Deniz Üçok: “İstanbul’un orta yerinde permakültür mümkün!” – Aytaç Tolga Timur

Permabligz grubunun öncülerinden Deniz Üçok

Bir bahçeniz var ve nasıl ekeceğinizi bilmiyorsunuz. Permablitz grubuna haber verin, yıldırım hızıyla gelsin ve bahçenizi permakültür ilkeleriyle eksinler. Grubun öncülerinden Deniz Üçok sorularımızı yanıtladı.


Türkiye’de yeni bir kavram permakültür, biraz anlatır mısın?

Permakültür, kendine yeten sürdürülebilir yerleşim alanları tasarımıdır. Bunu yaparken pek çok bilim dalından ve yerel bilgelikten akıl alır, ancak ayırıcı özelliği dayandığı etik prensiplerdir. Bunlar dünyaya özen göstermek, insana özen göstermek ve adil paylaşımla ihtiyaç fazlasını sisteme iade etmektir.

Burada sistemden kastedilen şudur: Doğa, insanıyla toprağıyla, ağaç ve hayvanlarıyla bütüncül bir döngü içindedir. Bu döngüye uyumlanmaya başladığınızda yaşayan sistemlerin asla “çöp” yaratmadığını görürsünüz. Doğanın kullanmadığı bir girdi asla olamaz. Bir elma ağacı meyvesiyle insanı beslediği gibi kurdu kuşu da besler, yere düşüp komposta dönüşerek toprağı da besler. Çekirdeğini salarak yeni elma ağaçları olur ve döngüdeki hammadeyi hep daha da zenginleştirmek üzere çalışır. Bu yüzden gerçek adil paylaşım uygulandığında bir elma ağacının meyvelerini insan kadar kuşun da yemeğe hakkı vardır. Üstelik bir miktarının toprağı zenginleştirmek üzere komposta katılımasını ister.

Tabii adil paylaşım yapmanın imkanlar doğrultusunda çok çeşitli yolu var. Mesela her permakültürcünün inandığı birşey vardır ki o da insanın bu döngünün parçası olarak kendi ihtiyaç fazlasını sisteme vakfetmesidir. Bunun en yaygın biçimi bilgi paylaşımıdır.

Bahçedeki budama işlemleri sonrasında karton, gazete kağıdı ve yabani otlarla örtü malç uygularken.

Toprağı işleyip ondan ürün aldığınız zaman, içindeki zengin mineral ve canlı hayatı da sürekli azaltmış olursunuz. Toprağı bir şekilde beslemek gerekir ki o da bizi beslemeye devam etsin. Bu kompost yapmakla mümkün.

Kompost, yaşamış ve çürüyebilen herşeyle yapılabilir ve türlü yapım biçimi vardır. Temel ilkelerden biri kompost içeriği ne kadar zenginse, kompostunuz da size o kadar fayda sağlar. Bu aynı insanın beslenmesi gibidir; ne kadar çeşitli beslenirseniz o kadar farklı vitamin ve minerali bünyenize alıp sağlıklı olabilirsiniz. İşte toprak da aynı… aslında bizler toprağa benziyoruz desek daha doğru olur.

Bahçesinde imkanı olanlar sıcak kompost dediğimiz, çürüyen maddenin ısınarak hızla dönüştüğü yöntemi uygulayabilirler. Bu kompost türü doğru azot-karbon dengesinin gözetilmesini, düzenli olarak izlenmeyi ve müdahaleyi gerektirir. Avantajlarından biri yaklaşık 2-3 hafta gibi kısa bir sürede ortalama büyüklükteki bir şehir bahçesinin 6 ay için ihtiyaç duyacağı kompostu kullanıma hazır etmesidir.

“Uğraşamam” diyenlerse bahçelerinin bir köşesini, tıpkı ormanda toprağın oluştuğu gibi, soğuk kompost yapmak üzere ayırabilir; yaprak, budanmış küçük dallar, bozulmuş meyveler vb. bahçe atıklarını bir köşeye yığarak uzun dönemde çözünüp komposta dönüşmesini sağlayabilirler. Bu yığına atılan parçalar ne kadar küçük olursa komposta dönüşme süreci de o kadar hızlanır.

