Oğuz Sönmez: “Hükümet yaşanan savaşı bitirmeye karar versin, vicdani ret bir günlük iş”

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi vicdani ret hakkını ilk kez bağlayıcı bir kararla kabul etti. Ermenistanlı bir vicdani retçi olan Vahan Bayatyan’ın başvurusu üzerine süren yargılamadaki kararını geçen hafta açıklayan AİHM,  Ermenistan’ın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin  düşünce, vicdan ve inanç hürriyetini düzenleyen 9. maddesini ihlal ettiğine karar verdi. Mahkemenin kararına göre, Ermenistan’ın Bayatyan’a maddi ve manevi tazminat olarak 20.000 Euro (yaklaşık 46 bin TL) ödemesi gerekiyor.

Avrupa’nın vicdani ret hakkını hala tanımayan ve vicdani retçileri yargılamaya, hapsetmeye, insan haklarını ihlal etmeye devam eden son ülkesi olarak kalan Türkiye, AİHM’in bu kararından sonra tavrını değiştirecek mi? Bu konuyu uzun yıllardır savaş karşıtı hareketin ve vicdani ret mücadelesinin içinde yer alan ve konunun ayrıntılarını yakından takip eden aktivistlerden birine, Oğuz Sönmez’e sorduk. Oğuz Sönmez, bu soruya pek de iyimser bir cevap veremiyor. Ona göre asıl önemli olan Türkiye’deki savaşın bitmesi.

Oğuz Sönmez’le Yeşil Gazete için yaptığımız röportajı sunuyoruz:

Avrupa İnsan Hakları Makhemesi (AİHM)’in vicdani ret kararı Türkiye’deki vicdani retçiler için iyi haber olarak yorumlandı. Kararın bundan önceki kararlardan, örneğin Osman Murat Ülke kararından farkı nedir?

AİHM’nin dayanak olarak kabul ettiği Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, “ülkelerin kendini savunma hakkı”ndan yola çıkarak, askerliği de istediği gibi düzenleyebileceği ilkesini kabul ediyor. Dolayısıyla, gerek AB’nin, gerek Avrupa Konseyi’nin, gerekse de BM’nin vicdani ret konusunda verdiği kararlar, herhangi bir yaptırım içermeyen, “tavsiye” niteğindeki kararlar olmuştur.

Vicdani retçi Osman Murat Ülke adına yapılan başvuruyu değerlendiren AİHM, 2006 yılı Ocak ayında aldığı kararda Türkiye’yi mahkum etmişti. Bu mahkumiyetin gerekçeleri kötü muamele, tüm kamu haklarından yoksun bırakmanın orantısız bir ceza olması, ki bunu “sivil (medeni) ölüm” olarak adlandırdı, ve aynı suçtan tekrar tekrar yargılamanın hukuki olmadığıydı; çünkü Ülke, emre itaatsizlikten 7 kez ceza almıştı ve bu cezalandırma devam ediyordu. Bu karar sonucunda Türkiye’den yasalarını bu yönde değiştirmesini istemişti*.

AİHM’in Ermenistan’lı vicdani retçi ve Yehova Şahidi Vahan Bayatyan hakkında veridği 7 Temmuz 2011 tarihli kararı ise yukarıdaki karardan çok farklı. Aslında konu önce AİHM’in ilgili dairesinde yukarıdaki ilkeler çerçevesinde bir karara bağlanmış, ancak kişinin tekrar itirazı üzerine AİHM Büyük Dairesi tarafından tekrar ele alınmıştı. Büyük Daire, Avrupa Konseyi’ne üye 47 ülkeden yalnızca Türkiye’nin anayasasında vicdani redde yer verilmediğini söyledi. Dolayısıyla vicdani reddin uygulanmasının artık bir zorunluluk olduğuna (yalnızca “tavsiye” değil) karar verdi. Kısacası bu kararla Avrupa Konseyi üyesi bütün ülkeler yasalarında zorunlu askerliğe alternatif olarak “sivil hizmet” bulundurmak zorundalar.

Avrupa Konseyi üyeleri arasında hangi ülkeler vicdani reddi tanımıyor? Ermenistan’ın ve Türkiye’nin uygulaması aynı mıydı?

Ermenistan 2000 yılında Avrupa Konseyi’ne üyelik başvurusunda bulunduğunda, 3 yıl içinde alternatif hizmete ilişkin Avrupa standartlarıyla uyumlu bir kanun çıkaracağı konusunda taahhütte bulunurken, hapis cezasına mahkum edilen ya da disiplin taburlarında görev verilen tüm vicdani retçileri affedeceğini ve Alternatif Hizmet Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle birlikte silahsız bir askeri hizmette ya da sivil hizmette görev almalarını sağlayacaklarını belirtmişti.

