Hayvanların da bilinci var! E, günaydın…

Geçen ay bir grup bilim insanı The Cambridge Declaration on Consciousness (Cambridge Bilinç Deklarasyonu) adında bir bildirge yayınlayarak, hayvanların da bilince sahip olduğunu ilan etmişti. Hayvanlarla yakın ilişkisi olan herkes, hayvanların bilinçli kararlar verdiğini kendi deneyimlerinden gayet iyi bilir. Oysa “bilim” bugüne dek bilincin insan türüne mahsus olduğuna, hayvanların ise sadece içgüdüleriyle refleks davranışlar sergilediğini varsayıyordu. Neyse ki yeni araştırmalar herkesin bildiği bilginin bilimsel bir bilgi olarak kabul edilmesinin önünü açtı.

Peki bu bilgi ne anlama geliyor ve insankların hayvanlara olan davranışlarında neyi değiştirecek? Ya da değiştirecek mi?

Aşağıda konuyla ilgili iki yazıyı alıntılıyoruz. İlki doğa korumacı Bahtiyar Kurt’un blogundan, diğeri ise hayvan özgürlüğü hareketinin sitesi ALF’den bir çeviri.

 

Cambridge Bilinç Deklarasyonu

Bahtiyar Kurt

Hayvan Hakları konusunda çalışan, konuyu yakından takip eden ve bu alanda bir şeyler söylemekte olan herkesin bilmesi gereken bir bildiri geçtiğimiz yaz aylarında 15 bilim insanının imzasıyla yayımlandı. Adına da Cambridge Bilinç Deklarasyonu denildi (ing. The Cambridge Declaration on Consciousness).

Deklarasyon temelde insan dışı hayvanların da bilince sahip olduklarının altını çiziyor. Metnin can alıcı kısmı şöyle diyor (Çeviri Zulal Kalkandelen’in sitesinden alınmıştır. Tam makale için tıklayın):

“Aynı noktada buluşan ortak kanıtlar, hayvanlarda nöroanatomik, nörokimyasal ve nörofizyolojik bilinç durumlarının alt katmanlarının var olduğunu ve hayvanların kasıtlı davranışlar gösterme kapasitesi taşıdıklarını göstermektedir. Bunun sonucu olarak, elimizdeki kanıtlara göre, insan, bilinç oluşturan nörolojik altyapıya sahip tek canlı değildir. Aralarında bütün memeliler, kuşlar ve ahtapot gibi birçok canlının da bulunduğu hayvanda bu nörolojik altyapı bulunmaktadır.”

Bu girişimi ve imza atan tüm bilim adamlarına saygı duyuyorum. Kendi alanlarında yapabilecekleri en iyi şeyi yapmış durumdalar. Kimi zaman dünyada kararlar sadece böyle bilimselliği kanıtlanmış çalışmalara referansla ilerleyebiliyor. Evinde bir muhabbet kuşuyla yaşayan bir insan belki de bu deklarasyona çoktan vakıf, bu metne gülerek geçiyor ve “şimdi mi öğrendiniz” diyor olabilir. Ama söz konusu üst düzey karar vericiler olduğunda, muhabbet kuşunun insan arkadaşının lafı değil bu tür bilimsel çalışmalar daha etkili oluyor.

Kendi bakış açıma gelecek olursam (ki en heyecanla beklediğiniz bölüm bu, biliyorum)! Bence bir canlının bilincinin olması ya da olmaması onun hakkında vereceğim kararlar (yanlış anlamayın, haşa) ya da sahip olacağım düşünceler açısından hiçbir bağlayıcılığa sahip değil. Bence bilinç, evrimsel süreçte o canlılar için gelişmesi gerektiği için gelişmiş bir özelliktir yalnızca. Çitanın hızlı koşmasından, bülbülün güzel şarkı söylemesinden bir farkı yoktur. Bu nedenle tüm canlılar benim için benim kadar kıymetlidir ve eşit haklara sahiptir.

Bir canlının, örneğin bir gorilin, insan benzeri bir bilince sahip olması, bilince sahip olan başka bir canlı olarak benim ilgimi çeker, evet. Bu bilinçle birlikte nasıl bir yaşam sistemi, modeli oluşturduğunu görmek elbette farelerin yaşam şeklini öğrenmekten daha ilgi çekicidir benim için. Ama o kadar. Bu durum gorillere daha ayrıcalıklı davranmalıyım duygusunu bende uyandırmaz.

