Yeşeriyorum

Muhtaç olduğumuz kudret meydanlarda mevcuttur

Bu pazartesi, Yeşiller’den bir grup olarak BDP ve DTK’nin öncülüğünde Kürt halkının sürdürdüğü sivil itaatsizlik eylemlerine destek vermek üzere Siirt’e, Nevala Kasaba’ya gittik. Binlerce araçlık bir konvoyla, on binlerce insanın bir araya geldiği bir buluşma gerçekleşti. Nevala Kasaba, yani Kasaplar Deresi, yargısız infazlarla katledilenlerin en çok gömüldüğü yer olarak biliniyor.

Sivil itaatsizlik eylemleri Türkiye’nin pek çok yerinde, Demokratik Çözüm Çadırları’nda devam ediyor.

Kürt halkının kitlesel olarak verdiği bu şiddetsiz mücadelenin önemini çok iyi kavramak gerekir. Bu çatışma ortamının, bu şiddetin sona ermesini isteyen bizler, hep bugünleri beklemedik mi? İşte o günler geldi. Kürt haklı şimdi, taleplerini kararlı ama bu sefer şiddetsiz gösterilerle dile getiriyor.

Bu duruşun kolay olmadığını herkesin bilmesi gerekir. Kürt halkının acıları da öfkesi de dinmiş değil. Yaşadıkları yerlerde, hatta bir pasif direniş yöntemi olan oturma eylemelerinde bile hala polisin düşmanca tavırlarına ve müdahalesine muhataplar. Hem fiziksel hem psikolojik şiddete maruz kalmış, işkence görmüş, sindirilmeye çalışılmış bir halk için sivil itaatsizliğin nasıl zor ve kelimenin tam anlamıyla büyük bir duruş olduğunu iyi anlamak, iyi bilmek gerekir. O yüzden bu politika büyük bir politikadır. Bu politikayı benimseyen, halkını bu yönde harekete geçirebilen- daha doğrusu bu noktada tutabilen- BDP’li politikacılar, büyük, yürekli politikacılardır.

Çok direk, çok net, çok açık mesajlar veriyor Kürt hareketi. Bu, duyanlar için kulakları sağır edecek bir sesleniştir. Biz bu sesi Türkiye’nin batısında duyabiliyor muyuz dersiniz?

Türkiye’nin batısından Kürt halkı ile dayanışan net, kararlı bir ses çıkmayışının, bazı kanaat önderlerinin de alenen dile getirdiği gibi, bölünme korkusu ve kaygısından kaynaklandığını görüyorum. Bu kaygıyı anlayabiliyorum, ama yersiz buluyorum. İki sebepten: Birincisi Kürt politikacılar çok net bir şekilde, böyle bir talepleri olmadığını dile getiriyorlar. İkincisi, söz konusu talepler son derece demokratik talepler ve yerine getirilmesi ülkenin bölünmesine değil, tam tersine vatandaşları ile barışmasına vesile olacak türden.

Sanırım şu düşünceyi pek çok kişi paylaşıyor artık: Biz bu ülkede Mısır’daki gibi bir devrime değilse, köklü bir reforma ihtiyaç duyuyoruz.

Çünkü bu devlet halkını sevmiyor. Sadece Kürtler’i değil. Ona itaat etmeyen hiç kimseyi sevmiyor. Tehlikeli buluyor. Öldürüyor. İşkence ediyor. Yürümesine, konuşmasına, hatta bir kitap yazmaya niyet etmesine bile izin vermiyor. İstediği gibi giyinmezsen, seni meclise falan almıyor. Öyle değil, böyle bir ülkede yaşamak istiyorum, diyenleri düşman ilan ediyor. Ana dilimde konuşmak isterim diyenleri bölücü ilan ediyor. Karanlık işlerine merak saran gazetecileri yıllardır, sistematik olarak öldürüyor, baskı altına alıyor. Hala Hrant Dink’i öldürenlere kol kanat geriyor.

Güya devletin karanlık yüzüyle hesaplaşma niyetiyle başlanan Ergenekon süreci, yeni ve hukuksuz başka bir derinliğe kavuştu. Derin devletle mücadele eden kahraman hükümetin maceraları başlamadan sona erdi. Maalesef elimiz böğrümüzde, kalakaldık. Nur topu gibi, baskıcı, yarı diktatör yeni bir yönetici elite kavuştuk.

Bu sorun sadece Kürtler’in soru değil. Hepimizin sorunu.

Ben Kürtler’in anadillerinde eğitim alamadıkları bir ülkede yaşamaktan memnun değilim.
Ben %10 seçim barajı yüzünden fikirleri temsil edilemeyen milyonlarca insandan biriyim ve bu barajın kaldırılmasını istiyorum.
Ben ülkemde düşünmenin, konuşmanın, yazmanın ve hatta bunun niyetinin bile suç sayıldığı bir yargı sistemini meşru kabul etmiyorum.
Ben ödediğim vergilerle devletin bana, yani vatandaşlarına, yani egemenliğinin kaynağına silah doğrultmasına, biber gazı atmasına izin vermiyorum.

Ben, İstanbul’da yaşayan, beyaz yakalı bir plaza işçisi olarak, Kürt halkına sivil itaatsizlik eylemlerinde tam destek veriyorum. Sizleri de destek vermeye ve bu desteğinizi açık seçik ilan etmeye davet ediyorum.

Kategori: Yeşeriyorum