desteklemek için yeterli çabayı göstermediğimiz açıkça ortada.

 

Faturayı ödemek

ABD ve diğer gelişmiş ülkeler müzakereler sonucunda iklim değişikliğinin yol açtığı tahribatın bir faturası olacağı ve bu maliyetin sorumluluğunun bir kısmının gelişmiş ülkeler tarafından üstlenilmesi gerektiği konusunda resmi bir mutabakat sağlamayı başardı; fakat sorunların çözümü için gerekli olan öncülüğü ve kararlılığı gösterme konusunda yetersiz kaldı.

Gelişmiş ülkeler iklim değişikliğinin nedenleri ve yüksek maliyetleri üzerinde bir mutabakata vardılar, fakat bu sorunların çözümü için harekete geçilmesi ve gerekli fonların yaratılması konularını karara bağlamadılar. Liderlerimizin, kabul ettikleri siyasi sorumlulukların gerekliliklerini ve vaatlerini yerine getirmek için hemen harekete geçmelerini bekliyoruz.

Unutmamalıyız ki -günümüzde iklim değişikliği yoksul, zayıf ve savunmasız kesimin hakları başta olmak üzere, hepimizin toplu hakları için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Bu nedenle uluslararası toplumun bu konudaki duyarlılığını arttırması ve artan iklim mültecilerini korumak için harekete geçmesi büyük bir önem taşıyor.

Steve Trent

(AllAfrica.com, Yeşil Gazete)

Yeşil Gazete için çeviren: Esra Süel

Ye

 

Kategori: İklim Krizi