David Harvey: “Kamusal alanları işgal edip, halkın siyasi alanları haline getirmek gerekiyor”

David Harvey

Türkiyeli okuyucunun yakından tanıdığı sosyal kuramcı ve yazar Prof. David Harvey, geçen hafta çeşitli yerlerde konferanslar vermek üzere İstanbul’daydı. Marksist coğrafyacı olarak tanınan ve halen New York Şehir Üniversitesi (CUNY) Antropoloji Bölümü’nde ders veren Prof. Harvey’in son olarak Sermayenin Mekanları başlıklı kitabı Sel Yayınıcılık tarafından yayımlandı.

David Harvey 1935’de İngiltere’de doğdu. 1961’de Cambridge Üniversitesi’nde coğrafya alanında doktorasını tamamladı. Bristol Üniversitesi’ndeki çalışmalarının ardından 1969’da ABD, Baltimore’daki Johns Hopkins Üniversitesi’ne geçti. Çeşitli üniversitelerde dersler ve konferanslar verdiği akademik çalışmaları içinde sayısız makaleye ve çok ses getiren, birçok dile çevrilen kitaplara imza attı. Harvey’in çalışmalarının en önemli özelliği, Marksist kurama uzamsallık fikrini dahil etmesi, modern coğrafyanın bir disiplin haline gelmesini sağlayan yeni kavram ve yöntemlere öncülük etmesi, dil ve kültür gibi beşeri konulardan zengin bir şekilde yararlanmakla birlikte, analizlerinin odağına her zaman maddi süreçleri yerleştirmesidir.

David Harvey’in Türkçe’de yayımlanan önceki kitapları arasında Metis Yayınları tarafından yayımlanan Postmodernliğin Durumu, Sosyal Adalet ve Şehir, Umut Mekanları ve Marx’ın Kapitali için Kılavuz ile, Sel Yayıncılık’tan çıkan Paris: Modernliğin Başkenti ile Sermaye Muamması sayılabilir.

David Harvey’le Açık Radyo’daki Kentin Tozu programında bir söyleşi gerçekleştiren Cihan Uzunçarşılı Baysal, verdiği konferansların ardından Sarıyer Mahalle Dernekleri Platformu’nun dayanışma pikniğine katılan Harvey’in piknikte ne kadar mutlu olduğunun, gözlerindeki ışıltıdan ve yüz ifadesinden belli olduğunu ve “Mahallelerimiz Satılık Değildir’’,  “Talancılara, Rantçılara TOKİ’ye Hayır’’,  “Sarıyer Sarıyerlilerindir’’ yazılı pankartları tercüme ettirerek, mahallelilerle sohbet ettiğini ve halay çekenleri ilgiyle izlediğini belirtiyor.

Cihan Uzunçarşılı Baysal’ın program kaydından hazırlanan ve Açık Radyo web sitesinde yayımlanan David Harvey söyleşisinden bir bölümü biz de Yeşil Gazete okurları için alıntılıyoruz:

Cihan Uzunçarşılı Baysal: Öncelikle, davetimizi kabul ettiğiniz için Açık Radyo dinleyicileri adına teşekkür etmek istiyorum. Program, Kent Hakkı bağlamında kentsel direniş, mücadele ve kent hareketlerine odaklandığından, ‘occupy’ hareketi üzerine yapmış olduğunuz konuşmaların birinden bir alıntıyla başlamak istiyorum. Şöyle diyorsunuz: “Şehirden şehire yayılan “Wall Street’i İşgal Et” hareketinin taktiği, güç odaklarına yakın konumdaki bir park ya da meydan gibi merkezi bir kamusal alanı ele geçirip insanları bu alana toplayarak orayı güç odaklarının yaptıklarının ve bu odaklara nasıl karşı konulacağının açıkça tartışıldığı bir siyasi arenaya çevirmek.’’