Bahçesi olmayanlar mutfak atıklarıyla solucan kompostu yapabilirler. Bu aslında bazı çevrelerde “altın” diye nitelenen çok faydalı bir kompost türüdür. O kadar ki bundan elde ettiğiniz sıvıyı da, katı kompostun kendini de sulandırarak toprağa verebilirsiniz.

Bunların yanı sıra bir de anaerobik sınıflamasına giren kompost türü var ki bu aslında doğada daha çok bataklıklarda görülür diyebilirim. Oluşum sürecinde nahoş kokular meydana gelir. Yukarıda bahsettiğimiz diğer kompost türleri ise yeni yağmur yağmış bir orman gibi hoş kokuludur.

“Permablitz” diye bir grubunuz var. Bu permakültürden farklı birşey mi?

Permablitz permalkültür dahilinde bir oluşum. İlk olarak 2006’da Melbourne’dan çıkıyor ve kelime olarak permakültürün perma’sıyla yıldırım anlamındaki blitz kelimelerinin birleşiminden meydana geliyor. Amacı, aynı gün içinde yıldırım harekatıyla bir şehir bahçesini permakültür bakış açısı kullanarak yenebilir bir bahçeye dönüştürmek. Tabii öncesindeki planlama öyle yıldırım hızında olmuyor, biraz vakit alıyor. Yaptığımız aslında bir tür şehir permakültürü ve uygulamalarımız topluluk oluşturmak ve bilgi paylaşımı gibi permakültürün sosyal ayağı olarak bilinen alanlara da giriyor.

Permabiltz tamamen gönüllü bir oluşum mu?

Evet. Üç permablitz uygulamasına katılıp bizzat çalıştıktan sonra siz de kendi bahçenizde uygulama yaptırmaya hak kazanıyorsunuz. Uygulama günlerinde kimse kimseden ücret talep etmiyor, bahçe sahibinin sunduğu yiyecek ve içeceklerle “karın tokluğuna” çalışılıyor. Katılımcılar açısından önemli olan deneyim edinmek, beraber öğrenmek ve hoş bir grup insanla güzel vakit geçirmek oluyor. Bahçe sahibi de güzel vakit geçirmenin yanı sıra yenebilir, verimli bir bahçe sahibi oluyor.

Yurtdışında da bu ücret alınmadan yürütülen bir proje. Bahçe planlamasının “Permakültür Tasarım Sertifikası” almış kişiler tarafından deneyim için yapılması öngörülüyor ancak bunu yapacak bir gönüllü çıkmadığı durumlarda bahçe sahibi isterse ücretle de yaptırabiliyor. Araştırdığım örneklerde oluşumu yönetenler geçimlerini profesyonel permakültür tasarımı, eğitim ve oluşturdukları seradan fide satışı gibi kollardan sağlayıp, permablitz dahilindeki proje uygulamalarını ücretsiz ve tamamen gönüllü olarak yürütüyorlar. Tasarımlar bazen gönüllü bazen ücretli oluyor. Biz İstanbul’da tüm aşamaları gönüllü yürütüyoruz. Henüz kimse geçimini tam zamanlı olarak permakültür tasarımından sağlamıyor ancak umarım önümüzdeki senelerde Türkiye’de bunun da talebi doğacak, sonrasında herkes permakültüre vakıf olduğunda artık buna da ihtiyaç kalmayacak.

İstanbul’da bahçe sahibi olanların büyük bölümü sadece çiçek ekmek istiyor, bu sizin çalışmanızda da bir sorun mu?

Bu ilk karşılaştığımız “engel”lerden biri oldu. Bunu tırnak içinde söylüyorum çünkü bu aynı zamanda bizim için toplumsal bilinçlenme açısından çok yol gösterici oluyor. Şehirde insanlar doğadan büyük ölçüde koptuğu için meyve sebzelerin büyük kısmının doğası gereği önce çiçek açtığını bilmiyor. Sadece çiçek olarak bildiği birçok türün de aslında yenebilir olduğunu… Tabii bunun için doğru türleri seçmek önemli ancak çoğu kişi bahçesine dikeceği bir lavantadan veya gülhatmiden çay yapabileceğinin, soğan veya sarmısağın çiçeğini salatasına koyarak afiyetle yiyebileceğinin farkında değil. Yenebilir bir bahçe yaratmak için bahçesinin güzelliğinden ödün vermesi gerekmiyor.

