Ekoloji

‘Yerel’den başlayan yeşil hareket

Geçtiğimiz hafta, 12 Haziran’da aramızdan ayrılan Nobel Ödüllü Elinor Ostrom’un öldüğü gün Project Syndicate‘de yayınlanan son yazısını, Tuğçe Tuğran‘ın çevirisiyle okumalarınıza sunuyoruz. Yeşil Gazete olarak Ostrom’un ardından yazdığımız “teşekkür” yazısını da burada okuyabilirsiniz.

Ekonomi dalında Nobel ödüllü Elinor Ostrom, ‘Baskı Altındaki Gezegen’ konferansında bilimsel danışmanlık, Indiana Üniversitesi’nde Siyasi Bilimler profesörlüğü ve Siyasi Teori ve Politika Analizi Atölyesi eş başkanlığı yaptı. Elinor Haziran 2012’de aramızdan ayrıldı.

(Yeşil Gazete)

Elinor Ostrom

Birleşmiş Milletler Rio+20 zirvesine bağlı çok şey var. Birçok kişi zirveyi gezegenin A planı olarak görüyor ve liderlerin yaşam destek sistemimizi korumak ve küresel bir insanlık krizini önlemek adına ortak bir uluslararası anlaşmaya varmasını istiyorlar.

Rio’da hiçbir gelişme olmaması felaket anlamına gelebilir ama tek bir uluslararası anlaşmaya bağlı kalınması da çok büyük bir hata olur. Ortak kaynaklarımızı; yani bir araya gelerek 7 milyar insanın da parçası olduğu yaşamı mümkün kılan okyanusları, atmosferi, ormanları, su yollarını ve yaşamın çeşitliliğini korumak için tek tip küresel politikalara güvenemeyiz.

Küresel toplumun karşı karşıya kaldığı sorunlar hiç bugünkü kadar büyük olmamıştı. Neyin işe yarayacağını kimse tam olarak bilemiyor, bu yüzden de hızlıca değişebilen ve yeni durumlara adapte olabilen bir sistem kurmak çok önemli.

On yıllardır süregelen araştırmalar, tek parçalı, her şeyi kapsayan ve bağlayıcı anlaşmalardansa yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası düzeyde birbiriyle örtüşen farklı politikaların daha iyi işleyeceğini gösteriyor. Bu tarz değişken bir yaklaşım bir veya birden fazla politikanın başarısız olması halinde bir güvenlik ağı görevi görüyor.

İyi haber ise bu değişken politika yaklaşımının kendi kendine zaten gerçekleşiyor olması. Sera gazı salımlarını düşürmek için tasarlanmış etkin ulusal ve uluslararası yasalar olmasa da, giderek daha fazla sayıda şehir yöneticisi vatandaşlarını ve ekonomiyi korumak adına işe koyuluyorlar. Bunda şaşılacak bir şey yok, hatta bu tarz girişimler cesaretlendirilmeli.

Büyük şehirlerin çoğunluğu deniz ve nehir kıyılarında veya hassas delta bölgelerinde bulunuyor. Bu da onları yükselen deniz seviyesi ve su basması gibi tehditlerin ilk hedefi yapıyor. Yani adaptasyon şart. Şehirlerin sera gazı emisyonlarının 70%’inden sorumlu olduğu düşünülürse, emisyonları azaltmak daha iyi.

ABD’de iklim değişikliği ile mücadele konusunda, düşük emisyon hedeflerini zorunlu kılan hatta teşvik eden hiç bir federal yasa bulunmuyor. Yine de geçen yılın Mayıs ayına gelindiğinde ABD’deki 30 eyalet kendi iklim değişikliği planlarını oluşturmuş ve 900’den fazla Amerikan şehri ortak iklim koruması anlaşmasına imza atmıştı bile.

‘Yeşil politikalar’ konusundaki bu yerel çeşitlilik ekonomik olarak da mantıklı. ‘Sürdürülebilir şehirler’, yaşam tarzlarına uygun, kirlilikten arınmış modern şehirlerde yaşamak isteyen yaratıcı insanları çekiyor. İşte gelecekte göreceğimiz ‘büyüme’ kavramı burada şekilleniyor. Tıpkı bir cep telefonunu değiştirmek gibi: insanlar daha iyisini gördükleri anda eskisini atmak için bir saniye düşünmeyecekler.