Bu aynı zamanda soylulaştırılarak, özelleştirilerek elimizden alınan ‘’agoralarımızı’’ geri almanın bir yolu. Bu çeşit bir örgütlenme, internet üzerinden ya da sosyal medya üzerinden örgütlenmekten çok daha önemli.Yine sizin sözlerinizle:”Gerçekten önem arz eden twitter ya da facebook’taki duyarlı uğultu değil, sokaklar ve meydanlardaki insan bedenleri’.’

Ve Lefebvre’e dönersek, bu,  kentsel mekanı ele geçirmek oluyor, Kent Hakkına doğru  bir adım , Lefebvre’in yorumuyla, kenti, ‘’ouvre’ü (sanat eserini) kurtarmanın bir yolu.Kent Hakkına gidişatı  nasıl gerçekleştireceğimizi sormak istiyorum. Evet, işgal ederek ‘’Agoralarımızı’’ geri kazanıyoruz, bu çok iyi ancak sadece geçici 1 şekilde, bu nedenle, bu aşamadan sonra neler yapılmalı, sizce neler gerekli?

David Harvey: Kentsel mekânda kimin bulunma hakkı olduğuna dair ve hangi şartlar altında bu hakka sahip olduklarına dair bir mücadelenin kavgasının yapılması gerektiğini düşünüyorum. Kentlerimizde gerçekleşen en şaşırtıcı şeylerden biri, halkın siyasi olarak kendisini ifade etmesine izin verilmeyen geniş kamusal alanların bulunuyor olması. Artık politik diyaloglar yürütmek için izin almak zorundasınız ve aslında bu gidişata karşı çıkmanın bir yolunun, aniden, simultane bir biçimde, birçok kamusal alanda aynı anda bulunmak ve tartışmalar başlatmak olduğunu düşünüyorum. Elbette, bazı karşı çıkışlar olacaktır ama bir zaman sonra tüm kentlilerin şunu anlamalarını sağlamalıyız, demokrasi olarak adlandırmak istediğimiz bir toplumda, bu çok mantıklı bir pratiktir.Ve şu anda paranın demokrasisi var ama insanların demokrasisine sahip değiliz. Kamusal alanları işgal edip halkın siyasi alanları haline getirmek ve insanların demokrasisini yeniden tesis etmek,  kentsel demokrasiyi tekrar gündeme sürmek için geçmemiz gereken yollardan biri.

– Occupy hareketinde bu yapıldı, işgal ettiler, çadırlarını kurdular, ancak geçici oldu, çadırları kaldırdılar sonra tekrar geri geldiler ve işgale devam ettiler ama bu sürekli olamadı, kentin ele geçirilmesi olamadı, belki bir örgütlenme, bir yönetici birim, böyle bir şey kurmaları gerekiyor belki…

– Evet, böyle bir şeyin hali hazırda başarıldığı yerlere bakmalı. Şili Öğrenci hareketine atıf yapmak istiyorum, hareket halen devam etmekte ve elbette üniversiteleri işgal ediyor, üniversite mekanları, hareketin kendi mekanları, sokaklara çıkıyorlar, gösteriler yapmaktalar ve siyasi güçle çatışmalar da oldu, ama siyasi gücün meşruiyeti zaman içinde gitgide azalıyor ve  giderek daha çok itibarsızlaşıyor .Yakınlarda yapılan bir ankete göre, Şili nüfusunun %70’i öğrencilerle aynı fikirde ve Başkan’ın itibarı şu anda sadece % 20 civarında. Bu bir süreç, bir siyasi süreç, bir şey açılıyor ve açılmaya devam ediyor. Başka örnekler de var; Latin Amerika bakılması gereken ilginç bir yer şu anda. Birçok örgütün kalıcılığı var; mesela, Zapatistalar, kendi topraklarında örgütlendiler ve devletin içinde kendi yönetimlerini  örgütlediler, bunu sürdürmekteler ve bence bu önemli. Bolivya’daki El Alto gibi kentler var, buralarda daha kalıcı şekilde örgütlenmeler var. ‘Wall Street’i İşgal Et’ hareketi bir şekilde bu örnek hareketlerin dışına atıldı ve şimdi ne yapacağını tam olarak bilmiyor; diyeceğim şu ki, gerçek bir kentsel demokrasiyi yeniden tesis edebime hedefini tekrar düşünmek için belki sizlerin bu diğer örneklere bakmanız gerekir, daha kalıcı bir şekilde gerçekleştirilenlere.