Yenebilir ürünler ekilmesi permabiltz’in ilkelerinden biri mi?

Evet, insanın hayat döngüsüne katkıda bulunarak barınma ve gıda ihtiyacını karşılayabilmesi permakültürün özünde var. Permablitz ise hali hazırda yerleşim merkezi olan alanlarda insanların kendini besleyebilmesini ve evlerinin işleyişini de bu ilkeler doğrultusunda elden geçirmesini amaçlıyor. Yani sadece gıda üretimiyle değil, aslında su yönetimi ve evin ısınma soğuma gibi ihtiyaçlarıyla da ilgileniyor.

Bahçesini açan İstanbul’lulardan neler istiyorsunuz?

Öncelikle, cesur olup bilmedikleri yöntem ve türleri denemeye açık olmalarını. Bahçelerindeki doğal hayatı daha yakından izleyip ziyarete gelen türlerin sistemin döngüsüne nasıl bir katkı sağladığını görmelerini ve böylece çeşitliliğe kucak açmalarını. Aynı zamanda bahçe sahibinin de, bahçenin oluşum sürecinde ziyarete ve yardıma gelen kişilerin de, içinde olduğumuz büyük sistem döngüsündeki her bireyin yerini gözeterek daha işbirlikçi ve paylaşımcı olmalarını istiyoruz. Bireyler gönüllülük ilkesiyle bazen zamanını veya bilgisini, bazen bileğinin kuvvetini, bazen de tohumunu veya fidesini paylaşıyor. Bu paylaşımdan herkes hem birey olarak hem de topluluk olarak faydalanıyor. “Ben”cileşmiş şehir insanı bu tür bir dayanışma ağına aslında ne kadar muhtaç olduğunun farkında değil ama bunu yeniden keşfettikçe daha mutlu olduğumuzu görüyoruz.

Bunların dışında, bahçe sahibinin kendini hazırlaması gereken birtakım masraflar var tabii. Planlama yaparken bir liste oluşturuyoruz, o liste içinden katılımcılar getirmek istediklerini ya da evlerinde bulunanı getirip paylaşıyor. Ama listedeki herşeyi temin etmek aslen bahçe sahibinin görevi. Örneğin, uygulama günü çapa, kürek, tırmık, makas gibi bahçe aletleri… Malç yapacaksak gazete/karton, saman… Baharat spirali yapacaksak tuğla, taş, toprak… Ve elbette fideler, tohumlar… Bunlar bahçenin büyüklüğüne, tasarımımıza göre değişiyor, o sebeple net bir liste söylemek doğru olmaz.

Bu çalışmalar için gereken maddi kaynağı nereden sağlıyorsunuz?

Bugüne kadar ciddi bir maddi kaynak ihtiyacımız olmadı. Dikilecek fideleri kendileri için dikim yapıp fazlasını bize veren arkadaşlarımızdan ya da kendi bitkilerimizin tohumlarından elde ettik. Kendi çevremizden temin edemediklerimizi bahçe sahibine liste olarak sipariş verdik. İleride su yönetimi gibi konularda da uygulama yaptıkça yine aynı yola başvurup kendi aramızda inşaat atıklarımızı araştıracağız, veya bunları ev sahibinden isteyeceğiz.

Uygulamaya katılanlar açısından da kendi yol masrafları dışında bir masraf yok. Plan aşamasında ise bahçelere epey gidip geldik ve bağışlanan fideleri toplamak için dolaştık. Bunlar için herhangi bir hesap tutmadık. Uzun vadede bunların ciddi bir masraf olduğunu görürsek belki kermes veya bağış gibi yöntemlere başvururuz ancak şu an için sevdiği şeyi öğrenmeye çalışan bir grup arkadaşız. Beraber birşey yapmak isteğimiz dışında dernekleşme gibi herhangi bir resmi niteliğimiz yok.

Karşılaştığınız en büyük sorun nedir?

