Köşe Yazıları

Ankara’dan Mikronezya’ya oradan da Çek Cumhuriyetine…

İki tane haber. Bir tanesini duymayan kalmadı, diğerini ise herhalde duyan çok azdır. İlki olabildiğince yerel, Ankara’dan. İkincisi ise çok uzaktan Mikronezya’dan ve Çek Cumhuriyeti’nden. Birbirleriyle alakasını kurmak gerekli bu haberlerin ve bu yerlerin. Daha doğrusu alakalarını ARTIK anlamak gerekli. Çünkü birbiriyle alakalarını hayat kuruyor. İklim kuruyor.  Zaten ikinci haberi biraz inceleyince kurulmak istenen bağ da apaçık şekilde ortaya çıkıyor.

Ankara'nın ünlü 70 Gün Gölü

Geçen Perşembe günü, Ankara’ya birazcık fazla yağmur yağdı. Son bir kaç senesini kuraklık içerisinde geçiren Ankara’ya bir anda yağmurlar yağmaya başladı. Belki bir kaç sene de böyle gidecek. Sonra yine kuraklıklar. Ya da yazların bir olasılıkla yüksek sıcaklık ile geçmesi ile tüm bu yağmurlar boşa gidebilir. Yine zehirli sular Ankaralıların musluklarından akabilir. Kısaca, artık bir denge beklemek ya da gözlemek mümkün değil. Uçlarda ve öngörülemeyen bir iklim ile karşı karşıyayız. Öngörebildiğimiz sadece bunun böyle olacağı. Şehir sellerinin bizleri beklediğini söyleyen bilim insanları oldu. Dinleyen yöneticiler ise tabii ki olmadı.

Şunu da söylüyor o bilim insanları, bu sağanak yağmurların bir yararı yok. Ani, düzensiz ve yoğun yağışlar her zaman zarar veriyor.  Nasılını Ankara gördü zaten. Haziran ayının ortasında yağan bu yağmurlar ile Ankara sular altında kaldı. Çok uzun bi süredir durmayan yağmurlar, sonunda şehri doldurdu. 16 Haziran’da yolları dolular kapladı. Adını yapıldığı gün sayısından alan 70 Gün Geçidi bir saatte doldu. Görüntüler günün simgesi oldu. Şehir yönetimi ise yaptığı açıklamalar ile Dünya’dan bihaber olduğunu gösterdi. Hemen rakamlar ortaya atıldı. “Şu kadar yıllık yağmur, bu kadar sürede yağdı” dendi. “Bu kadar yağmur, ancak şu kadar yılda bir yağar.” dendi. (Bu açıklamaların sadece bu sene içerisinde dördüncü kez yapıldığını söylesem, durumun ve Ankara yönetiminin komikliğini anlamak için yeterli olur sanırım.) Bu seferin  orjinal açıklaması ise şuydu: “Japonya tsunamiye karşı çıkamadı, biz yağmura mı karşı çıkacağız?” Kimse şehrin bir bütün olarak neden yağmura hazırlıksız olduğunun hesabını vermedi. Yağmur yağmadığında yıkanmayın diyenler, yağmur yağdığında ise evden çıkmayın dediler.

İkinci habere geçelim. “Pasifik ülkesi Mikronezya’nın, 13 bin km ötedeki Çek Cumhuriyeti’ne bir termik santrali yenileme projesinin, sera etkisine yol açan gaz salımını tehlikeli şekilde artıracağı dolayısıyla hukuki girişimde bulundu. Bunun Dünya’da bir ilk olduğunu ve emsal oluşturabileceğini bildirdi.

İlk kez iklim değişikliğinin doğrudan tehdit ettiği bir ülkenin, dünyanın öteki ucundaki bir termik santralin yenilenmesi projesine karşı hukuki süreç başlattığını belirtildi ve bunun iklim değişikliğiyle mücadele eden diğer küçük ülkelere, Batı’yı çevre açısından daha sorumlu hareket etmeye zorlamak için emsal oluşturacağı söylendi.

