‘Yeşil Müslümanlar’ ve Eko-İslam ~ 3

Yale Üniversitesi’nin bünyesinde kurulan “Yale İklim Değişikliği ve Medya Forumu”nda yayınlanan bu önemli ve ilginç makaleyi, Yeşil Gazete dostlarından Tuğçe Tuğran‘ın özenli çevirisiyle üç parça halinde sizlere sunuyoruz.(Yeşil Gazete)

***                                           ***                                                    ***

Sel, Kuraklık ve Kıyamet

İklim değişikliğinin İslam dünyasına etkilerini şekillendiren faktörlerin bir kısmı coğrafi ve demografik şansızlıklarla ilgili olacak. İklim değişikliğinin en yıkıcı etkilerinden bazılarının (deniz seviyesinin yükselmesi, kuraklık ve tarım verimliliğinde azalma gibi) gezegenin orta bandında yaşanması bekleniyor. Bu bölgede yaşayan bir milyar altı yüz milyon insanın çoğunluğu Müslüman. (Pew Din ve Kamu Yaşamı Forumuna göre 2010 yılı itibariyle ABD’de yaşayan Müslüman sayısı iki milyon altı yüz bin. Bu sayının 2030 yılına kadar ABD nüfusunun % 1.7’si anlamına gelen altı milyon iki yüz bine çıkması bekleniyor)

Risklerin sayısı fazla: Bangladeş’te kitlesel göçler, Endonezya adalarında su baskınları, Sudan’da açlık, Ortadoğu’da su ve tarım krizleri. Bu tehlikeler genel olarak gelişmekte olan ülkelerin hepsi için geçerli olsa da, bütün olarak Müslüman dünyasının karşı karşıya olduğu risk daha büyük-özellikle de atmosferdeki karbonun çoğundan sorumlu olan sanayileşmiş ülkelerin yaşayacağı risklerle kıyaslandığında.

Bangladeş ve bölgenin genelinde ani su baskını risklerini gösteren Dünya Bankası haritası

 

Mikro-krediler ve fakirlik karşıtı çalışmaları kendisine 2006 yılında Nobel Barış Ödülü kazandıran Muhammed Yunus gibi kalkınma/gelişme alanında faaliyet gösteren düşünürler, iklim değişikliği ve fakirlik arasındaki kesişme noktalarını değerlendiriyor. ‘İnsanlara kendilerini fakirlikten kurtarabilmeleri için yardım edebiliriz ama iklim değişikliği Bangladeş’in ve mikro-kredilerin kontrolü dışında bir konu’ diyor Yunus ve ülkesinin kaçınılmaz olarak denizin altında kalacağının altını çiziyor: ‘Bu küresel bir mesele’.

Uzmanlara göre, en azından öznel bir seviyede, iklim değişikliğinin olası etkileri kamu bilincini şekillendirmeye ve tutumları değiştirmeye başlamış bile.

Pakistan’daki Lahore Üniversitesi Yönetim Bilimleri yardımcı dekanı ve 2007 BM Hükümetler- arası İklim Değişikliği Paneli raporunun ana yazarı Adil Najam’a göre 2009’da yaşanan sel felaketleri ülkedeki bazı kişiler tarafından dinsel bir bakış açısıyla ele alınıyor.

Kamu hissiyatında ve dinsel hayatta insanların sıklıkla iklim değişikliğinden doğal felaket bağlamında bahsettiğini duymak mümkün.’ diyor Najam.

Adil Najam, Pakistan Lahore Üniversitesi Yönetim Bilimleri dekan yardımcısı Fotoğraf: Boston Üniversitesi.

Uzun süre Boston Üniversitesinde profesörlük de yapan Najam, Pakistan’dan katıldığı telefon görüşmesinde sözlerine şöyle devam ediyor: ‘Olanlardan, sanki dinden bahsedermiş gibi bahsediyorlar. Yani metaforlar birbirine karışıyor. Su baskını Yüce Varlıktan gelen bir mesajın metaforu, ve su baskını doğadan gelen bir mesajın metaforu…arada çok fazla fark yok.’

Gelişmekte olan ülkelerin bilim insanları ve elitleri arasında tartışma genel olarak ekonomi ve adalet veya karbon salınım oranları etrafında şekilleniyor’ diyor Najam. Ama din ‘üçüncü bir anlatım dili’ sunuyor, çünkü Kuran veya İncil gibi kutsal metinlerde sözü geçen kıyametler, gerçekliğin algılanışını şekillendirebiliyor.

