ManşetYeşillerden

Yeşiller Partisi “Seçim değerlendirmesi”ni açıkladı

Yeşiller Partisi Parti Meclisi, 12 Haziran 2011’de gerçekleşen Genel Seçim için bir değerlendirme yayınladı.

Açıklama şu şekilde:

Yeşiller Partisi olarak geride bıraktığımız 12 Haziran genel seçimlerinin, Türkiye’nin demokrasisindenki bütün kusurların düzeltilmesinde ve normalleşme yolunda bir başlangıç olmasını diliyoruz.

Seçimde desteklediğimiz Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu yaklaşık %6 oy alarak TBMM’ye 36 milletvekili sokmuştur. Bunun büyük bir başarı, önemli bir kazanım olduğunu düşünüyor ve bütün milletvekillerimizi kutluyoruz.

Bütün engellemelere rağmen Kürt siyasi hareketi ve Türkiye sosyalistlerinin önemli bir bölümü TBMM’yi, yani parlamenter sistemi meşru mücadele zemini olarak benimsediklerini göstermişlerdir. Bu da Türkiye’de barışın sağlanması, demokrasinin geliştirilmesi ve siyasi istikrar için çok önemlidir.

Bu vesileyle seçim kampanyasında özveriyle çalışan ve emek veren herkese teşekkür etmek istiyoruz. Blok milletvekillerini Meclis’te ciddi bir mücadele bekliyor. Biz de Yeşiller olarak barış, demokrasi ve ekoloji mücadelesinde Blok milletvekilleriyle birlikte çalışmaya devam etmeyi umuyoruz.

Ancak bu sonuç %10 seçim barajının yarattığı temsil krizini gözlerden uzak tutmamalıdır. Hem %10 barajı, hem de Siyasi Partiler Kanunu ve seçim kanunlarındaki antidemokratik hükümler nedeniyle seçmen iradesi bu seçimlerde de Meclis’e tam olarak yansımamıştır. Herkesin bildiği gibi barajın olmadığı bir seçimde, Blok da çok daha fazla milletvekili çıkarabilirdi. Mevcut dağılım önceki seçimlerde olduğundan daha dengeli görünse de baraj sürdüğü sürece bu durum kalıcı olmayacaktır.

Bağımsız adaylık adaletsiz seçim sistemini aşmak için geliştirilmiş bir ara yöntem olarak bu kez daha başarılı bir şekilde kullanılmıştır. Ancak bu durum sistemin çarpıklığını ortadan kaldırmıyor. Seçim barajının kaldırıldığı, parti içi demokrasinin önünün açıldığı, liderlik sultasının engellendiği ve partilerin özgürce örgütlenmelerinin önündeki engellerin kaldırıldığı demokratik bir seçim sistemine ve bir bütün olarak siyasetin önünün açılmasına olan ihtiyaç giderek artıyor.

AKP hükümetinin üçüncü dönemde, tek başına iktidarını -üstelik oyunu artırarak- sürdürmesi toplumsal ve siyasi muhalefeti üç önemli konuda ciddi bir mücadelenin beklediğini gösteriyor:

1- KÜRT SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ VE BARIŞ YOLUNDAKİ KARARLILIĞIMIZ ARTMALIDIR

Blok adaylarının Meclis’e yüksek bir oy oranıyla seçilmesi barış yolunda bize umut veriyor. Bu sonuçlarla Kürt siyasi hareketi artık Türkiye’nin siyaset sahnesinde daha yüksek bir temsil gücüne sahiptir. Kürt halkının seçilmiş temsilcilerinin Meclis’te daha güçlü bir şekilde yer alması diyalog sürecinin başlatılması ve demokratik çözümün önünün açılması yolunda önemli bir fırsat sunuyor.

