Uzun Dünya

Stephen Baxter ve Terry Pratchett

Bir kitap incelemesi kişisel itiraflar için uygun bir mecra değil ama Stephen Baxter ve Terry Pratchett’in kitabı Uzun Dünya (The Long Earth) hakkında yazmadan önce sanıyorum bir itirafta bulunmak durumundayım. Çocukluğumdan beri başka dünyalara, kimsenin gitmediği yerlere gitmek fikri hayallerimi süslemiştir. Bu o kadar az rastlanan bir durum olmasa gerek; ancak, itirafın kendisi de bu değil zaten. Yeşil Gazete’de sık gördüğünüz “Yeni Gezegen Bulundu” temalı haberlerin arkasında yüksek ihtimalle ben varım. Yani, “bu ne ya gazete mi okuyoruz, NASA basın bülteni mi?” diyerek sitem ettiyseniz tahminen haneme yazılmıştır. İtirafım buydu. Bunu aradan çıkarıp vicdanımı rahatlattıktan sonra gönül rahatlığıyla devam edebilirim. Her neyse, ikinci itirafım ise birinci itirafla giriş yapmamın asıl nedeninin bu yazıda kısaca tanıtmayı amaçladığım Uzun Dünya’nın ana temasını yeni ve başka dünyaların oluşturması ve benim konuyu buradan bağlama hesabım. Bir süredir “normal” gündemimiz içinde vicdan azabı çekmeden bu kitaptan bahsedebilmek için fırsat kolluyordum. Bu nasip olmadı ama normalimizin bir şekilde kesintiye uğradığı tatil günleri içine sıkıştırıverdim, affola. Daha fazla devam etmeden önce Uzun Dünya’nın henüz Türkçe’ye çevrilmemiş olduğunu ve yakın zamanda çevrilmesini temenni ettiğimi ekleyeyim.

Uzun Dünya bilim kurgu klişeleriyle oynayan bir kitap. Bilim kurgu hikayelerinde (veya daha sık rastlanır haliyle, uzay operalarında) başka dünyalara seyahat etmek için genel kabul gören seyahat biçimi uzay aracına binmek ve şık bir açılımı olan üç harfli kısaltma motorunu (FTL, HTL, GHN, vb.) çalıştırmak. Malum, elimizde ne uzay aracı var, ne de FTL motoru. Dolayısıyla, yaş artıp araya lojistik ve bütçe kaygıları girince, bana büyük keyif veren başka gezegen hayallerini kurmam giderek zorlaşmıştı.

Uzun Dünya’da ise dünyalar arası seyahat için uzay gemisi veya herhangi bir üç harfli kısaltmaya ihtiyaç duyulmuyor. Evde kolaylıkla yapabileceğiniz basit bir devre ve enerji kaynağı olarak da orta boy bir patates ile dünya değiştirmek mümkün. Dahası bu değişimi teorik olarak sayısız veya en azından sayılamaz defa yapmak mümkün. Her olasılık için farklı bir dünya var çünkü. Uzun Dünya ismi de buradan geliyor.

Daha da ilginci bu dünyalarda insan yaşamaması. Aslında bilim kurgu edebiyatında paralel dünyalar da uzay seyahatleri kadar işlenmiş bir klişe. Ancak, paralel evrenli hikayeler daha çok yine insanı merkez alan alternatif tarih kurgusu üzerinden ilerler. Uzun Dünya’da ise bu paralel dünyalar büyük ölçüde boş ve el değmemiş. Canlı hayat her dünyada farklı bir evrim süreci izlemiş. Bu yaklaşım sayesinde insan merkezcilik aşılıyor. Nasıl bir evrimsel kaza olduğumuzun farkına varıp irkiliyoruz (Bana bu oldu en azından).

Hikayenin sunduğu kaçış imkanını bir kenara bırakırsak diğer ilgi çekici noktası da tam burada belirginleşiyor. “Çatışmanın kaynağı içsel midir yoksa dışsal mıdır?” sorusu kitapta açıkça sorulmasa da ima ediliyor. Baxter ve Pratchett kaynak sıkıntısının ciddi bir çatışma kaynağı olduğunu kurguda hissettiriyorlar; ancak, tam anlamıyla Rousseau’cu bir mevkide oldukları da söylenemez. İnsanda kendinden gelen netameli bir durum olduğunu da hissediyoruz. Lakin bu his asla çiğ bir misantropi seviyesine kaymıyor. Diskdünya serisinde insanı, tüm falsolarına rağmen, hala sempatik gösterebilen Pratchett’in bu dengenin kurulmasındaki rolü yadsınamaz elbette.

Hikayeye ilişkin daha fazla ipucu vermeyelim. Uzun Dünya normale nispeten verimli bir şekilde ara vermek isteyenler için iyi bir seçenek (Gerçi bizim normale verimsiz ara vermek zor gözüküyor ama neyse). Kaynak sıkıntısı, nüfus artışı ve bunun gibi sorunların giderek artan bir sıklıkla gündeme geldiği bir ortamda rahatlatıcı bir etkisi de var. Metrobüste santimetrekare başına üç kişi düştüğünde ve/veya beton orman içinde tamamen kayıp hissedilen anlarda aniden bomboş bir dünyaya geçebilme fikri ilk bakışta çok çekici geliyor (hatta bazen ikinci, üçüncü ve dördüncü bakışlarda da çekici geliyor); ancak, Uzun Dünya’nın anti-sosyal kahramanı Joshua Valienté’nin de söylediği gibi, insan yakınlığı arıyor insan.

Beş yıldan fazla bir süredir Alzheimer ile mücadele eden Terry Pratchett’e ise Uzun Dünya vesilesiyle tekrar şapka çıkartıyoruz. Eksik olmasın. Bu yeni seri belki Diskdünya serisinin de tümüyle Türkçe’ye çevrilmesinin yolunu açar kim bilir?

Herkese iyi tatiller.