Beşikçi’ye ceza / Derya Sazak

İletişim Yayınları’ndan çıkan “İsmail Beşikçi” kitabının tanıtım gecesinde sessizce bir köşede bekleyen Hoca’ya “Zamanı durdurmuşsunuz, sizi çok iyi gördüm” deyince yanıt çevresindeki dostlardan geldi:

“Savcılar zamanı durdurmuyor ama bugün yine 15 ay ceza verdiler!”

Nasıl bir ülkede yaşıyoruz?!

Yaşamının 17 yılını cezaevinde geçiren bir bilim insanı, düşüncelerinden ötürü 2011 Türkiye’sinde yeniden cezaevine gönderilmek isteniyor. Üstelik artık 72 yaşında!

Beşikçi “Çağımızda Hukuk ve Toplum” dergisine Kürtlerle ilgili bir makale yazmış. “Terör örgütü propagandasını yaptığı” gerekçesiyle İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nce mahkûm ediliyor. İlginçtir. Mahkeme Başkanı Şeref Akçay, karara muhalefet ediyor. Beşikçi’nin yazısında, Türkiye’de ve diğer ülkelerde sosyal gelişmelerin tarih süreci içerisinde irdelendiğini ifade ederek, “Yazar tamamen kendi düşüncelerini açıklamıştır. Yazıda salt ‘gerilla’ kelimesi ve ‘Q’ harfinin kullanılmasının atılı suçun unsurlarını oluşturmayacağı görüşünde olduğum çoğunluğun kararına katılmıyorum” diyor.

Kandil’i “Q” harfiyle yazdı diye 15 ay ceza olur mu?!

İsmail Beşikçi bu tür haksızlıklara alışık; genç bir SBF öğrencisi iken, Alikan aşireti üzerine tez yazarken, Doğu’da yedek subaylığını yaparken ve Erzurum’da asistanken, Kürtlerin varlığı, dili, kültürü üzerine sosyolojik gerçekleri savunurken “resmi ideoloji”nin duvarına çarpmış. 12 Mart’ta üniversitedeki meslektaşları tarafından ihbar edilmiş, atılmış, tutuklanmış, 12 Eylül öncesi yeniden cezaevine gönderilmiş ve 1990’ların ortasına dek toplam 17 yıl hapis yapmış.

Kürtlerle ilgili araştırmalar yaptığı için başına gelmedik kalmamış.

“Engizisyon” bu değilse nedir?

Genç bir akademisyen, hiçbir zaman eylem içermeyen görüşlerinden ötürü bir bir orta yaş dönemini cezaevinde geçiriyor. İsmail Beşikçi, Çorum-İskilipli, Kürt değil. Kürt davasına adanmış bir hayat nedeniyle gerçekte Mandela’ya benzetilecek birisi varsa bu isim, Beşikçi olmalıdır. Ancak “Sarı Hoca” bu tür benzetmelerden de, insan hakları ve barış alanında yaşam boyu sürdürdüğü mücadelesinin herhangi bir ödüle dönüştürülmesinden de asla hoşlanmayacak mütevazılıkta bir entelektüeldir.

İsmail Beşikçi’yi törendeki kısa konuşmasında dinlerken Hoca için en anlamlı ödülün kırk yıl önce anlaşılmayan tezlerinin bugünkü “Kürt gerçeği” karşısında sorunun artık barışçı bir çözüme kavuşturulmasına sağlayacağı katkı olacağını düşündüm. “Resmi ideoloji”nin kırk yıldır eziyet ettiği bu insanlardan devletin özürü de ancak, demokratik çözümlerin hayata geçirilmesiyle olurdu.

15 aylık son ceza, henüz o iklimi solumaktan çok uzakta olduğumuzu gösteriyor.

Gazetecilerle ilgili gözaltı dalgası, “kara perşembe”ler ve 60’tan fazla gazetecinin tutuklu olduğu bir Türkiye gerçeği.

İleri demokrasi bu mudur?!

-Milliyet-