Bunun için öncelikle hükümetin silahları susturmak konusunda samimi ve kararlı olması gerekiyor. Kürt sorununun çözümü için sadece iktidar partisinin değil, tüm siyasi partilerin ve toplumsal kesimlerin yapıcı katkısı gerekir. Çözüm  için askeri operasyonların sonlandırılması ve olası can kayıplarının önlenmesi, Kürt halkına ve temsilcilerine yönelik ötekileştirmenin durdurulması ve terörist algısı yaratmaya yönelik manipülasyonlardan vazgeçilmesi önceliklidir.

Ayrıca, seçilmiş temsilciler, belediye başkanları ve BDP yöneticileri başta olmak üzere KCK tutukluları en kısa zamanda serbest bırakılmalı, bunun için yasa değişiklikleri yapılmalıdır.  Kürt halkının Meclis’teki ve yerel yönetimlerdeki seçilmiş temsilcileri ancak demokratik kanallar sonuna kadar açıldığı ve düşünce özgürlüğü garanti altına alındığı zaman barışın dilinin konuşulması için öncü rol oynayabilirler.

Kürtlerin anadilde eğitim hakkı gibi en meşru talepleri artık görmezden gelinemez. Seçim sonuçları aynı zamanda Kürtlerin yerinden yönetim ve özerklik fikrine sahip çıktıklarını da göstermiştir. Hükümet, halkın güçlü yerel yönetimlerle kendi kendini yönetme talebinin meşruiyeti konusundaki önyargıların aşılmasını sağlayabilir.

Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi için yapılacak reformlar, hem demokrasiyi güçlendirecek, hem ülkenin yönetilebilirliğini artıraracak, hem de Kürt sorununun çözümünü kolaylaştıracaktır. Biz Yeşiller olarak bütün Türkiye’de, herkes için yerinden yönetimi ve özerkliği savunuyoruz. Eğer seçim sonuçları Başbakan’ın iddia ettiği gibi artık demokrasinin Türkiye’de kök saldığını gösteriyorsa, halkın daha güçlü yerel yönetimlerde kendi kendini yönetmesine ilişkin korkuların da aşılmış olması gerekir.

Kürt sorununun şiddetsiz ve demokratik çözümü için, milliyetçiliğin ayrıştırıcılığına karşı birlikte yaşama iradesi konusunda ve silahların ve şiddetin dilini konuşmaktan vazgeçmek için, Türkiye halkı büyük bir kararlılık göstermiştir. Hem hükümet, hem de Kürt siyasi hareketi, elimize geçen, TBMM merkezli bu büyük fırsatı kaçırmamalıdır.

Kürt sorununu aşmak ve 30 yıl süren bir savaşın ardından barışa ulaşmak için alınması gereken mesafe, eğer istenirse, artık çok kısadır. Önümüzdeki dönemde bütün siyasi partilerin ve sivil toplumun önündeki en önemli mücadele alanı işte budur: Şiddeti bitirmek ve barışı inşa etmek. Artık bu sorumluluktan kaçamayız.

2- YENİ ANAYASA VE NORMALLEŞME SÜRECİ HERKESİN KATILIMIYLA BAŞARILMALIDIR

Seçim sonuçlarıyla AKP’nin anayasayı tek başına değiştirmeye kalkmasının önü kapanmıştır. Meclis’te ortaya çıkan tablo, 330 sandalyenin altında kalan iktidar partisinin diğer partilerle uzlaşma aramadan yeni bir anayasa yapmasını imkansız kılıyor. Bugün yeni ve sivil, demokratik, özgürlükçü ve ekolojik bir anayasaya olan ihtiyacımız her zamankinden fazla. Ancak AKP’nin çoğunlukçu bir anlayışla, kendi doğrularını yeterli görerek bir anayasa yapmaya kalkması kriz yaratır.

