Köşe YazılarıYazarlar

Amerikalılarda bölünme korkusu

ABD’de 6 Kasım’da yapılacak Başkanlık seçimleri öncesi kamuoyunun tüm ilgisi ulusal kanallardan yayınlanan münazaralar üzerinde yoğunlaştı. 1976 seçimlerinden beri her seçim döneminde olduğu gibi seçmenler televizyonlarının karşısında oturup Amerikan tarzı bir show olarak tasarlanmış münazaralarda Başkan adaylarının performanslarına göre sandıkta verecekleri oyu belirleyecekler.   Araştırma şirketleri adayları kravat desenlerinden, mimiklerine kadar mercek altına alıyor ve olası seçmen davranışı üzerindeki etkileri üzerinde günlerce konuşuyorlar. En ince ayrıntısına kadar önceden titizlikle kurgulanarak son derece steril ortamlarda yapılan münazaralar Amerikan sisteminin ne denli mükemmel işlediğini dosta düşmana göstermeyi amaçlıyor.

Jill Stein ve Cheri Honkala münazaraların bu haline itiraz ediyorlar ve her fırsatta bu showun Amerikan demokrasisinin eksik yüzünü gösterdiğini anlatmaya çalışıyorlar.

Jill Stein Amerikan Yeşillerinin başkan adayı. Jill Stein ve Cheri Honkala ikilisi ABD siyasetinin görmeye alışık olmadığı isimler. Her iki kadın da aktivist kökenli, tanışıklıkları nezarethanede başlıyor. Başkan yardımcısı adayı Cheri Honkala’nın geçmişinde sokaklarda yaşadığı bir dönemi var. Ömrü mücadeleyle geçmiş ve yolu Harvard mezunu Dr. Jill Stein’la kesişince kendini yeşil politikaların içinde ve başkan yardımcısı adayı olarak bulmuş.

Başkanlık münazaralarının ilk turunun ardından Jill Stein soruyordu: Münazaralarda Başkan adaylarının iklim değişikliğinden, polis şiddetinden, Gazze’deki çocuklardan bahsettiğini duydunuz mu? Önerdikleri politikalar %1’in mi çıkarlarını koruyacak, yoksa %99’un mu?

Jill Stein ve Mahmut Boynudelik

Stein ve Honkala’nın başını çektiği aktivistler Başkanlık münazaralarının diğer adaylara kapatılmasının adaletsizliğini sergilemek için “Başkanlık Münazarasını İşgal Etmeye” (Occupy Presidential Debate) hazırlanıyorlardı. Başkanlık münazaralarından ikincisinin yapıldığı Salı akşamı Jill Stein ve Cheri Honkala yaka paça gözaltına alındılar ve münazara Yeşil adayların göz altında bulundukları anlarda her zamanki steril ortamında, New York yakınlarındaki Long Island’da Hofstra Üniversitesi salonlarında yapıldı.

Tabii bu sırada ekranlarının başına kilitlenen Amerikalılar hiçbir basın kuruluşunun bu eyleme yer vermemesi nedeniyle olan bitenden haberdar olamadılar. Obama ve Romney’in bilinen hikâyelerini bir kez daha izlemekle yetindiler.

Oysa Stein ve Honkala ikilisi planladıkları gibi Başkanlık Münazarasını İşgal edebilselerdi Amerikalılara Yeşil Yeni Düzen programlarını anlatmaya çalışacaklardı.

Yenilenebilir enerjiyi temel enerji haline getirerek petrol savaşlarını sona erdirebileceklerini, enerjide, tarımda, ulaşımda ve servis sektöründe Yeşil Yeni Düzen programıyla Obama’nın söz verdiğinden sekiz kat daha fazla istihdam yaratabileceklerini ve iklim değişikliğiyle mücadele yolunda kararlı adımlar atacaklarını, kaynakları dev şirketlere değil küçük aile işletmelerine aktaracaklarını, serbest ticaret anlaşmaları yerine adil ticaret anlaşmaları önereceklerini anlatacaklardı. Sağlığı bir temel insan hakkı olarak tanıyacaklarını, öğrencilerin kredi borçlarını erteleyip parasız eğitime geçişi sağlayacaklarını söyleyeceklerdi.