Tabii ki sürdürülebilirlik kavramı kirlilik kontrolünden çok daha fazlası. Planlamacılar şehirlerin yasal sınırlarının ötesine bakmalı ve şehirlerine giren ve çıkan enerji/gıda/su ve insan akışını analiz etmeli.

Dünya çapında, birbirinden farklı şehirlerin ortak noktalarda birleştiğini gözlemliyoruz. Bunların arasındaki etkileşimler, gezegendeki yaşam destek sistemlerinin evrimi üzerinde çok derin etkiler yaratabilir. Bu şehirler birbirlerinden öğreniyor, varolan iyi fikirleri geliştirip, kötü olanları bir kenara bırakıyorlar. Los Angeles’ın kirlilik kontrolünü hayata geçirmesi on yıllar almıştı ama şimdi Pekin gibi diğer şehirler politikaların yararlarını görünce hızlı bir şekilde örnekleri benimsiyorlar. Önümüzdeki yıllarda birbirine bağlı sürdürülebilir şehirlerin oluşturduğu küresel bir sistemin ortaya çıkışına şahit olabiliriz. Eğer başarılı olurlarsa, herkes onlara katılmak isteyecektir.

En temel anlamda sistemik riski, birbirine bağımlı karmaşık sistemleri ve dünyanın ortak kaynaklarını yönetmenin doğru yolu bu. Tabii bu yaklaşım küresel karbon emisyonlarının önlenemez yükselişiyle de başa çıkmak zorunda.

Rio+20 bir yol ayrımında ve şüphesiz ki bu çok önemli. Sürdürülebilir büyüme yirmi yıldır hedeflediğimiz ideal olarak görülüyordu. Fakat geçenlerde gerçekleşen ‘Baskı Altındaki Gezegen’ adlı büyük çaplı bilim toplantısında yayınlanan ‘Gezegenin Durumu’ bildirgesinde belirtildiği gibi, sürdürülebilir büyüme gelecekteki gelişmeler için bir ön koşul durumunda. Yerel düzeydeki politikalar ulusal ve uluslararası düzeyde sürdürülebilirlik politikalarına eklenmeli. Bu fikir ulusal ekonomilerin belkemiğini ve toplumların temelini oluşturmalı.

Şimdi amaç, sürdürülebilirlik kavramını küresel ölçekte birbirine bağlı hale gelmiş toplumların yapı taşlarına kodlamak olmalı. En az bulunan doğal kaynak zamandır, bu yüzden de Rio zirvesi dünyayı heyecanlandırmayı başarmalı. Enerji, gıda güvenliği, sağlık, şehir planlaması ve fakirliğin azaltılması gibi konularda küresel sürdürülebilirlik hedeflerine ihtiyacımız var. Bunu yaparken bir taraftan da gezegenin sınırları izin verdiği ölçüde eşitsizliğin azaltılması gerekiyor.

BM Binyıl Kalkınma Hedefleri; küresel sorunları ele alma konusunda diğer girişimler başarısız olurken hala ayakta duran tek yaklaşım. Belirlediğimiz 2015 Kalkınma Hedeflerinin hepsine ulaşamasak da tecrübelerden öğreneceğimiz çok şey var.

Hedefler koymak eylemsizliği yenebilir ama herkesin bu hedeflerde bir payı olmalı: ülkeler, eyaletler, şehirler, dernekler, şirketler ve tüm insanlar. Başarı, birbiriyle üst üste binmiş birçok farklı politika geliştirmeye bağlı.

Harekete geçmek için önümüzde 10 yıl var. Daha fazla geç kalırsak, şu an mümkün olan çözümler ekonomik açıdan çok maliyetli bir hale gelecek. Hiçbir şey yapmazsak yaşam destek sistemlerimizde felaket düzeyinde ve belki de geri çevrilemez değişikliklerle karşılaşabiliriz.

Birinci amacımız, gelecek nesillerin refahını tehlikeye atmak yerine, karşıya karşıya olduğumuz riskler için küresel anlamda sorumluluk almak olmalı.

Elinor Ostrom, Project Syndicate, 12 Haziran 2012

Çeviri: Tuğçe Tuğran

(Yeşil Gazete)

Kategori: Ekoloji