EkolojiManşet

Victor’un ardından: Toprak

Victor Fethiye’de, annesinin bir göz toprak evinde, bir sabah vakti ölü bulundu. Bahçesinden kuş seslerinin geldiği ve ciğerlere çekilen her nefeste yeniden doğmuş gibi hissedilen bir evde, çocukluğunun ilk yıllarından beri kendini bulduğu hayatın, iklimin, seslerin, kokuların ve duyguların ortasında…

Bir sabah uyanamadı. Uyanmadı.

Bundan güzel ölüm olur muydu Victor için? Ölümü zamansızdı evet, ama hangi ölüm zamanındaydı ki, hele Victor gibisi için?

Sözü Victor’un dostlarına bırakmadan önce, son bir kelamım var benim Victor’a:

“Varlık içerisindeki yokluğu, yokluğun içerisindeki varlığı hissederek… ” yazmışsın ya hani. İşte bunu unutmayacağım, diğer herşeyi unutsam bile.

 

Dr. Uygar Ozesmi (Greenpeace Akdeniz Genel Direktörü):


“Victor Ananias inatçı ve yılmaz, çoğu zaman duruşundan taviz vermez ve bu haliyle alay etmesini de becerebilen bir insandı. Bir naturel fuarının ertesinde içerideki metafizik sağlık güruhundan sıkıldığımız bir anda, dogmatikliğe inat beraber bir sarma sigara tüttürdüğümüzde insan yüzümüzü gosterdik birbirimize. En güzel zamanlarımızı Tophane’deki Buğday Derneği Evi’nde tahta masa etrafında birlikte hazırlanan yemeklerin etrafinda geçirdik. O masa ve sohbetlerimiz Ferzan Özpetek’in Cahil Periler filminden fırlamış gibiydi… Buğday Derneği’nde soyut betimlemeleri ile şeyh şıhlaşmaması, guru muru olarak algılanmaması için mücadele verildi, esasında söyledikleri doğadan aldığinı doğaya vermezsen doğa iflas eder şeklinde bir pazar tezgahından fırlamış saflıkta ve gerçeklikteydi. Bu yanıyla Türkiye’deki ekoloji hareketine gerçek bir ilham kaynağı oldu. Ekolojik Dükkan, Kutu’da Organik Ürün Dağıtımı, Ekolojik Çiftlik Ziyaretleri (TaTuTa), Toplum Destekli Bahçe Projesi, Ekolojik Pazar gibi kavramları Turkiye’ye ilk defa getirdi. Ekoloji hareketindeki yerini doldurmak imkansiz değilse şayet, o zaman cok zor olacak”

 

Erdem Vardar

Kişisel olarak Victor’u pek tanımazdım aslında. Sohbetimiz karşılaştığımızda üç beş cümleden ibaretti. Birbirimize hayallerimizden, yaptıklarımızdan bahsetmedik hiç. O yüzden onu anarken bir dost olarak  onu nasıl sevdiğimi değil, bir dava arkadaşı olarak ona nasıl sonsuz bir saygı beslediğimi anlatabilirim ancak.

Victor’u düşününce üç şey aklıma geliyor: Sadelik, bilgelik ve onur. Davasıyla kendisi bir olan ender insanlardandı. Ayrı kulvarlarda aynı yöne doğru yürüyorduk. Elbette o fersah fersah öndeydi. Onun yaptıklarından, yaşantısından ilham alıyorduk.  Ekolojik yaşam felsefesi için bir önderdi. Üzerinde yaşanmaya değer bir dünya için kocaman bir umuttu. Onun çabası ve inadı, daha güzel bir dünya için uğraşlarımızda bize de enerji ve cesaret veriyordu.

Öyle bir yoldaş düştü ki ben de sendelediğimi hissediyorum.

 

Banu Dökmecibaşı

Bunu yazmak cok zormuş, su anda bu kadarını yazabildim, sana hiç mektup yazmamıştım değil mi dostum, oysa eminim hoşuna giderdi şu çılgın iletişim dünyasında bir mektup almak…

Tam 20 yıl önce  yeniyetme bir şehir çoçuğu olarak şehrin çıkmazından kurtulma umuduyla terkedip Bodrum’da yeni bir yaşama başladığımızda, karşımıza çıkan en doğru, en güzel kişiydin Victor. Gecenin bir vakti otostop yaparken şimşek hızıyla giden bir araba zor bela durup da geri dönüp bizi aldığında, bunca yıllık bir dostluğun başladığını sen de biz de hissetmiştik, değil mi? Hemen ertesi gün kendimizi senin küçük taş evinde yerelliğin, doğallığın, ekolojik yaşamın kapılarını aralarken bulmuştuk. Bodrum’da yeni açtığın minicik doğal ürünler dükkanında ilk kez ‘bildiğimizin, bize dayatılanın dışında’ beslenmenin, yaşamanın, doğayla bütün olmanın yalnızca ‘şehirden kaçmak’ olmadığını gösterdin, henüz kendin 19-20 yaşlarındayken. Gülben ile beraber biz küçük acemilere tüm bilginizi ve şefkatinizi açtığınızı nasıl unutabiliriz ki?