Jill Stein ve yardımcı adayı ana akım medyanın kendilerini görmezden gelme politikasını kırmaya çalışıyor. ABD politik sisteminin iki partili yapısının farklı seslerin duyulmasını engellediğini ve bu haliyle demokrasi dışı olduğunu söylüyor. Market raflarında dört yüz çeşit diş macununun bulunabildiği bir ülkede münazaralarda ve ana akım medyada sadece iki siyasi partinin bulunmasının garipliğine dikkat çekiyor.

Bilindiği gibi Amerikan seçimlerinde Demokratlar ve Cumhuriyetçiler dışında başka partiler, adaylar da var. Sosyalist Parti Stewart Alexander ile, Anayasa Partisi Virgil Goode ile, Liberter Parti Gary Johnson ile, Adalet Partisi Rocky Anderson ile Başkanlık seçimlerine katılıyor. Yeşiller ve Liberterler teorik olarak seçilmelerini mümkün kılacak sayıda eyalette pusulaya girebilmiş. Ama Amerikan seçimlerinin duayen adayı Ralph Nader Yeşil aday Jill Stein’a açık destek vermekle kalmıyor, diğer adaylar arasında Jill Stein’ın şansını yüksek görüyor.

Yeşiller bu seçimlerde ülke seçmeninin %85’ine ulaşacak bir örgütlenme başarısını göstermişler. Yani her yüz seçmenin seksen beşi oy pusulalarında yeşil bir seçenek bulacaklar ilk kez. Yeşiller seçimlerde kendilerine hem çok mütevazı, hem de çok iddialı hedefler koymuşlar. Yüzde ikilik bir oy desteğine ulaşmalarının çok şey değiştireceğine inanıyorlar. Jill Stein’ın hedefinde sadece Cumhuriyetçi aday Mitt  Romney yok. Başkan Obama da eleştirilerinden payını alıyor. Obama’nın ikiyüzlü enerji politikaları, bankalara aktarılan muazzam kaynaklar, Afganistan’a Bush döneminden iki kat fazla asker gönderilmiş olması Amerikalı Yeşillerin Demokratlara yönelik eleştirilerinin ana noktaları. Yeşiller Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında büyük bir fark olmadığını göstermeye çalışıyorlar.

Amerika ve Türkiye politik yapıları birbirinden çok büyük ölçüde farklı olsa da ilk kez bu seçimlerde iki ülke arasında ortak bir nokta ortaya çıktı. Yeşillerin ortaya koyduğu mütevazı hedefler az sayıda da olsa Demokratları ürkütmeye yetti. Kamuoyu yoklamalarına göre Obama ve Romney arasında başa baş çekişme sürerken Demokratlar, Yeşillere verilecek her oyun Cumhuriyetçilerden değil kendilerinden eksileceğinin farkındalar. Bu yüzden Türkiye’de alışık olduğumuz bir argümanı her fırsatta dile getiriyorlar ve Yeşilleri oyların bölünmesine yol açmakla ve Cumhuriyetçilerin ekmeğine yağ sürmekle suçluyorlar. Bir elin parmakları sayısında konu üzerinde bölünmüş seçmen kitlesi bu duruşu teyid ediyor, alan korumaya meyilli.  Jill Stein kararsızlığa düşen seçmenlere siyasetin cesaret gerektirdiğini söyleyerek kararlılığını gösteriyor. Yeşillerin başlıca seçim sloganı da bu : “Yeşil cesaretin rengidir”

Başkanlık münazaralarının ikinci turunun yapıldığı gün, münazarayı işgal edelim şiarıyla eyleme geçen ve kelepçelenerek gözaltına alınan ve münazara bitince salınan Jill Stein Occupy Wall Street hareketinden büyük ölçüde etkilenmiş. Sokak eylemlerinin önemine inanıyor. Geçenlerde “işgal et“ gösterilerinin başlamasının yıldönümünde protestocuların arasında yürüyordu. İşgal et hareketi ve Arap baharı Stein’ın sıklıkla vurgu yaptığı konular arasında. Amerikan seçimlerinde kendilerine hiç şans tanınmadığının farkında, ama ümitsizliğe kapılmadan çağrısını yineliyor. Mısır’da ve Tunus’ta iki haftalık bir sürede iktidarlarını hiç yitirmeyecekleri düşünülen diktatörlerin nasıl gittiklerini hatırlatıyor ve Başkanlık seçimlerinden önce dört haftaları bulunduğunu, bu süreyi iyi kullanırlarsa Amerikan sistemini kökten değiştirebileceklerini savunuyor.