Çoğu deniz seviyesinden sadece bir metre yukarda bulunan 600′den fazla adadan oluşan Mikronezya takım adalarının Başsavcısı Maketo Robert, dünyanın ısınması aynı ritmle devam ederse ülkesinin bir gün suların altında kalma riskinin bulunduğunu belirterek, “Adalet önündeki bu girişim, iklim değişikliğinin en çok etkilediği ülkelerin bundan böyle, enerji alanındaki seçimler konusunda daha etkili değerlendirme yapılması için uluslararası kanunların desteğini kullanabileceklerini göstermektedir” ifadesini kullandı.

İklim değişikliğine bağlı olumsuz sonuçların ülkesinde yaşayan 100 binden fazla kişinin çoğunu “iklim mültecisi” haline geleceğini belirten Robert, buna yanıt olarak Çek Cumhuriyeti’nin ve Avrupa’nın en büyük termik santrallerinden Prunerov 2′nin modernize edilmesi ve ömrünün uzatılması planlarıyla ilgili olarak Çek hükümetinden çevresel etki değerlendirmesi istenmesi için 2009′da hukuki girişimde bulunduklarını kaydetti. Avrupa’nın en büyük kömürle çalışan termik santrallerinden olan ve 2020′de kapatılması öngörülen santralin 2035′e kadar çalıştırılması ve kapasitesinin arttırılması öngörülüyor. Santral bir yılda tek başına Mikronezya’nın 40 katı karbonu atmosfere bırakıyor.”

Ne kadar mükemmel bir haber değil mi? Her şey işte bu kadar açık ve net. Görmek istemeyenler başka şeyler söyleyebilirler ama bu kadar açık ve net. 13 bin kilometre ya da 13 kilometre. Aynı göğün altında farketmiyor. Bahsedilen ülke de Çek Cumhuriyeti. Almanya ya da Fransa gibi endüstriyel bir ülke değil. Enerji ihtiyacı ve tüketimi de o kadar yüksek değil ama yetiyor ve artıyor bile. Ankara’nın, Türkiye’nin göremediğini, görmek istemediğini Mikronezya’nın yöneticileri görüyor. Kuramadığı bağı kuruyor. Tabii ki, yağmur düzensizliği devam ederse, sürekli şekilde kısa, sağanak yağmurlara karşı şehirler mücadele edemez. Türkiye için buna bile gerek yok ama bütü aksaklıklar düzeltilse bile mücadele edemez. O zaman başka bir olguyla mücadele etmek gerek. Mikronezyalıların yaptığı gibi. Ama her anlamda. Onlar gibi az zarar vererek ve onlar gibi zarar verenlerden hesap sorarak.

Dünya’yı bir bütün olarak görüp hareket etmek, mücadeleyi küresel boyutta sürdürmek gerekli. Yereli de unutmadan. Türkiye’nin doğasını yok edenlerin, bunun devam etmesini savunanları seçenlerin, bu bağı kurmak istemeyenlerin ve bu bağın kurulmasını istemeyenlerin sellerden şikayet etmeye hakkı olabilir mi? Ekoloji mücadelesinin nasıl da politik bir mücadele olduğunu görmezden gelenlerin, sellerden şikayet etmeye hakkı olabilir mi?

Türkiye’nin şu anda onlarca termik santral yapmayı planladığı biliniyor. Yani yeni selleri şimdiden garantilemiş bulunuyor Türkiye. Mikronezya ise sona doğru yaklaşıyor. Siyasi bir tercih sonucu bu böyle oluyor. (Enerji ihtiyacı denen zehiri içiyoruz, içiriyoruz.) Türkiye bunu tercih ettikçe, ada ülkeleri batmaya yaklaşıyor, onlar orada batarken, yaşadığımız şehirlere yaz gelmiyor, gelince gitmek bilmiyor. Yaz yağmuru dediğimiz sevimli yağmurlar, korkunçlaşıyor. Seller şehirleri sürekli tehdit ediyor.

Biz yapıyoruz bunu. Tercihlerimizle, yaşayış şeklimizle, rahat düşkünlüğümüzle ve asıl olarak da endüstri toplumumuzla. Mikronezya daha batmadı, Ankara’da güneş açtı ama ne zamana kadar?

Yeşil Gazete ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net