Yıllar boyunca yaşamımız pek çok yere, şekle evrildiğinde ve hep bir yerlerde çakıştığında, her zaman kaldığı yerden devam eden bir dostluğa sahip olmak ne kadar özeldir… Ne olursa olsun dünyanın bir yerinde varolduğunu bilmekten keyif aldığın bir dostunun olması… Anı mı? Öyle çok ki! Saatlerce köy köy dolaştıktan sonra açlığını gidermek için bakkal dükkanlarında her şeyin içeriğini birlikte saatlerce  okuyup da tabi ki kendine yiyecek birşey bulamamanı mı, terk edilmiş köylere yaptığımız yürüyüşleri mi, senin eski tekneni kendime ev yaptığım zamanı mı, ya da senin ellerinle restore ettiğin minyatür taş evde 4 arkadaşımla yaşadığımı mı, Başak Cafe büyüyüp de bir restoran olduğunda mutfağında, kitaplığında geçirdiğim saatleri mi, bebeğiniz Ali’nin doğumuna kendi çoçuğum gibi sevinmemi mi, büyümeyen cüce köpeğimi evlat edinip ‘vegan’ beslenmeye alıştırmaya çalışmanı mı, İstanbul’da bile çakışan yollarımızı mı, ikimizde kendimizce inandığımız mücadeleleri verirken bazen senin kafandan geçenleri anlayamadığımda sonunda birlikte gülüp geçmemizi mi? Paylaşımlar öyle çok ki!

Ne gariptir ki elimde bir tek fotoğraf bile yok seninle geçen zamanlarımızdan, demek ki hiç ihtiyaç duymamışım zihnim dışında kaydetmeye, nasılsa yaşam bizi hep karşılaştıracaktı. Ne gariptir ki biliyorum tüm dostların dünyanın neresinde olursa olsun hep bunu hissediyordu.

Benim, bizim, pekçoğumuzun zihnindeki bireysel farkındalık yoluna destek olduğun, yol gösterdiğin, sorular yarattığın için teşekkür ederim…Yeşermeye devam et dostum Vitito…

 

Erol B. Scott

Victor’u, Bodrum’daki Buğday lokantasında gönüllü olarak bulaşık yıkayıp garsonluk yaptığım zaman tanıdım. Ekolojik hareketin bambaşka boyut kazanmasını sağlayan Victor’u benden önce tanıyanlar, Victor’un Bodrum pazarındaki köylülerle beraber ekmek satmasından söz ederlerdi.  Birçok oluşum ve insan arasında ağlar oluşmasını sağlayan Victor’un ekolojik hareket içinde yaptıklarını hayranlıkla izlerken bir yandan da ne kadar yalnız kaldığını çevresinde yeterince örgütlenme olmadığını üzülerek izledim yıllarca. Onun yaptıklarına ancak İstanbul’daki Doğal Hayatı Koruma Derneği ile ortak yaptığı çalışmalara kadar destek olabildim. Daha sonra ona yetişemedim öyle hızlı koşuyordu ki ben yalnızca bıraktığı izlerden onu izleyebildim.

Komşumuz olan annesi Gülben rahatsızlandığında, Bodrum’da onun yetiştiği ortamları gördüğümde, baba Victor’un ve komşumuz olan annesi Gülben’in hikayelerini dinledikçe Victor’u Victor yapan tuğlalar yavaş yavaş yavaş kafamda oturmaya başladı. Onun insanlar için seferber olduğu zamanları hatırlıyorum. Zaten halihazırda varolan projelere bile yetişmekte güçlük çekerken şimdi kafasında yaşama geçirmeyi hayal ettiği, başlamış başlamamış bir sürü projeyle aramızdan ayrıldı. Ola ki onu yanımızdayken yeterince destekleyip yanında olamadıysak, işte şimdi projelerin, hayallerin, yaptıklarının arkasında olup, hak ettiği desteği vererek onu çoğaltma zamanıdır.

Dahası  doğa için, toplum için, dostluklar için, inandıkları için çalışan insanların çevresinde daha sıkıca el ele tutuşup onların  mücadelelerinde daha dengeleyici bireyler olmamız gerektiğini düşünüyorum.

Onun ölümünün içimde yaşattığı acıyla dostlarıma daha çok sarılıyorum. Onların varoluşlarını daha yakından izlemeye, yolculuklarına daha çok destek olmaya çalışacağım. Belki TaTuTa çiftlikleri için koşamadı ama hepimizin yürümesini isteyeceği 9 Nisan’daki büyük Anadolu yürüyüşünde onun için de yürüyeceğim.

