Mor Gabriel’in çığlığı – Zeynep Tozduman

Son dönemde “MOR GABRİEL” haberleriyle Türk ve Avrupa basınında sürekli gündeme gelen Mor Gabriel Davası gözleri bir anda Süryani halkına yeniden çevirdi. Pek yakında Mor Gabriel manastırını ziyaret edecek olan papa gelen haberler arasında.

2008’den beri süregelen Mor Gabriel Manastırına ait toprak davaları yüzünden, Süryani halkının yüreği ise hala güvercin tedirginliğinde. Kederle yaşamak belki de bu halkın bir yazgısı oldu. Önümüzdeki günlerde yeniden başlayacak olan mahkeme süreci yüzünden yüreklerinde med-cezirler yaşayan sabrın ve hoşgörünün temsilcisi bu halk, Türkiye’de iç hukuk yolları kapanırsa AHİM’e gidecek. Umarım Mor Gabriel davası bu kez adil ve demokratik bir şekilde çözülür ve o aşamalara gelmez.

Mor Gabriel davası ile ilgili biraz hatırlatma yapalım.

2009 yılında Mardin / Midyat ilçesinde Mor Gabriel manastırına ait topraklar, arkasındaki siyasi güce güvenerek AKP’li SÜLEYMAN ÇELEBİ’ye bağlı aşiretler tarafından dava açılmıştı.

Söz konusu olan HAZİNE DAVASINda; Güngören Köyü’nde gerçekleştirilen kadastro çalışmalarında Mor Gabriel Manastırı Vakfı adına tespit edilen toplam 12 parçadan oluşan 244 dönümlük ( 244.265 m2) taşınmaz malla ilgili Hazine tarafından Midyat Kadastro Mahkemesi’nde 29.01.2009 tarihinde dava açılmıştır. Bu dava sonucunda 24.06.2009 tarihinde söz konusu arazilerin Mor Gabriel Manastırı’nın mülkiyetinde olduğuna karar verilerek Hazine’nin davası ret edilmişti.

Maliye hazinesi tarafından yapılan temyiz itirazı üzerine yapılan inceleme sonucu Yargıtay davayı Mor Gabriel aleyhine bozmuştur. Yargıtayın gerekçeli kararı ise şöyle “Kadastro Kanunu’na göre belgeye dayanmaksızın araziler üzerinde fiili hâkimiyete dayalı olarak kadastro çalışmalarında kişiler adına en fazla 100 dönüm ( 100.000 m2) taşınmaz tescil edilebileceği gerekçe gösterilmiştir’’. Oysaki manastır, Yargıtaya 2 belge sunmuştur. (Kişi ve şahıs arazilerinde 100 dönümdür vakıf yâda kurum olarak daha fazla olabilir). Nedense Yargıtay bu kararı bozarken mahkemeye sunulan bu 2 belgeyi dikkate almadan karar vermiştir. Sunulan belgelerden Birincisi; 1936 beyannamesi; 1936 beyannamesi olarak adlandırılan beyannamede Manastır’ın 17.07.1935 tarihi itibariyle 20 parça susuz tarla, 2 bağ, 2 su kuyusu ile Manastır’ın bina ve müştemilatları ile tapuya bağlanmamış arazilerin maliki olduğu beyan edilmiştir. İkinci belge 1.9.1937 tarihi itibariyle de Arazi Tahrir Kanunu uyarınca tanzim ettirilen arazi tahrir kayıtları uyarınca Manastır’ın 21 parça arazi için vergi ödediğini ortaya koyan arazi tahrir yani vergi kayıtlarıdır.

Şimdilerde ikinci temyize gidecek olan manastırın, Yargıtay kararı değişmezse 244 dönüm olan arazisi bu durumda 100 dönüme düşecektir. Hukuki süreç devam etmektedir.

Yaklaşık 1600 yıldır Süryani halkına ait olan bu kutsal mabet sadece bir mabed değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi ve yaşanılası dostluklarında adresidir. Bunca yıldır çektikleri acılar yetmez gibi Turabdin (Mardin ve civarı )’de son kalan birkaç manastırdan biri olan Mor Gabriel’ide ellerinden almak hangi vicdana, hangi mantığa sığar bilemiyorum.

1915’ten bu yana zorla Müslümanlaştırıldıkları, bağları-bahçeleri arazileri baskıyla, zorbalıkla, tehditle, ölüm korkusuyla ellerinden alındığı yetmezmiş gibi bu halkın son kalan 2-3 manastırınada el koyalım onlarıda camiye çevirelim olsun, bitsin bu iş.

Avrupa’ya gittiğimizde ise AB’ye şirin görünmek için demokrasi havarisi kesilelim. Kimse bu yalanları yemiyor artık.

Son günlerde hepimizin medya yoluyla tanık olduğu Ortadoğuda, İslam ülkelerinde BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) projesi doğrultusunda birbiri ardı sıra çıkan isyanlar her gün başka bir ülkeye sıçrarken düşünmek gerek.

Bu dünya kimseye kalmaz. 42 yıldır Libya lideri Kaddafi nin koltuğu bir İSYANA bakıyormuş meğerse. Yaşanılanlardan ders almadıkça! Bizimde kaçınılmaz sonumuz böyle olacak gibi görünüyor.

Sen ülkendeki Azınlıklara, Asli unsur olan Kürtlere, Alevilere, emekçilere sahip çıkmadıkca onların demokratik taleplerini ve insan haklarını hayata geçirmedikçe bir isyanda koltuklar nasıl alaşağı oluyormuş hep birlikte yaşayıp göreceğiz.

Mor Gabriel davası bu ülkede Vicdan sahibi olan hepimizin davasıdır. Mor Gabriel’e sahip çıkmak Büyük insanlığa sahip çıkmaktır. Bu ülkenin asli unsuru olan Kürtlerin ve ezilen bütün halkların anadilde eğitim hakkına, demokrasiye, en temel insan haklarına sahip çıkmak Mor Gabriel’e sahip çıkmaktır aynı zamanda.

Kadim Süryani halkının anayurdu olan bu topraklarda bırakınız, insanca ve korkusuzca yaşasınlar. Türkiye’de Süryani halkına, Mor Gabriel davası ile reva görülen ise psikolojik soykırımdır. Sofeg Hogil ! (Yeter artık! ) verdiğimiz acı bu halka. Dün kanlarını, bu gün ise kanla suladıkları toprakları da ellerinden almaya çalışıyoruz. Oysaki Toprak insanla güzeldir biz ki bildikten sonra bir somun ekmeğimizi, toprağımızı, suyumuzu en yakın komşumuzla paylaşmayı, paylaştığımız kadar insanız. Bu güne değin bu toprakların 6000 yıllık en kadim halkı olan Süryani halkına ait toprakları; bizler hayâsızca ve umarsızca kullanırken hiç düşündük mü? Bunca insanın ahı var, gözyaşı var diye yediğimiz her lokmada.

Yönetenlere inat, halkları birbirine kırdıranlara inat Gelin! Haramsız, kinsiz, insanca ve dostca birlikte yudumlayalım geleceğimizi yan, yana, Yana yakıla.

(http://www.gomanweb.net‘te 01.03.2011’de yayınlanmıştır)