Vicdanın da bir tahammül noktası var – Gündüz Vassaf

Daha ne kadar, nereye kadar tahammül edecek dünyalı vicdanımız?

Uğruna kan dökülen, marşlarla ölmeye öldürmeye giderek kurduğumuz ulus-devletler, vatandaşlarına karşı terör örgütüne dönüşmekte.

Belki çoktan öyleydi. Farkında değildik. Başlangıçta bağımsız ulus-devlet kurma heyecanı, Avrupa’da din savaşlarından kurtulmanın can güvenliği ardından kurtuluş savaşları, başımıza ne biçim bela örmekte olduğumuzu görmemizi engelledi. Krallardan, dinlerden, sömürenlerden bağımsızlık türküleri kulağımıza hoş geldi. Sınırlarımızın dışında kalan ‘ötekine’ karşı, ortak geçmiş uyduran masallarımızla başkalarından ayrıştık. Aynı kabileden, aynı aileden olanlar, mayın döşenmiş sınırlarla birbirlerinden koparıldığında, farklı dillerle farklı bayraklarla başkalaştı.

Ve, ister seçimle olsun, ister darbeyle, ulus-devletlerde iktidarı ele geçirenler zamanla başımıza despot kesildiler.

* * *

Kendilerini, dünya örnek alsın diye demokrasinin beşiği diye tanıtan Anglo-Sakson ikizleri, ABD ve İngiltere, ortak tarihimizin beşiği Mezopotamya’yı yerle bir etti. Halkları, evlatlarının ölmesine ve öldürmesine karşı çıkarken, egemen düzenin temsilcileri, iktidar ve muhalefet partileri, savaş dedi. Kendi kurallarını çiğnerken, imzaladıkları Birleşmiş Milletler’in ilkelerini ihlal ederken savaş suçlusu oldular.

Dünya, yani biz, bakakaldık. Ebu Garip hapishanelerinde elleri kolları bağlı mahkumlara işkence ederken, bizler de, elimiz kolumuz bağlı, bakakaldık.

Kuzey Kore’de babadan oğula geçen dikta rejimi var. Kırsal kesimde halk, susuz, elektriksiz, aç. Ülke nükleer güce sahip. Savaş çığırtkanlığını âdet haline getirdiler. Bir başladı mı hepimizin sonu olabilir. Aynı olgu benden sonra tufan psikolojiisnde şartlanan İsrail için de geçerli.

Ulus-devlet bağımsızdır. Seyrediyoruz. Bekliyoruz.

Suudi Arabistan’da şeriat rejimi var, kol-bacak kesiliyor. Kadınlar toprağa gömülüp taşlanıyor. Din değiştirmenin cezası ölüm. Binlerce yıllık uygarlığımızın oluşturduğu Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nde ne varsa, Suudi Arabistan’da yok.

Ulus-devlet bağımsızdır. Seyrediyoruz. Seyretmekten de öte, uluslararası ilişkilerin devlet protokollerinde İngilizlerin iktidarlaştırdığı bedevi krallarını baştacı ediyor, resmi ziyaretlerinde onlara karşı gelen vatandaşlarımızı tutukluyoruz.

* * *

Libya’da halk 40 yıllık diktatörüne, ruh sağlığından şüphe duyulan diktatörüne, karşı ayaklandı. Özgürlük istiyor. Git diyor. Gitmem diyor baştaki. Tanklarıyla, toplarıyla, paralı askerleriyle halkına karşı son kurşununa kadar savaşacağını söylüyor.

Ulus-devlet bağımsızdır. Şaşıyoruz, adam deli diyoruz. Seyrediyoruz.

Çocukluğumda, 1956’da, Sovyet tankları Macaristan’daki özgürlük hareketini bastırmak için Budapeşte sokaklarına girdiğinde, Ankara’da, annemle oturma odamızda, içine para atıldığında çalışan kumbaralı radyomuzun başındaydık.

Dünyaya sesleniyorlardı Budapeşte radyosundan. Gelin, kurtarın bizi.

Her biri ayrı piyon konumunda ulus-devletler Yalta’da süper güçler arasında çoktan paylaşılmıştı. Küresel sermaye ulus devleti günbegün zaten kuklalaştırmakta. İçinde şartlandığımız ulus-devlet kültürümüzü sorgulamanın zamanı çoktan geldi.

Gün gelecek, yeni kuşakların dünyalı vicdanı evrensel değerlerimizi hayata geçirmek için bizleri seferber edecek. Egemen düzen çeşitli görüntülerle sahnede yerini sürdürse de vicdanın tahammül noktası var.

Ortadoğu’da despotlara karşı başlayan hareket, kabuk değiştiren dünyamızın doğum sancılarının habercisi. Nerede değil. Her yerde.

Gündüz Vassaf / Radikal