Öte yandan, insanlığın toplu hareket eden bir sistem olarak henüz bu düşüncelerin yakınından-uzağından dahi geçmediğinin de farkındayım. Bu nedenle, hayvan hakları konusunda yaşanacak gelişmelerin adım adım elde edileceğini biliyorum (ya da bir gün insanı/gezegeni vuracak bir katastrofi olacak ve her şey toptan değişecek). Bu nedenle bu deklarasyon oldukça önemli. Ve belki de önce şempanzeler, goriller, sonra fareler ve diğer türler insanlar nezdinde hak ettikleri haklarına kavuşacak. Ne yazık ki insan mekanizması günümüzde böyle çalışıyor.

Burada asıl soru şu: İnsan neden böyle bir canlı? Kendini tüm canlılardan daha gelişmiş ve zeki olarak görmesine rağmen neden kendine ve diğer canlılara bu şekilde muamelede bulunabiliyor? Yanıt şu soruda saklı olabilir mi: Biz gerçekten de bu gezegenin en gelişmiş canlısı mıyız?

Ankara, 22 Ekim 2012

————————–

Kartezyanizmin Sonu mu? Bilim Adamları Ortak Deklarasyonla İlan Etti: Hayvanların da Bilinci Var

Marc Bekoff

Arada bir konu satırını okuduktan sonra görmezden geldiğim bazı e-postalar alıyorum. Eminim bunu yapan sadece ben değilimdir, ama bugün tam tersini yaptım ve konu satırında “ Bilim Adamları İlan Ediyor: Hayvanların Bilinci Var” cümlelerini görünce hemen okudum. Gerçekten bunu şaka sanmıştım,  ama değilmiş.

Akademisyen arkadaşım Michael Mountan ; Cambridge, İngiltere’de yakın zamanlarda yapılan bir toplantının özetini yazmış,  bu özette şunlar söyleniyor:    “Bilim adamları ortak bir görüşe vardılar: İnsanlar bilinç sahibi tek canlı değil; öteki hayvanlar, özellikle memeliler ve kuşların da bilinci var.”  The Francis Crick Anma Konferansı’nda bir grup bilim adamı bu sonuca yol açacak türden bilgileri sundular.  Evlerinde evcil hayvanlarla yaşayan bilim adamlarının bunun bilmediğine inanmak zor. Ve elbette bir çok ünlü ve ödül sahibi alan araştırmacısı da seneler önce aynı sonuca ulaşmıştı.

Michael Mountain aslında zaten bildiğimiz bir konu hakkında en az benim ve diğer insanlar kadar kuşkulara sahipti. Bu konferansta konuşan 15 bilim adamının aslında yaban hayvanlarıyla sadece bir tek araştırma yapmış olması ilginç. Yaban hayvanlarıyla uzun süreli çalışmalar yapmış olan araştırmacıların neler düşündüğünü bilmek ilginç olurdu, mesela primatlarla, sosyal etoburlarla, su memelileriyle, sürüngenlerle ve kuşlarla çalışanlarla. Olsun, çok da şaşırtıcı olmayan sonuçları itibariyle bu bilim adamlarını kutluyorum, umarım bu bilgi insanlık dışı şekilde istismar edilen hayvanları korumak  için kullanılır.

Bazı insanlar “öteki hayvanların bilinç sahibi olduğunu bilmiyorduk” diyebilir, ama nörobiyoloji ve öteki hayvanların duygusal ve bilişseş hayatlarıyla ilgili bildiklerimiz düşünülürse bu yorum son derece naif bir yorum. Gerçekten de  nörobiyolojiyle, öteki hayvanların bilişsel ve duygusal hayatlarıyla elde edilen verilerle bilim adamları bu sonuca ulaştılar. Bu verinin doğru olduğunu kabul etmek için uluslararası öneme sahip  bilim adamlarının bir araya gelerek bize söylemesi mi gerekiyordu? Evet veya hayır, gene de teşekkür etmeliyiz onlara.

“Bu bilgi, bilim adamlarının hayvanlarla daha insancıl ilişkiler geliştirmesi için mücadele eden insanlar tarafından bir kanıt olarak kullanılacak çok önemli bir bilgidir “ diyen Michael Mountain’a katılıyorum. “ Bilinçli varlıklar olup biyolojik makineler olmadığını bildiğiniz hayvanlar üzerinde deney yapmak daha zor artık. Bu bildiride ortaya konan sonuçlardan bazıları bugüne dek esaret altındaki hayvanlar üzerinde deneyler yürüten bilim adamlarının ürünü; bu hayvanlar arasında yunuslar da var, yunuslar dünyada yaşayan en zeki türler arasında yer alıyor. Bu bilim adamlarının bildirisi esaret altında yaşayan hayvanlar üzerinde deneyler yapılmasına son verilmesi ve para kazanmak için başka yollar bulunması için uğraşılması önünde bir kanıt olarak kullanılacak”.