 

İslam’da çok güçlü bir kıyamet kavramı mevcut-(Mahşer Günü)’ diyor Najam. ‘Bütün bu kavramlar birçok Müslüman’ın benliğinde zaten mevcut olduğu için, olup bitenlerin tasviri iklim değişikliği kavramı ile karışıyor.’

Fakat Nasr’a göre çevre krizinin yol açtığı kıyamet alametleri, insanların pasif ve kabullenmiş bir tavır içine girmesi anlamına gelmiyor:

İslam dünyasında, yüksek mevkilerdeki önemli bazı din düşünürleri dünyanın sonunun Tanrı’nın kontrolünde olduğunu, ama bunun doğaya karşı sorumluluklarımızdan feragat etmek anlamına gelmediğini söylüyorlar. ‘Bindiğimiz dalı kesemeyiz. Evet dediğiniz doğru, bugün dünyayı kurtarma sorumluluğu büyük ölçüde Batı’ya ait, ama sırf onlar bir şey yapmıyor diye biz de oturup sonumuzu bekleyemeyiz, bu intihar olur’ diyenler de var İslam dünyasında.

Dinde Doğru veya Yanlış Cevap Yok Mu?

İslami çevre bilinci 1970’lerde ortaya çıktığından beri dönüşüm içerisinde ve iklim değişikliğine verdiği yanıt, Batılı din gruplarının teolojik pozisyonlarından oldukça farklı.

Katolik Hıristiyanlık hariç, İslamiyet, şimdiye kadar Yale Forum’da tartışılan diğer dinlere göre gelişmekte olan ülkelerde daha yaygın, kapsamlı ve derinlemesine bir varlık gösteriyor. Yine de unutmamak gerekir ki küresel İslam, özellikle de çoğunlukta olan Sünni mezhebi kurumsal hiyerarşiyi kabul etmediği için siyasi konular ve akımlar konusunda genellemelerde bulunmak zorlaşıyor.

Bazı gruplar Müslüman ülkeleri iklim değişikliği konusu etrafında bir araya getirip, uluslararası pazarlıklarda ortak ve daha bir güçlü bir sese sahip olmayı denediler. Ama bu o kadar da kolay değil ve bu tarz din bazlı bir oluşumun, gelişmekte olan ülkelerden veya IPCC (Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli) içerisinde dile getirilen sorunlardan çok farklı, ayrıştırıcı bir duruşu yok. Dahası, beklenebileceği gibi, bu konuda bilinç oluşturmaya yönelik çalışmalar yapan bir takım kuruluşlar da mevcut: İngiltere’de faaliyet gösteren Ekoloji ve Çevre için İslam Derneği (IFEES) gibi.

Şunu da belirtmek gerekiyor, iklim değişikliği konusunun bu kadar merkezde olması fikrine tüm Müslüman düşünürler aynı oranda sıcak bakmıyor. Nasr bu konuda şöyle bir yorum yapıyor:

İklim değişikliğinin genel söylemin bir parçası haline gelmesi, Batı basınının bu konudan bahsetmeye başlamasıyla oldu. Bu, Batı’nın çevre krizi yorumunu tamamen edilgen biçimde kabul etmek anlamına geliyor. Çevre krizi, birçokları tarafından, sırf herkes sadece iklim değişikliğinden bahsediyor diye unutulmaya terkedilmiş durumda. Yarım yüzyıldan beri bu işin başını çeken birisi olarak bunu son derece üzücü buluyorum. İklim değişikliği, kendisinden çok daha büyük bir şeyin işareti olmalı. Gezegenin tüm ekolojik dengesini, gezegenin yaşam döngüsünü kapsamalı.

Bununla beraber, iklim değişikliği sorununu tamamen İslami perspektiften görmek de konuya en doğru yaklaşım olmayabilir. Najam bakış açılarının çeşitliliğine dikkat çekiyor:

Müslüman dünyası içinde iklim değişikliğinden bahsederken bazen şöyle yorumlarla karşılaştım: ‘Biliyorsun ki iklim değişikliği Tanrı’nın gönderdiği bir mesaj’. İklim değişikliğinin, insani sorumluluklarımız ve Tanrı’nın insanı iklimin koruyucusu olarak görmesi gibi konuları irdelemek için bir fırsat olduğunu düşünenler de var. Burada dinsel anlamda doğru veya yanlış cevaplar olduğuna inanmıyorum. Önemli olan insanların inançları etrafında iklim değişikliğini nasıl bir bağlama oturttukları.

-Yazı Dizisinin Sonu-

‘Yeşil Müslümanlar’ ve Eko-İslam ~ 1

‘Yeşil Müslümanlar’ ve Eko-İslam ~ 2

(Yeşil Gazete, Yale Climate&Media Forum)