Şu anda yapılması gereken şey, Meclisteki ve Meclis dışındaki bütün partilerin, sivil toplum örgütlerinin ve toplumun geniş kesimlerinin katılımını sağlayacak bir Anayasa yapım yönteminin geliştirilmesidir. Bu da sanıldığı kadar zor değildir. Ancak Başbakan Erdoğan’ın seçimden hemen sonra bu yönde verdiği söz ‘balkonda’ kalmamalıdır. Anayasa aceleyle, büyük partiler arasında kapalı kapılar arkasında yapılacak pazarlıklarla ya da sürecin bütün meşruiyetini ortadan kaldıracak vekil transferleriyle değil, demokratik ve katılımcı bir anlayışla hazırlanmalıdır.

Siyasi sistemdeki tıkanıklığı açacak yasa değişiklikleri ise Anayasa’nın hazırlanması sürecinde hiç beklenmeden yapılabilir.  Siyasi sistemin normalleşmesini sağlayacak bu değişiklikler asgari olarak şunları içermelidir:

  1. %10 seçim barajı kaldırılmalıdır.
  2. Siyasi partilerin seçime girme yeterliliği kazanması için konulan 41 il barajı kaldırılmalıdır.
  3. Siyasi Partiler Kanunu’ndaki yapısal kısıtlamalar tamamen kaldırılıp, her partinin kendi anlayışı doğrultusunda örgütlenmesinin ve yapılanmasının önü açılmalıdır.
  4. Partilerin milletvekili adaylarını ön seçimle belirlemesi sağlanmalı, siyasi partiler kanununun lider sultasını pekiştiren hükümleri kaldırılmalıdır.
  5. Partiler arasındaki seçim ittifaklarının ve partisiz listelerin seçimlere girmesinin önü tamamen ve resmen açılmaldır.
  6. Siyasi partilere yapılan devlet yardımındaki adaletsizlik ortadan kaldırılmalı,bütün partilere seçimlerde aldıkları her bir oy başına hazine yardımı verilmelidir.
  7. Politik aktiviteler ve gösterilerle, düşünce, ifade ve yayın özgürlüğünün önündeki bütün engeller kaldırılmalıdır. Basın ve internet özgürlüğü, gerçek anlamda güvence altına alınmalıdır.

Ancak bu düzeyde bir sivil siyaset, ülkede normal bir demokrasinin kurulmasına doğru bir adım atılmasını sağlar.

Türkiye’de ne yazık ki hala 12 Eylül askeri darbesinden kalma, siyaset yapmayı kabahat olarak gören, otoriter muhafazakarlığa eğilimli, muhalefeti bastırmaya, azınlıktaki görüşleri ve yaşam biçimlerini dışlamaya, çoğunluğun baskıcı yönetimini kurmaya ve korumaya yönelik bir anlayış sürmektedir.

Yeni Anayasa, sadece metniyle değil, yapım süreciyle de bu deli gömleğini üzerimizden yırtıp atmamıza vesile olabilir.

3- AKP’NİN SINIRSIZ EKONOMİK BÜYÜME POLİTİKALARININ YARATTIĞI DOĞA YIKIMINA KARŞI MÜCADELEYİ YÜKSELTMELİYİZ

AKP’nin sınırsız ekonomik büyüme anlayışını çılgın projelerle seçim vaadi haline getirdiği bir seçim kampanyasının ardından yüksek bir oy oranıyla tekrar iktidar olması, ekoloji hareketlerinin işinin önümüzdeki dönemde çok daha zor olacağını gösteriyor.

Türkiye’de insanlar aslında hükümetin nükleer enerji planlarını, giderek artan doğa yıkımını ve sınırsız büyüme anlayışının yarattığı ekolojik sorunları endişeyle izliyor. Ancak dünyanın hiçbir yerinde, daha iyi yaşamak ve daha fazla tüketmekle, geleceğimizi kaybetmek arasındaki bağı kurmak, bunu da seçim sonuçlarına yansıtmak kolay değildir.

Türkiye’de yaşayan insanlar dünyanın çoğu yerinde olduğu gibi küresel ısınmanın yaratacağı yıkımı da, HES’lerin dereleri kurutmasını da, altın madenlerinden yayılan siyanür gibi zehirleri de istemiyor. İnsanlar sadece kendilerinin değil, çocuklarının da daha iyi bir dünyada yaşamasını istiyor.

