ManşetYeşil Havadis

Yeşiller Partisi: Vicdani ret haktır, tanınmalıdır

Yeşiller Partisi, gündemde olan vicdani ret ile ilgili olarak bir açıklama yayınladı. “İlkesel olarak zorunlu askerliğin kaldırılması biz Yeşiller’in birincil talebidir. Bu aşamada vicdanî ret bir hak olarak tanınmalıdır! Askerlik hizmetini ve ordu kurumu içerisindeki herhangi bir görevi ahlâkî, dinî veya siyasî nedenlerle reddeden herkese alternatif bir kamu hizmeti yapma imkânı sunulmalıdır.” denilen açıklamanın tam metni şu şekilde:

Yeşiller Partisi’nin vicdanî ret hakkının Türkiye’de de tam olarak hayata geçebilmesi için görüş ve talepleri

Vicdanî ret kökenleri yüzyıllar öncesine dayanan bir haktır. Çeşitli nedenlerle öldürmeyi öğrenmek istemeyen veya öldürmek için var olan ordu kurumu içinde var olmayı reddeden binlerce kişi bu hak uğruna idam edilmiş, işkence görmüş veya toplumdan dışlanmıştır. Ancak 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren vicdanî ret yaygın şekilde kabul edilen bir hak haline gelmeye başlamış ve meşruluğunun yanında yasallık da kazanmıştır. Günümüzde geldiğimiz son noktada ise İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi ;(İHAM), 2011 yılının Temmuz ayında verdiği Bayatyan kararıyla vicdanî ret hakkını İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin (İHAS) dokuzuncu maddesi kapsamında değerlendirmiştir. Bir başka deyişle vicdanî ret artık Sözleşme tarafından korunan bir haktır. Bu hakkın tanınmamış olması İHAS’ın ihlal edilmesi anlamını taşımaktadır. Avrupa Konseyi’nin 47 üye ülkesi arasında vicdanî ret hakkını tanımayan iki ülkeden biri Türkiye’dir. Bizimle birlikte bu hakkı hayata geçirmemiş diğer ülke olan Azerbaycan’da hak Anayasa’da tanınmış ancak kanunî düzenleme henüz yapılmamıştır. Türkiye’de ise Anayasa’nın vatan hizmetini düzenleyen 72. maddesinde vicdanî ret hakkı açıkça tanınmamış olmasına karşın düzenleme için açık kapı bırakılmış, ancak şimdiye kadar, savaş karşıtları ve pasifistlerin tüm taleplerine rağmen herhangi bir düzenleme yapılmamıştır. Bugün gelinen noktada, Türkiye’de vicdani ret tartışılıyorsa ve yasallaşma aşamasına gelmişse, bu vicdani ret hareketinin ve savaş karşıtlarının başarısıdır.

Bunun yanında, konuya hak ve özgürlükler penceresinden bakamayan hükümetin hazırlıklarının Türkiye’nin 2006’da mahkum olduğu İHAM’ın Osman Murat Ülke kararında belirtilen talepleri karşılamaya yönelik olduğu anlaşılmaktadır. İHAM, 2006’da, askeri üniformayı giymeyi reddeden Ülke’nin kısırdöngüye dönüşen mahkumiyetlerinin “sivil bir ölüme” dönüşmesi nedeniyle Türkiye’yi tazminata mahkum etmişti. Şimdi hükümet, vicdani ret hakkını tanımak yerine, 2006’dan bu yana çoktan yapması gerekeni, yani hakkını kullanan vatandaşların tekrarlanan şekilde mahkum olmasını engellemek için düzenleme yapmaktadır. Oysa 2006’daki bu kararın ardından 2011’de Bayatyan kararı verilmiştir ve bu kararla artık vicdanî ret hakkını tanımak, usulüne göre yürürlüğe girmiş temel hak ve özgürlüklerle ilgili uluslararası anlaşmaları kanunlarımızdan üstün tutan Anayasa’nın 90. maddesinin son fıkrası uyarınca, Türkiye için bir zorunluluk halini almıştır. Vicdanî ret hakkını tanımamakta ısrar etmek ve yalnızca bu hakkını kullanan vatandaşların alacağı cezayı düzenlemek hem Türkiye’nin yalnızlığını pekiştirecek, hem de gerçek demokrasiye olan mesafemizi artıracaktır. Meşru ve uluslararası hukuk tarafından da desteklenen bir talep olan vicdanî ret hakkına özgürlükçü bir açıdan yaklaşıp yaklaşmamak, AK Parti hükümetinin “ileri demokrasi” söyleminin samimiyetini ortaya koyacaktır.

İlkesel olarak zorunlu askerliğin kaldırılması biz Yeşiller’in birincil talebidir. Bu aşamada vicdanî ret bir hak olarak tanınmalıdır! Askerlik hizmetini ve ordu kurumu içerisindeki herhangi bir görevi ahlâkî, dinî veya siyasî nedenlerle reddeden herkese alternatif bir kamu hizmeti yapma imkânı sunulmalıdır. Söz konusu kamu hizmeti kişinin eğitimine ve yeteneklerine göre belirlenmeli ve süresi askerde geçirmesi gereken süreyi aşmamalıdır. Alternatif kamu hizmeti onur kırıcı olmamalı, bir angaryaya veya cezaya dönüşmemeli ve vicdanî ret hakkını kullanmaktan caydırı bir unsur olarak düşünülmemeli ve düzenlenmemelidir. Bu hakkını kullanan kişiye bedelsiz işgücü gözüyle bakılmamalı ve o işi yapan gerçek emekçilerin işsiz kalması gibi bir sonuç doğrumamalıdır.

Vicdanî ret hakkını kullanan kişilerin gerekçelerinin gerçekliğinin denetimi çeşitli hak ihlallerini ve hataları da beraberinde getireceğinden gerekçelerin gerçekliği test edilmemeli ve doğru oldukları kabul edilmelidir. Bu, devletin vatandaşına güven borcunun doğal sonucudur. Ben askerlik yapmak istemiyorum diyen her yurttaş bu haktan yararlanmalı ve sadece dini gerekçelere bağlanmak gibi bir durum oluşmamalıdır. Vicdani retçinin hayatını idame ettiriceği bir maaş kendisine bağlanmalı ve bu tutar hayatın gerçekleriyle uyum içinde olmalıdır.

Vicdanî retçilerin hayatlarının ilerleyen aşamalarında karşılaşabilecekleri muhtemel ayrımcılık uygulamalarına karşı şimdiden harekete geçilmeli ve vicdanî ret hakkını kullanan kişilere ayrımcılık yapanlara karşı cezaî müeyyideler kanunlaştırılmalıdır.

Kategori: Manşet