Ancak, 2001 yılında askere almak istediği Bayatyan’a bir alternatif sivil hizmet göstermemiş ve yargılama sonucunda 2,5 yıl hapis cezasına çarptırmıştı. Bayatyan bunun üzerine AİHM’ye başvurdu. Ancak Ermenistan, söz verdiği gibi 2003 yılında alternatif sivil hizmet kanununu yürürlüğe soktu. Halen Avrupa Konseyi’ne üye 47 ülkeden yalnızca Türkiye’nin anayasasında vicdani ret yok. Azerbaycan anaysasında ise vicdani ret olmasına rağman alternatif sivil hizmet düzenlenmemiş durumda. Bu karara dayalı olarak uluslararası insan hakları kuruluşları** ortak basın açıklaması yaparak, Sözleşme’ye taraf olan ülkeler arasında zorunlu askerliğe karşı vicdani ret hakkını hala tanımayan Türkiye ve Azerbaycan hükümetlerini derhal bu hakkı tanımak için gerekli adımları atmaya davet etti.

Peki bu karar Türkiye’nin vicdani ret politikasını etkileyebilir mi?

Bildiğiniz gibi Türkiye Anayasası’nın 90. maddesine göre, altına imza atılmış bulunan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bir üst yasadır ve buna uygun yargılama yapan AİHM’in kararları da bağlayıcıdır. Ancak yukarıda da ifade ettiğim, AİHM’in 2006 yılındaki Osman Murat Ülke kararının gerekleri hala yerine getirilmiyor. Bu kararların takibinden sorumlu olan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi her 3 ayda bir toplanır ve Türkiye’ye bu karara uyması gerektiğini hatırlatır. Aslında üyelikten atmaya kadar varabilecek yaptırımlar sözkonusu olmasına rağmen politik gerekçelerle uygulanmaz.

Dolayısıyla Türkiye’nin bu kararı da uygulaması söz konusu olmayacaktır. Türkiye, vicdani retçi Halil Savda için BM’nin vermiş olduğu bu yöndeki kararlara da uymuyor. Tabii ki vicdani retçiler, bu karar çerçevesinde AİHM’ye dava açabilirler ve bu davalar mutlaka mahkumiyetle de sonuçlanır. Türkiye bırakalım kararlara uymayı, vicdani retçilere kötü muameleden de vazgeçmiyor. Bildiğiniz gibi vicdani retçi İnan Suver 5 Ağustos 2010’dan beri tutuklu. 2001’den beri askerlik yapmamakta direnen, bu nedenle defalarca “firar” eden İnan’a 2008 yılından itibaren “askerliğe elverişli değildir” raporu verilmiş, ancak önceki yıllara ait verilmiş cezalar gerekçe gösterilerek hala cezaevinde tutuluyor.

Türkiye’de vicdani ret 1990’dan bu yana hangi aşamalardan geçti? Sizce şu anda vicdani ret mücadelesinin geldiği yer açısından 20 yıl öncesinden ne gibi farkları var?

Yaklaşık 20 yıl önce vicdani retçiler ortaya çıktığında Türkiye devletinin ilk tepkisi, tutuklamalar ve yargılamaları askeri mahkemelere kaydırma şeklinde olmuştu. Hem vicdani retçiler, hem konuyu medyaya taşıyan basın mensupları, hem de destekçiler, halkı askerlikten soğutmayı cezalandıran 155. maddeden (bugün için 318. madde), askeri cezaevlerine atılmış, askeri mahkemelerde yargılanmışlardır. Süreç içinde sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasının yarattığı tepkiyi gidermek için 155. madde yumuşatıldı, yargılamalar sivil mahkemelerde yapılmaya, pek fazla mahkumiyet de verilmemeye başlandı. Değiştirilen 318. maddeye göre (ki TMK’ya bile sokulmuş, böylece cezası 10 yıla kadar hapis cezasına dönüştürülmüştür) mahkum edilen tek vicdani retçi Halil Savda. 2007 yılından beri yapılan bir yasal düzenleme ile mahkeme kararı olmadan gözaltına alma işlemi yapılamadığından GBT taramalarında vicdani retçiler çıkmıyor.

Ayrıca yoklama kaçağı, bakaya gibi suçlamalar sivil mahkemelere havale edilip, çok yüksek para cezalarıyla karşılaşılıyor. Tabii ki tüm bunlara rağmen yakalanan tüm vicdani retçiler askeri cezaevlerinde işkence görüyor, bir süre hapis yatırıldıktan sonra “anti sosyal kişilik bozukluğu” teşhisiyle “askerliğe elverişli değildir” raporu verilerek sorunun üzeri örtülmeye çalışılıyor.