– Latin Amerika demişken, Holston tarafından türetilen bir kavram olan ‘’asi vatandaşlık’’ üzerinde konuşmak istiyorum. Türkiye’de “gecekondu’”yu biliyor musunuz bilmiyorum, sözlük anlamı, bir gecede kondurulmuş demek. Türkiye’de, gecekondu mahalleleri bu asi vatandaşlığı başarmışlardır aslında; önce devlet arazilerini işgal ederek, buralara barınaklarını kurarak ve zamanla bunları yaşanabilir konutlara çevirerek

– Doğru

– Böylece mekânı ele geçirip gayet iyi mahalleler inşa edebilmişlerdir…

– Evet

– Burada rastladığınız mahalle derneklerinin mahalleleri böyle inşa edilmiştir ve dolayısıyla kentsel mekânı da değiştirmişlerdir. Ancak bugünlerde bir ikilem yaşamaktayız. Mahalleler, büyük kentsel projeler nedeniyle, İstanbul’u küresel kent yapma gayretleri yüzünden, iktidarın ve girişimcilerin saldırısı altında Direnişlerine başladıklarında ise en önemli çıkar, meşru olsun olmasın mülkiyet hakkı oluyor. Onlara sempati duymaya çalışıyorum çünkü bence bu çok insani bir yanılsama diyeceğim, kişinin en önce kendi ailesini, mülkünü düşünmesi. Ancak, olay sonra şuna dönüyor, mülkünü korumaya, devletle pazarlığa ve her şeyi kaybetmektense daha çoğunu nasıl alırıma. Bu temel sorun oluyor böylece ve bu artık kent hakkı veya anti-sistem değil bambaşka bir şey. Buna ne diyorsunuz?

– Henri Lefebvre’ in bu konuya ilginç bir bakışı vardı. “Belirli bir mekânı, bildiğiniz üzere, bir süreliğine özgürleştirebilirsiniz,” demişti, “ancak burada her zaman şunu göreceksiniz, eğer daha ileri bir özgürleştirme sürecine girmezseniz, özgürleştirmiş olduğunuz mekân, bir süre sonra dominant pratik tarafından tekrar absorbe edilir, ele geçirilir”, demişti. Bence bu çok önemli bir düşünce çünkü Lefebvre sonra şöyle der: “Günün sonundaki büyük soru, dominant pratiğin ne olduğudur”. Ve ben, bahsettiğiniz bir kısım mekânların bir süreliğine özgürleştirilebileceğinin imkân dâhilinde olduğunu düşünüyor olsam da, dominant pratik değiştirilmediği sürece, bu demektir ki, bu mekânlar her zaman tehdit altında olacaklar. Bu şu demektir, sizi küresel kent vesaire zırvalarından kurtaracak çok daha geniş ve daha fazla devrimci bir harekete ihtiyacınız var. Bir evde sosyalizmin olması zordur, bir mahallede hatta bir kentte sosyalizmin olması aşırı derecede zordur. Bu nedenle, çok doğru bir şekilde dikkat çektiğin üzere, bu süreci önlemek için toplumsal yaşamı daha yaygın bir şekilde nasıl organize edeceğinizi düşünmeye başlamalısınız. Aksi takdirde, bu, dominant pratik tarafından tekrar abzorbe edilmektir, böylece tekrar en baştan başlarız, mekanları özgürleştirmeye yeniden başlarız.

Röportajın tamamına ve ses kaydına Açık Radyo web sitesi‘nden erişebilirsiniz.

(Yeşil Gazete)