KitapManşet

Yaz için okuma önerileri [1]

Yeşil Gazete Kitap eki olarak her hafta yazarlarımızdan birinin yaz için okuma önerilerini sunacağız. İşte ilk olarak Mahir Ilgaz’dan yaz kitapları…

Bound for Glory – Woody Guthrie

Büyük ozan Woody Guthrie yaşasaydı 14 Temmuz’da 100 yaşında olacaktı. Huntington hastalığından ölene kadar, kısa hayatına sığdırdığı müzisyenlik, aktivizm, radyoculuk ve bir çok başka faaliyet bulunan bu ustanın 100. yaşını anmak için kendi kaleme aldığı biyografik eserini okumaktan daha iyi ne olabilir? Tek sorun, bu kitabın henüz Türkçe’ye çevrilmemiş olması. Olsun varsın, belki Yeşil Gazete’nin İngilizce bilen müdavimleri arasından önerimizi değerlendirip kitabı okuyan, okumakla da kalmayıp Türkçe’ye çeviren birileri çıkar.

Woody’nin biraz da abartarak (ve yer yer icat ederek) aktardığı hikayelerini okumak sadece keyif vermekle kalmıyor, aynı zamanda aktivizme teşvik ediyor. Woody ve arkadaşlarının ırkçılığa, faşizme ve her türlü haksızlığa direnişlerini okumak cesaret veriyor. Sade, lafı dolandırmayan ve son derece eğlenceli bir yol kitabı bu. Sayfalar arasına serpiştirilmiş Woody Guthrie’nin kendi kaleminden sade ve naif çizgiler de cabası. Gitarındaki “bu makine faşistleri öldürür” yazısıyla kalplerimize taht kuran bu ozanın eğlenceli biyografisini okurken bir yandan da şarkılarını dinleyebilirsiniz. Üzerine bir de David Carradine’ın başrolünde oynadığı 1976 tarihli film uyarlamasını bir yerlerden bulabilirseniz ikramiyesi var.

Monkeywrench Gang – Edward Abbey

Üniversitedeyken (çok uzun zaman önce, uzak bir galakside) çevre politikaları dersi aldığımız hocamız yürekten bir ekolojistti. Dersten aklımda kalan en önemli bilginin ödevleri teslim ederken asla ve kat’a plastik dosya ve hatta dosya kullanmamak olduğunu söyleyebilirim – “ne ulan, lisans seviyesinde yazdığın ödevlerin sonsuza kadar kalacak kadar önemli olduğunu mu düşünüyorsunuz?” sorusunu hala yüzümde bir gülümsemeyle hatırlarım. Her neyse, ikinci aklımda kalan ise sınıfta Edward Abbey hakkında bir belgesel izlediğimiz ve belgeseli izlerken hocamızın ağlamasıydı. Yıllar sonra bir sahafta Abbey’nin en fazla tanınan eseri Monkeywrench Gang’in epey hasarlı bir kopyasına rastlayınca gün bugündür diyerek almaktan başka çarem kalmamıştı.

Abbey’nin kitabının ilginç ve heyecanlı olduğu yadsınamaz. İçimizin Rio+20’deki kepazeliğe karşı hınçla dolduğu şu günlerde George Washington Hayduke gibi bir anti-kahramanın patır kütür baraj hacamat etmesi insanın içini ısıtmıyor desek pek inandırıcı olmaz. Şiddete karşı olmakla birlikte, romandaki şiddetten insanların doğrudan etkilenmemesi gibi hafifletici sebepler var. Yine de Abbey’nin romanının en büyük zaafı (belki trajedisi demek gerekli) artık dünyada romanda olduğu kadar bakir doğa alanları bulmanın zorluğu. Hayduke ve arkadaşlarına göre korumaya değer alanlar tek bu vahşi alanlar çünkü. Yine de sıcak yaz günlerinde kendinizi şehir dışına atıp doğayla baş başa kalabildiyseniz eğer, Abbey’nin romanı birden nispeten akla yatkın gözükmeye başlıyor.

Neuromancer – William Gibson

Aslında yazın huzur içinde bir yerlerde yatıyorken okunacak bir kitap değil Neuromancer. William Gibson’ın kullandığı dilden tutun da kurduğu dünyaya kadar romanlarındaki hemen her şey rahatsız etmek üzerine inşa edilmiş. Ancak, kitabı ilk okuduğum tarihin üzerinden 15 seneden fazla geçmiş olmalı. Birkaç hafta önce bulunduğum yerde elimin altında okuyacak bir tek Neuromancer olduğunu görüp de tekrar karıştırdığımda yaşadığım rahatsızlık hissi ilk defaya göre katbekat yüksekti. Çünkü bu modern distopyada artık rahatsız edici olan tasvir edilen gelecek değil. Günlük hayatlarımız anlatılmış neredeyse. Romanın bilim-kurgu öğelerini bir kenara bırakalım. Gibson, ilerlemeye ve teknolojiye tapan bir toplumun müthiş bir eşitsizliğe ve yüzeyselliğe giden doğal evrimini aktarırken çok başarılı. Pozitivizme tapanların tekrar baş gösterdiği şu günlerde tekrar okumakta fayda var.

(Yeşil Gazete)

Kategori: Kitap