İmkan bakımından zorluklar var. Mesela, bahçe sahibinin en önemli yardımı ölçekli harita, bahçe aletleri veya saman gibi getirtilmesi ücretle olan malzemeleri temin etmek diyebilirim. Haritasızlık gezdiğimiz birkaç bahçede uygulama yapmamıza engel oldu… ve bahçenin bulunduğu semt de yine etkenlerden biri. Ulaşım zorlaştıkça katılım düşüyor. Gezdiğimiz bahçelerden biri hala hayallerimizde.

Bir yandan da başka zorluklar var. Grubumuz henüz küçük ve yeni olduğu için ilk bahçemizde uygulama öncesi plan aşaması biraz uzun sürdü. Daha çok kişinin katılımı ve iş bölümüyle bu hızlanacak ve kolaylaşacaktır. “Önemsemek sorumluluk almaktır” düşüncesiyle her birey kendi ilgi alanı doğrultusunda öncülük yapabilir veya liderliği paylaşabilir. Mesela İsmet ablanın önerisiyle Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi’ne gezi düzenledik. İsmet abla hemen bir telefon açıp gün ayarlayıverdi, ben de duyuru yapıp talepleri topladım. Çok doğal ve organik olarak gelişti… Bir dönem işlerim çok yoğundu, hem ilk bahçe uygulamamız için gereken yazışmaları, hem de uygulamamızdan sonra yapmış olduklarımızı bir türlü toparlayıp yazamadım. Gerek yönetim, gerek blog yazma konusunda deneyimli olan Dilek bunları kolaylıkla yapıverdi. Tüm süreci çok destekledi ve birşeyler yapmak isteyen herkesi gerektiğinde eyleme geçirdi. Neticede, yapılacaklar eğilimler doğrultusunda paylaşılınca yapılanın miktarı artıyor.

Yani güçler birleştirilince, sorunların üstesinden geliniyor?

Tabii ki. Yalnız başına birşey başarmaya çalışan herkes görür ki tek kişi olarak ortaya koyabileceğiniz gücün, zamanın ve bilginizin bir sınırı var. Görünmez bir duvara tosluyorsunuz. O noktada sizinle aynı şeyleri benimsemiş, ilke edinmiş insanlarla paylaştığınızda bir anda zamanınız da bilginiz de misliyle katlanıyor. Kişiler etrafında buluşmak yerine amaç etrafında buluşmanın imkansızı imkanlı kıldığını düşünüyorum.

Permakültür ülkemiz için yeni bir kavram, ama son derece önemli. Şehirde permakültür eğitimi almak isteyenler ne yapmalı?

Türkiye’de bu konuda çok yetkin kişiler ve kurumlar oluşmaya başladı ve her geçen gün de sayıları artıyor. Eğer teorik bilgi edinmek isteniyorsa, Türkiye’de permakültüre yakın olanların mutlaka tanıyacağı, konuya son derece hakim Mustafa Bakır, Hira Doğrul gibi çok iyi hocalar var. Gerek Istanbul, İzmir gibi merkezlerde, gerekse bu konuya gönül vermiş çiftliklerde senede birkaç defa Permakültüre Giriş ve benzeri kurslar veriliyor. Bu sene bunların arasına Permakültür Tasarım Sertifika Kursu da eklendi. Internet üzerinde kendi dilimizde yayınlar ve çeviriler her geçen gün artıp, Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü veya Permakültür Platformu gibi sitelerde yayınlanıyor, çiftlikler bloglarında paha biçilmez deneyimlerini paylaşıyor. Yine bu sene Sinek Sekiz Yayınevi Bill Mollison’un Permakültür’e Giriş kitabını Türkçe’ye çevirip bizlere sundu. Bu çok emek harcanan, çok özenle hazırlanan ve gerçekten çok faydalı bir yayın oldu. Tüm bunlara destek olmak amacıyla da Permablitz grubumuz var. Bizler permakültür bilenle bilmeyeni buluşturarak ortak akıl ve deneyimden faydalanmayı ve deneyim artırmayı amaçlıyoruz. Bizim yaptıklarımız yukarıda bahsettiğim eğitimler gibi sistematik değil, biraz daha organik oluyor. Yine öğreniyoruz ama işin teorisini bilmeyen de uygulamalara katılarak mutlaka birşeyler öğreniyor. Hepimiz yaptıklarımızla birbirimizi destekliyoruz.

