IPCC İklim Değişikliği problemini küçümsüyor mu? – Kamil Çöllü

2011 yılında Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC)’nin öngördüğü deniz seviyesindeki artış yıllık 2 mm idi. Ancak, yazılan yeni makalelere ve yayınlanan uydu verilerine göre öngörülen değerler ile gerçek değerler arasında keskin bir fark olduğu anlaşıldı. Bu verilere göre deniz seviyesindeki artış, öngörülenden %60 daha fazla yani yılda 3,2 mm seviyesine ulaşmış durumda. Bu da IPCC’nin yapmış olduğu öngörülerin ne kadar gerçekçi olduğunu sorgulamamıza neden oluyor.

Bunu anlayabilmek ve biraz da sorgulayabilmek adına daha önceki yılların değerlerine bir göz atalım. IPCC’nin Şubat 2007 raporunda; 2100 yılına kadar deniz seviyesinin 18 ile 59 cm arasında artabileceği belirtilmiştir. Buna ek olarak, o dönemde Antartika’dan kopan buzul parçaları ve Grönland’daki buzulların erimesine bağlı olarak üst limitin 10 ile 20 cm arasında artabileceği de açıklanmıştır. Buna karşın, 2009 yılında yapılan Arktik (kuzey kutup bölgesi) gözlemleme ve değerlendirme çalışmalarının açıklanmasının ardından deniz seviyesindeki yükselmenin 2100 yılına kadar 0,5 m ile 1,5 m arasında olacağı tahmin edilmiştir. Bu tahmin, IPCC’nin 2007’de yaptığı tahminin iki katıdır. Bu durumda kıyı şehirleri ve ada ülkeleri ciddi tehlike altına girmektedir. Asıl şaşırtıcı olan ise Grönland’daki erimenin 1995 ile 2005 yılları arasında 330 milyar tondan 430 milyar tona ulaşarak  %30 oranında artmasıdır.

Ne yazık ki, son 50 yılda Arktik çok ciddi bir biçimde ısınmış ve Grönland’daki sıcaklık artışı dünyanın ortalama sıcaklık artışını ikiye katlamıştır. Peki, neden Grönland bu kadar önemlidir? Cevap oldukça basit: Grönland, yüzeyindeki 3 milyon km buz ile kuzey yarım küredeki en büyük tatlı su buzuludur. Eğer Grönland’ın tamamı eriyecek olursa, dünyanın deniz seviyesi yaklaşık 7 m artacaktır.

Bu yıl Haziran ayında yayınlanan makalelere göz attığımızda görürüz ki, küresel sıcaklık artışının 2 derece yerine 1,5 derecede sınırlandırılması ve düzenli olarak sıcaklık artışının azaltılabilmesi ile 2300 yılına kadar deniz seviyesindeki artışın yarılanabileceği öngörülmektedir. Ancak, küresel sıcaklık artışının 3 derecenin üstüne çıkması durumunda deniz seviyesindeki artışın 2 m ile 5 m arasında olacağı, en iyi ihtimalle bunun 3,5 m olacağı tahmin edilmektedir.

IPCC’nin Şubat 2007’deki 0,2 m ile 0,5 m arasındaki deniz seviyesindeki artış tahmininin yanında bugünkü en iyimser tahminler 2100 yılına kadar bu artışın en az 1 m olacağı yönündedir. Bu açıdan bakıldığında görülen, deniz seviyesindeki artışlarda IPCC’nin Şubat 2007 ‘deki öngörülerinde hesaba katmadığı bazı değişkenler olabileceğidir. Kasım ayında yayınlanan makalede, Colorado Üniversitesi’nden yerbilimci Bill Hay, deniz seviyesinin artışını modellerken bazı geribesleme değişkenlerinin hesaba katılmadığını düşünüyor ve bu değişkenlerin şunlar olabileceğini söylüyor:

–         Arktik deniz buzullarının geribeslemeleri

–         Grönland buzullarının geribeslemeleri

–         Toprak nemi ve yer altı madenciliği geribeslemeleri

Hesaba katılmayan geribeslemeleri yukarıdaki gibi örneklendiren Bill Hay, Arktik’teki deniz buzullarının zaten deniz içerisinde olduğunu ve koptuktan sonra da direkt deniz seviyesini arttırmadığını, bunun yerine Arktik’in daha fazla ısınmasında rol oynadığını yani Arktik’e yakın olan Grönland’daki ve Kanada’daki kara buzulların erimesine neden olduğunu düşünüyor. Bunun nedenini o bölgedeki tatlı suyun güneyden gelen tuzlu suyla yer değiştirmesine ve oluşan sıcaklık değişimiyle de Arktik’in ısınmasına bağlayarak bu durumun hiçbir modelin içerisinde yer almadığını söyler. Bu geribeslemeler sonucunda ışığı yansıtan buz tabakaları yerine ışığı hapseden buzsuz su bölgeleri meydana geliyor ve bu da Arktik bölgesindeki suların daha çok ısınarak daha fazla buzulun erimesine yol açıyor.

Bütün bu veriler göz önünde bulundurulduğunda IPCC’nin Şubat 2007’deki tahminlerinin ardından her geçen yıl deniz seviyesindeki artışın daha da hızlanarak arttığı gözlemlenmektedir. IPCC’nin tahminlerinin gerçek değerlerin yakınından bile geçmediğini görmek ve bu önemli konuda bizleri yeterince uyarmadığını düşünmek, kendimize ne yazık ki şu soruyu sormamıza neden oluyor; acaba IPCC, iklim değişikliği problemine hükümetlerin baskısı ile  fazla iyimser mi yaklaşıyor?

 

Kamil Çöllü

Boğaziçi Üniversitesi
İklim Değişikliği Çalışma Grubu