Yeri gelmişken bizleri yetiştiren annelerimize, babalarımıza, anadoluya, topluma, toprak anneye bu aramızdan erken ayrılan tüm evlatlar için sabırlar diliyorum. Umarım şu her taraftan saldırı altında olduğumuz dönemde birbirimizle dayanışma içinde olarak gözlerinin arkada kalmamasını sağlayabiliriz.

Onun, işler istediği gibi gitmediğindeki sessiz çığlığı, keyifli olduğunda yüzündeki tatlı gülümsemesi hep gözlerimin önünde olacak. Onu, hep yaşantısıyla, bana öğrettikleriyle anacağım… Umarım çocukluğunun geçtiği, onu yetiştiren Bodrum’da huzur içinde olur…

 

Bilge Contepe

Gözümün önünde eski yıllar geldi. Victor küçük bir çocuktu. Beyaz uzun elbiseli uzun sakallı hippi geleneğini sürdüren babasının ev yapımı doğal çörekler satan el arabasını sürmeye çalışırdı. Bodrum o günlerde alternatif yaşam tutkunlarının yeri idi. Victor’un annesi Gülben’i akademiden tanırdım. Okuldan bu yana doğal ve sade bir yaşamı tercih etmiş, kendine de böyle bir yaşam kurmuştu. Şilili kocası ile elektrik kullanmayan, odun ateşinde yalnızca sebze ve doğal yiyeceklerle beslenen vejeteryan kişilerdi. Victor işte böyle gerçek bir doğal yaşamın içinde büyüdü gelişti ve bu hayatın savunucusu oldu. Yeşiller Partisi ilk kurulduğu zaman çok gençti ve hep aramızda idi. Bodrum’da vejeteryan yiyecekler üreten ve yapan bir eski Bodrum evini uzun yıllar ayakta tuttu. Doğal ekolojik pazarı orada ilk Victor kurdu. Bodrum’un eski doğal kimliğinden çıkarak bozulması ile de Bodrum’u terk etti. Doğduğu, yetiştiği örnek yaşamının mücadelesini de hiç ödün vermeden önemli izler bırakarak sürdürdü.

Victor güzel ilkeli ve doğal yaşadı… Bıraktığı doğal yaşam ve ekoloji mücadelesi Victor’u unutmayacak.

 

Nuri -kalanlardan biri

Victor bir şey yaparsa iyilik için yapar. Bir bildiği vardır hep. Bir de ne yaparsa tüketmeden yapar, üretir. En zor işler bile zevkle, muhabbetle olur onunla. Hatta bir kere tüm evin perdelerini yıkayıp ütülemiştik. O ütü boyunca konuştuklarımız yazmakla bitmez.

Victor ilginçtir de. Doğduğu yer, yedikleri, konuştukları, arkadaşları ilginçtir hep. Ama bir o kadar da samimi ve dürüst. İlk duyunca ‘entel dantel’ gelir. Sonra tanışınca en yakın, en bilindik halinize hitap eder.

Victor’la hala tanışmak isteyenler bunu başarabilir. Çünkü dokunduğu yerde izler var. Victor’la yeni tanışmak ve hasretini gidermek isteyenlere hemen ipuçlarını vereyim:

1- Çamtepe’deki Yaşam Okulu’na katılın,

2- Bugday Derneği’ne üye olun, ofislerini ziyaret edin,

3- Bir TaTuTa çiftliğine gidin, Victor’u anlatsınlar size,

4-Buğday’ın projelerine gönüllü destek verin, Victor’la çalışanlardan anılarını dinleyin,

5-Buğday’ın Organik Pazar’ına gidin alışveriş yapın, üreticilerle konuşun, kahvaltı yapın,

6-Yemek yapın ve sakın yalnız yemeyin,

7-Toprağa tohum atın,

8-Zeytin hasat edilirken Güneşin’i arayın ve zeytin toplamaya gidin.

Daha çok şey var. Çünkü hep üretti, bize verdi. Mezarı başındaki sepeti ilk defa boştu. Cünkü gitmeden her şeyini verdi.

Eyvallah Victor. Vardır senin bir bildiğin.

 

Teşekkür…

Victor hakkındaki düşünce ve duygularını bizlerle paylaşan ve Victor’un anısına sahip çıkan herkese sonsuz teşekkürler.

Bu yazı dizisi boyunca yardım ve desteğini esirgemeyen, yorgun gözlerimden kaçan hataları bulup düzelten Ümit Şahin’e de ayrıca, özel olarak teşekkürler.

Başta dediğimiz gibi, Victor’un ardından Victor’u anmak istedik, bunu layıkıyla beceremeyeceğimizi çok iyi bilerek. Kusurumuz mutlaka vardır, affola.

Durukan Dudu

Kategori: Ekoloji