Cambridge Bilinç Deklarasyonu

Bilim adamları bununla yetinmeyip “Cambridge Bilinç Deklarasyonu” adında bir bildiri yayınladılar, bu deklarasyonda bir grup uluslararası bilim adamı resmen “ortak kanıtlar hayvanlarda nöroanatomik, nöorkimyasal ve  nörofizyolojik bilinç durumlarının alt yapıları var olup bunlarda kasıtlı davranışlar gösterme kapasitesi bulunduğunu göstermektedir. Söz konusu durumun sonucu olarak elimizdeki kanıtlara göre insanlar bilinç oluşturan nörolojik alt yapıya sahip tek canlılar değildir. Bütün memeliler, kuşlar ve ahtapot gibi daha bir çok canlının da bulunduğu bir çok hayvanda bu nörolojik altyapı bulunmaktadır” diyor. Bilim adamları his , duygu ve bilinç sahibi olduğu yönünde ciddi kanıtlar bulunan balıkları da bu listeye katabilirdi.

Peki, artık bildiğimiz (zaten bildiğimiz) bu bilgiyle ne yapacağız?

Şimdi bilincin hayvanlar aleminde yaygın olduğu konusunda hemfikir olan bilim adamları ve diğerleri ne yapacak acaba? Mesela biz sıçanların, farelerin ve tavukların empati davranışı gösterdiğini biliyoruz ama bu bilgi ABD’de Federal Hayvan Refahı Yasası’na katılmadı.

Hayvan bilişi ve hayvan duyguları hakkındaki bu verilerin ve daha nice bulgunun öteki hayvanları kullanmak ve onları istismar etmeye yönelik yasal düzenlemelere karar veren insanlar tarafından görmezden gelinmesine gerçekten şaşırıyorum.

Ancak 1 Aralık 2009 tarihinde  Avrupa Birliği’ne  üye ülkeler tarafından kabul edilen Lizbon Anlaşmasına göre  “ Birliğin tarım, balıkçılık, ulaşım ve iç Pazar, araştırma ve teknolojik gelişim ve uzay politikalarını oluştururken, Birlik ülkeleri ve Üye ülkeler, hayvanlar his ve duygu sahibi canlılar olduğu için hayvan refahının gerekliliklerini yerine getirmek için azami özeni gösterirken, bir yandan da üye ülkelerin hem yasamaya ait hem idari koşullarına hem de belirli dini ritüeller, kültürel gelenekleri ve bölgesel miraslarına gereken şekilde hürmet gösterir” deniyor.

Cambridge Bilinç Deklarasyonu ve Lizbon Anlaşması’nı alkışlamalı,  hayvanları  çoğu kez dehşet verici şekilde insanlık dışı araştırma ve deneylerden ve diğer istismar biçimlerinden  korumak için çok çabalamalıyız.

Son yazdığım yazılarda “gereksiz” ve “fazla” buldukları hayvanları öldürmekte sakınca görmeyen insanlar olduğundan söz etmiştim, meselâ bir hayvan refahçısı olan Oxford Üniversitesi’nden Marian Dawkins bunlardan biri, bu kadın  öteki hayvanların bilinç sahibi olup olmadığı konusunda emin değiliz şeklindeki iddialarını sürdürdü, Dawkins’e göre “bilinç konusunda hem şüpheci hem de agnostik olmalıyız…gerekirse militan bir agnostik olmalıyız; çünkü bir çok türün bir dereceye dek bilinç tecrübe ettiği olasılığını diri tutuyor. Bildiğimiz kadarıyla bir çok hayvan, (sadece zekiler ve açık açık duygusal olanlar değil) bilinç tecrübeleri yaşıyorlar.”

Belki de “Dawkins’in Tehlikeli Fikri” adını verdiğim şey  Cambridge deklarasyonu göz önüne alındığında rafa kaldırılacak. Bir çok hayvanla yakından çalışan ya da evinde hayvanlarla yaşayan hiç kimsenin hayvanların bilinci olup olmadığı konusunda kuşku duymasını kesinlikle anlamıyorum. Aynı şeyi sürekli tekrar etmek muhabbeti bozar derler, ama şüpheciliği ve kesinlikle agnostizmi bilim karşıtı ve hayvanlar  için de zararlı yapan bir çok bilimsel veri var artık. Şimdi, en sonunda Cambridge grubu bunun böyle olduğunu gösteriyor bize. Bravo! Bu yüzden hep beraber milyarlarca bilinçli hayvanın eğitim, gıda, bilim, eğlence ve giysi adına istismar edilmesine son verilmesi için bu bilgiyi kullanalım. Bu muhteşem canlılara yönelik davranışlarımıza şefkat ve empatiyi kazandırmak için onlar adına bildiğimiz bu bilgiyi kullanmak hepimizin boynunun borcu.

(Yeşil Gazete)