Mevcut durumda vicdani retçilerin sayısını ölçebiliyor musunuz? Vidani ret hareketinin toplumsal mücadeledeki yerini nasıl görüyorsunuz?

Vicdani ret hareketi ortaya çıktığından beri, yaşanmakta olan savaşa karşı çok anlamlı ve sert bir duruşu ifade etti. Bugün de aynı şekilde “askere gitme kardeş kanı dökme” kampanyası ile savaş karşıtı duruşunu sürdürüyor. Bu anlamda 2010 yılından bu yana Kürt gençlerinin de toplu vicdani ret açıklamlarıyla beraber vicdani retçilerin sayısı artık yüzlerce oldu. Vicdani retçiler aynı zamanda militarizme karşı, onu açığa çıkaran ve ona karşı mücadeleyi ön plana alan, bu anlamda ülkedeki demokrasi mücadelesinin de önemli güçlerinden oldular. Bireyin iradesinin, egemenleri ne kadar aciz kılabileceğini ortaya seren bir tavır geliştirildi. Bütün bunlar örnek sayılabilecek bir “itaatsizlik” tavrıyla ortaya kondu. Hiçbir toplumsal dönüşüm antimilitarizmi dikkate almadan yol alamaz.

Son AİHM kararını sizce hükümet nasıl yorumlayacak?

Sanırım, AKP artık eskisi gibi “hükümet oldu, ama iktidar olamadı” noktasında değil. Yani iktidarda ve devlete de hakim. Önümüzdeki süreçte yapılacak anayasa değişikliğinde bile AKP (profesyonel askerlik tartışmalarından edindiğimiz izlenime göre), sözleşmeli askerliğin yanında, 3 ay gibi kısa süreli de olsa zorunlu askerliğin sürmesini düşünüyor. Son kararın bir değişikliğe zorlayacağını sanmıyorum. Çünkü 2006 yılından beri zaten yapılması gereken buydu. Hükümet, kendisini uyaran Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu’na her seferinde yasal değişiklik çalışması yaptığını söyledi. 2007 yılında yayınlanan Genelkurmay’ın dergisinde bile vicdani ret yasasının çıkarılmasının bir zorunluluk olduğu ifade edilmişti. Bütün bu kararları olumlu anlamda değişitirebilecek tek şey yaşanan savaşın bitirilmesidir. Hükümet bu karara varırsa vicdani ret bir günlük iştir.

Bu karar profesyonel ordu tartışmasını da yeniden canlandırabilir mi? Örneğin avukat Ergin Cinmen “Bu karar emsal teşkil edecektir. AİHS’ni imzalayan tüm ülkeler için, ‘Profesyonel orduya geçme zamanınız yavaş yavaş geliyor’ demektir. ‘Vicdani ret hakkını eninde sonunda tanıyacaksınız’ demektir.” diyor. Bu yoruma katılıyor musunuz?

Sanırım profesyonel ordu için atılan en son adım (“sözleşemeli askerlik”), yapılan bir sürü uygulamadan sonra geliştirilen ve dünyadaki örneklerine de en uygun olanı. Öğrenim durumunu ilkokul olarak belirtmesiyle, hedefine yoksul ve işsiz gençleri aldığını açıkça ortaya koyan bu askerlik uygulaması, umarım kendisini insan haklarından yana gören, özgürlük ve demokrasi savuncusu her insanı düşündürecek ve canını acıtacaktır. Bu gençler, varsa dağlarımızdaki savaşlarda, yoksa bölgesel ve küresel çıkarlarımızın korunması adı altında Asya’nın, Afrika’nın ya da dünyanın bir başka parçasının topraklarında “şehit” düşecekler. Kısaca vicdani reddin alternatifi profesyonel ordu olamaz. Vicdani ret, savaşsız, barışçıl bir yaşam için bireyin iradesinin öne çıkarılmasıdır.

Teşekkür ederiz.

* A.Ü.SBF Kamu Yönetimi Arş. Gör. E. Cenk Gürcan, A.Ü.SBF Dergisi Ocak-Mart 2007 sayısında yayınlanan ve “2006 Kapani-Savcı İnsan Hakları İnceleme Yarışması”nda Birincilik Ödülü alan çalışmasında; yapılacak düzenlemenin “vicdani ret” düzenlemesi olabileceğini belirtmişti.

** Uluslararası Af Örgütü, Uluslararası Vicdan ve Barış Vergisi Örgütü, Uluslararası Hukukçular Komisyonu, BM Quaker Ofisi Cenevre ve Uluslararası Savaş Karşıtları

Röportaj: Ümit Şahin – Yeşil Gazete