Yeşeriyorum

Savaşınız batsın!

Gene acı düştü bu toprağın insanlarının yüreğine. Soğuk gecelerinde yüksek dağlarının yürekler yandı, kavruldu. Acı, hüzün, öfke sabahtan beri gördüğüm tüm insanların yüzlerinde, ruhlarında, soluklarında şekillenmiş bir sessiz çığlık olmuş yankılanıyor.

Her gün gelen ölüm haberlerine 26 canın daha ölümü eklendi. Günler ağır, ölüm haberleriyle çöküyor üstümüze. Nefes alamıyoruz, gülemiyoruz, yaşayamıyoruz.

Bıktık artık bu savaştan!

Biliyoruz; birileri bu savaşın sosyal-ekonomik, tarihsel, hukuksal, siyasal gerekçelerini anlatıp duracak yine bizlere.

Karşılıklı suçlamalar, savunmalar, gereksinimler falan anlatılacak iki taraftan da…

Birisi vatan diyecek, hain saldırı diyecek, sonuna kadar gidip bitireceğiz düşmanı diye anlatacak.

Diğeri ulusal kurtuluş diyecek, mücadele diyecek, onur diyecek.

Yani kendilerine göre haklı sebepler sayıp duracaklar.

Ama ölenler bir daha geri gelmeyecek.

Hani, kendi hikâyeleri, sevdaları, hüzünleri hayal kırıklıkları olan, anneleri, babaları, kardeşleri, arkadaşları, dostları, düşmanları olan, yaşam soluyan 26 insan bir daha nefes alıp veremeyecek bu göğün altında.

İnsanlar istatistikî sayılar değildir, beyler, bayanlar.

Her insan ayrı bir dünyadır.

Her ölüm bir dünyanın sonu…

Dağında, şehrinde, ovasında bu savaş sadece insanları değil insanlığı da öldürüyor.

Savaşları birileri haklı, haksız diye ikiye ayırır.

Aslında tüm savaşlar aynıdır.

Haksız ve kirli…

Ve bu savaşların galibi değişir belki ama kaybeden hep aynıdır. İnsanlığımız, vicdanımız.

Savaşa karşı barış, savaşla değil savaşı ret etmekle, savaşı sürdürmemekle, savaşa gitmemekle kazanılır ancak.

Savaşı tümden ret etmediğin takdirde savaş için her zaman haklı gerekçe bulursun.

Her ölen Kürt, Türk olarak değil, insan olarak ölür ve bizim de bir yanımızı alır götürür.

Durdurun bu haksız ve kirli savaşı. Sorunlar siyaset ve halkın desteğinin demokratik ve barışçı kanallardan akışıyla çözülür ancak.

Her savaş kendine yeni savaşlar doğurur.

Ve biz, binlerce yıldır kanla yoğrulmuş bu toprakların çocuklarıyız. Kan görmekten bıktık. Sümer’den, Hititlerden, Spartalılardan, Selçuklulardan, Roma’dan, Osmanlılardan bu yana hep bizler öldük. Birileri devletler kurdu, batırdı. Zaferler kazandı, egemenlikler oluşturdu.

Ama hep biz öldük.

Artık ölmeyelim, öldürmeyelim kimse için savaşmayalım.

Albert Einstein aslında yıllar evvel söylemiş, söylenecek olan her şeyi.

“‎”Milliyetçilik bir çocukluk hastalığıdır. insan ırkının kızamığıdır. Eğer bir adam bir marşa ayak uydurup, emir altında neşe içinde yürüyebiliyorsa, benim gözümde beş para etmez. Kendisine yalnızca bir omurilik yetebilecekken yanlışlıkla kocaman bir beyin sahibi olmuştur. Uygarlığın bu kara lekesi en kısa sürede yok edilmelidir. emirle gelen kahramanlıktan, bilinçsiz şiddetten, aptalca yurtseverlikten, tüm bunlardan nasıl da nefret ediyorum. Ben savaşı öylesine tiksinti verici ve aşağılayıcı buluyorum ki böyle iğrenç bir eyleme katılmaktansa kendimi parçalayıp yok ederim daha iyi… Benim anlayışıma göre, savaşta adam öldürmek cinayetten başka bir şey değildir. Aynı zamanda hem savaşa hazırlanıp hem de savaşı önleyemezsiniz. Yalnız bir pasifist (barışsever) değil, militan bir pasifistim (barışseverim). Barış için savaşmaya gönüllüyüm. İnsanların kendileri savaşa gitmeyi reddetmediği sürece hiçbir şey savaşı durduramaz

 

 

Kategori: Yeşeriyorum