Köşe Yazıları

Suriye’de neler oluyor?

Son günlerin en ateşli gündemlerinden birini Suriye oluşturuyor Türkiye için. Aynı zamanda Ortadoğu ve Dünya içinde Suriye gündemin ilk sıralarına oturmuş durumda. Sınır komşumuz olması, ortak tarihimiz ve sosyal ekonomik bağlarımız nedeniyle Suriye’de yaşanan her şey bizi oldukça yakından ilgilendiriyor ve öyle de olmak zorunda. Bu nedenle gündemin ilk sıralarında olması oldukça doğal…

Suriye’de olanlar hakkında bir değerlendirme yapmadan önce Suriye nasıl bir ülkedir, nüfus yapısı nedir, nasıl yönetilir bir bakmak gerekiyor. Bu konuda herkes genellikle bilgi sahibi olmadan kendi siyasal-etnik- dinsel reflekslerine göre değerlendirmeler yapıyor. Bunun sonucunda da genel olarak sağlıksız sonuçlara varıyor.

Suriye güneyimizde yer olan yaklaşık 20 Milyon nüfuslu bir ülke… Nüfusun etnik dağılımı %90,3 Arap geri kalanını Kürt, Ermeni ve diğerleri oluşturuyor.

Bu nüfusun %74 ü sünni,%16 Nusayri ,%10 Hristiyan inanca sahip.

Ülkenin resmi adı Suriye Arap Cumhuriyeti…

Başkanlık tipi bir yönetim var.

İktidarda 1963 ten beri Baas partisi var.07.05.2012 ye kadar tek partili bir sistem vardı. İlk defa bu tarihte çok partili bir seçim oldu.%51 katılımla yapılan bu seçimden sonra yine Baas partisi yönetimi oluşturdu.

Ülkenin yöneticilerinin hemen hemen tamamı Nusayri azınlıktan oluşuyor. Yani %16 lık kesim ülkenin tüm kontrolünü elinde tutuyor.

Yönetim tarihine bakarsak oldukça baskıcı ve sert bir yönetimden bahsedebiliriz. Yakın geçmişe kadar Kürt nüfusun vatandaşlık hakkı bile yoktu.

Ülkeyi önceden yöneten Hafız Esed’in yerine şimdi oğlu Beşşar Esed yönetiyor. Yani başkan babanın başkan oğlu… Krallık olmadığı için veliahtı diyemedim bir türlü. Halkı sülaleyi çok sevdiği için seçmiş olabilir tabi ki…

Ülkeye kabataslak bir bakışta ortaya çıkan tablo bu işte… %16 Nusayri azınlıktan oluşan yöneticiler ülkeyi demir yumrukla baskıcı bir biçimde yönetiyorlar.

Bu arada Nusayriler kim bir bakalım. Arap Aleviliği gibi açıklanıyor kaynaklarda. Aslında Anadolu Aleviliğinden oldukça farklı inanç ve özellikleri var. Kaynaklarda uzun uzun anlatılıyor bu özellikler. Yanlışlık yapmayayım diye burada hiç bu konuya girmiyorum.

Nusayriler Dünya’da toplam 3 milyon kişi kadarlar. 2.5 milyonu Suriye’de yaşıyor. 350.000 i Türkiye’de Hatay bölgesinde yaşıyor. Hatay’ın yarısına yakını Nusayri nüfustan oluşuyor. Geri kalanı da dünyanın diğer bölgelerine dağılmış durumda.

Şimdi buradan yola çıkarak Suriye’de azınlık nüfusa dayanan bir diktatörlük var diyebiliriz.2012 yılına kadar tek partili, babadan oğula geçen başkanlık sistemi ile yönetilen bir ülke. Ülkede demokratik kanallar işler halde değil. Sansür ve denetim had safhada.

Böyle bir ülkede muhalifler olmayacak da nerede olacak. Bir kesim, ülkede güçlü bir muhalefetin olmadığını, batı basını tarafından bu durumun abartıldığını öne sürüyor. Böyle bir ülkede muhalefetin olmadığı öne sürülemez bile… Olsa olsa muhalefetin ortaya çıkmasına, görünür olmasına dahi imkan vermeyecek yoğunlukta bir baskı olduğunu gösterir ancak bu.

Sonuç olarak baskıcı bir yönetim ve bu yönetime karşı muhalifler olduğu gerçeği sonucuna varabiliriz. Dışardan belki kışkırtmalar olabilir ama bundan bağımsız olarak bir muhalefet olması gereği ve gerçeği bu tablonun açık bir sonucudur.

Yeşiller olarak bizim buradaki tavrımız açık ve net olmalıdır. Baskıcı her diktatörlük yıkılmalıdır. Biz çoğunluğun diktatörlük kurmasına bile karşı çıkarken hem de azınlığa dayalı başkan baba diktatörlüğünü savunacak halimiz yok. Halkının istemediği bir yönetimi biz de istemeyiz.

Gelelim Türkiye Hükümetinin tavrına. Hükümet sorumsuzca davranmakta, ülkeyi neredeyse bir savaşa sürüklemektedir. Biz bu hükümetin, ülkemizi savaşa sokacak tüm uygulamalarına ve politikalarına karşı durmalı, her koşulda şiddetsiz demokratik çözümlerin üretilmesi için çalışmalıyız.

Suriye ve Türkiye Halklarının kurtuluşunun, iki halkın da kendi baskıcı hükümetlerinden kurtulmasıyla mümkün olacağını aklımızdan çıkarmamalıyız.

Uluslararası müdahalelerin halklar için çözüm olmadığını aklımızda tutmalıyız. Ama bir taraftan da baskıcı yönetimleri sözde anti-emperyalist gerekçelerle desteklemenin de akıl dışı olduğu gerçeğini de unutmamalıyız.

Suriye Hükümeti’nin muhaliflerine uyguladığı katliama varan uygulamalarını bir an evvel durdurması, ülkede barışçı demokratik bir iklimin önünü açması ve demokratik seçimlerle halkın kendi yönetimin seçmesine olanak vermesi en doğru çözümdür.

Suriye Hükümeti bu çözümden uzak durdukça gelişecek olaylara çanak tutmuş olacak ve Ortadoğu halklarını bir savaş tehlikesinin içine atacaktır. Emperyalist bir saldırganlığı durdurmanın tek yolu da Suriye’de barışçı ve demokratik bir yönetimin kapısını aralamaktır.

Kısaca biz; Suriye halkının haklı özgürlük taleplerini desteklemeliyiz. Bunu yaparken de bir yandan savaşa karşı çıkmalı, uluslararası toplumun şiddetsiz barışçı bir yöntemle bu sorunu çözmeye çalışmasını savunmalıyız.

Savaşlara da, diktatörlüklere de hayır. Yeşillerin tavrı bu ilkenin üzerinde yükselmelidir.

 

Kemal Tuncaelli