Ancak sınırsız, ölçüsüz ve bedelini doğamız ve geleceğimizle ödediğimiz bir ekonomik büyümenin tek seçenek olarak dayatıldığı bir sistemde, seçmenler birbirinden farksız ekonomik programlar arasında seçim yapmak zorunda bırakılıyor. AKP, birbirine benzeyen bütün bu partiler arasında en saldırgan, en yıkıcı, doğaya ve geleceğimize en fazla kasteden ekonomik programı uygulamaya koymuş durumda. Nükleer santraller, HES’ler, termik santraller, üçüncü köprü, ‘çılgın’ kent projeleri, madenler ve diğer yıkıcı yatırımlarla, aynı zamanda üzerinde yaşadığımız gezegeni de hızla tüketen bir tüketim toplumu seçeneksiz kılınıyor.

Bu seçim sonuçlarının gösterdiği gerçek, bu yıkıcı politikalara karşı her zamankinden daha güçlü bir mücadele vermek zorunda kalacağımızdır. Ekoloji mücadelesi yürütenler, nükleer karşıtları, yeşiller ve çevreciler, doğaya yönelik saldırıları çok daha kararlı bir şekilde izlemek, gündeme taşımak, insanların dikkatini çekmek ve gerçekleri ortaya koymak zorundalar.

Kendi içinde çekişen değil, AKP’nin bu yıkıcı politikalarına karşı mücadele eden, kararlı ve güçlü bir hareket yaratmalıyız. Ekolojik kriz ve doğa yıkımı sadece başka bir dünyayı düşleyerek engellenemez.

Meseleyi politikleştirmek zorundayız: Siyasi partilerde politika üreterek, sokakta, Meclis’te, sivil toplum örgütlerinde, kampanya ve eylemler örgütleyerek, son yıllarda giderek yükselen mücadelemizi bütün topluma mal etmeliyiz. Siyasi bir alternatifi, yeşil bir alternatifi topluma duyurmak zorundayız. Yaşadığımız ekolojik krizin siyasi yönü ancak böyle görünür hale gelir ve mücadelemiz seçimlere ancak böyle yansıyabilir.

Bu seçimler ne olursa olsun bize umut vermek zorunda. Türkiye’yi ve dünyayı ancak demokrasi içinde ve özgürlükleri geliştirerek değiştirebiliriz. Türkiye artık darbeler dönemini aştı. Buradan gerçek demokrasiye ve özgürlüklere doğru gerçek bir hamle yapabiliriz. Ancak mevcut siyasi anlayışların demokrasi adına da, yaşam politikalarına dair de söyleyecek yeni bir sözü yok. Bu seçeneksizliği aşmanın tek yolu yeşil politikayı güçlendirmektir. Yeşiller Türkiye’de henüz topluma malolmuş bir siyasi seçenek oluşturabilmiş değiller. Ancak bunu başarmak hepimizin elinde.

Şimdi Yeşiller Partisi’ni Türkiye’nin yeni siyasi alternatifi haline getirmenin tam zamanı. Daha fazla vakit kaybetmeden ekoloji hareketini tüm topluma mal etmek için, demokrasi ve barış mücadelesini yeniden kurmak için, yeşil ekonomik bir alternatif yaratmak için Yeşiller Partisi’nde buluşmanın zamanıdır.

Bu seçimden çıkan en önemli umut, mücadele kararlılığımız olsun. Ve yeşil bir gelecek düşleyen herkesle birlikte şimdiden 2014 yerel  seçimlerine yeşil politikalarla, Yeşiller Partisi çatısı altında girmek için hazırlanmaya başlayalım.

Yeşiller Partisi’nde yeni bir siyasi alternatif kurmaya… Yeşiller Partisi’nde mücadeleye…

YEŞİLLER PARTİSİ
PARTİ MECLİSİ

Kategori: Manşet