Yani çalışmalarınız tamamen pratik, uygulamaya yönelik. Teorik çalışmalar yapmayı planlıyor musunuz?

Evet, uygulama günleri pratiğin yanı sıra, imkan ve ihtiyaç doğrultusunda teorik atölyeler de yapmaya niyetimiz var. Zaten örnek aldığımız uygulamalarda da bu böyle yürüyor. Pratik uygulama yaparken doğal olarak bunun teorisi de anlatılıyor… fakat bunun ötesinde, bir grup bahçeyle ilgilenirken bir başka küçük grup “Permakültür’e Giriş” gibi tamamen teorik bir atölye veya “Reçel Yapımı” gibi pratiğe yönelik bir atölye yürütülebiliyor. Kendine yeterlik konusunda işimize yarayacak her tür atölyeyi prensip olarak permablitzin parçası gibi düşünüyoruz. Bunların gerçekleşmesi katılımcı sayısı ve imkanlarla şekillenecek. Bugüne kadar sadece pratik uygulama yaptık.

Şehrin göbeğinde sebze meyve yetişir mi önyargısı çok yaygın, bu önyargı nasıl yıkılır?

Bu şekilde düşünenler genelde gıdalarının nerden geldiğini, nasıl yetiştiğini bilmeyen kişiler oluyor. Ben şehrin göbeğinde kendi hazırladığınız kompostla yetişen bir ürünün, uzakta bir otoban yanında ilaçla üretilip, toplandıktan belki 1 hafta sonra alıcısına ulaşan bir üründen daha sağlıklı olduğuna inanıyorum. Endüstriyel biçimde yapılan “organik” üretim de bundan çok daha iyi değil kanısındayım. Yine monokültür olarak doğaya çok zarar verebiliyor. Bahçenizde yetiştirip, yemeden birkaç dakika önce topladığınız bir domatesin vitamini ve tazeliğini, ne kadar “iyi” yetişmiş de olsa, başka hiçbir yerde bulamazsınız. Bu gibi sebeplerden ötürü “yerel üretim, yerel tüketim” diyoruz… Ancak tüm dünyada bu bahsettiğimden çok daha acil önlem almamız, hazırlanmamız gereken bir noktaya geldik. Su havzalarımızı kirlettik ve kullanılabilir temiz suyumuz bitmek üzere. Gıdalarımız çok uzaklardan kapımıza geliyor ve tükettiğimiz her 1 kalori için 10 kalori enerji kullanıyoruz. Bu çılgınlık önünde sonunda bir gün bitecek. Bittiği noktada kendi kendimize yetebiliyor da olabiliriz, aç da kalabiliriz. Seçim elimizde.

1 kalori almak için 10 kalori enerji, bu korkunç bir oran.

Herşeyin parayla ölçüldüğü bir sistemde aslında hiçbir şey gerçek değeriyle ölçülmüyor. 1 kilo domatesin karşılığı aslında parayla değil, toprak, mineral, oksijen ve canlı hayatla ölçülebilir. Eğer parayla ölçüyorsanız aslında atmosfere kattığınız karbondioksidi ve mal olduğunuz toprak verimsizliğini hesaplamıyorsunuz demektir. Bu yüzden permakültürde genellikle 1 kalori içeri 1 kalori dışarı denklemi göz önünde tutulur.

Bahçesi olmayan ama gönlü olanlar size ulaşmak için ne yapmalı?

[email protected] adresine üye olup yazışmaları takip edebilirler. Facebook’ta da bizi https://www.facebook.com/groups/permablitz.istanbul/ adresinde bulabilirler. Yakında yeni katılımcılarla tanışmak, önümüzdeki sezonda neler yapmak istediğimizi konuşmak üzere bir toplantı yapacağız. Gruba katılıp bir e-posta gönderirlerse onları da aramızda görmekten mutluluk duyarız.

Yeşil Gazete’nin sorularını cevapladığınız için teşekkür ederim.


Röportaj: Aytaç Tolga Timur – Yeşil Gazete

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page