Nasıl anti-muhafazakar oldum?

Bugün Türkiye’de bir kadın daha bir erkek tarafından öldürüldü. Dün de başka bir kadın öldürülmüştü. Her gün başka bir kadının akrabası ya da yakını bir erkek tarafından öldürüldüğü bir ülkede yaşıyoruz.

Her seferinde tek bir erkeğin tek bir kadını öldürmesi olarak yorumlanamayacak kadar yaygın bir şiddetle karşı karşıyayız. Erkeklerin şiddet uygulamasını içselleştirmiş bir toplumda kurban haline gelen kadınların, çocukların, eşcinsellerin, yaşlıların, hayvanların arasında başım dik yürüyemez oldum.

Bu hafta NÇ’nin davasından çıkan tecavüzcü mahluklara iyi hal indirimi uygulayan karar ile sinirlerim gerilmiş haldeyken ardarda gelen cinayet haberleri ile düpedüz öfke doldum. Bir ara akademisyen olarak lanse edilen bir yaratık dekolte giyen kadınların “kaşındıklarını” anlattı bizlere. Düşündükçe hala garip garip fikirler üşüşüyor aklıma… Fakat öfkemin odağı olmayan bir öfke olduğunu farkettim kısa bir sürede. Ayrımcılık karşıtı çalışmalar yürüten dostlarımın kolayca ve haklı olarak “erkek egemen kültür” dediği şeyi binbir iğrençlik arasından bir türlü yakalayamıyordum.

“Erkek egemen kültür”ü ülkemizde yaygın olarak sürmekte olan yaşam şekillerinin içinden bir türlü izole edemiyorum. Bu durum erkil söylemlerin ve alışkanlıkların yaşamın her alanında bazen kadınlar tarafından bile yaygın olarak benimsenmiş olmasından kaynaklanıyor olabilir. Ancak düşündükçe erkil barbarlığın en patavatsız olduğu yerlerde bir şeyin daha oldukça yaygın bulunduğunu farkettim.

Eski dostum muhafazakarlık

Muhafazakarlığın her çeşidi çürütür. İnsanı ilk önce durağan, sonra banal, ilerleyen safhalarda ise kayıtsız kılar. Her türlü şapşallık ya da barbarlık değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek geleneklere, dini kurallara ya da bir bilenin (baba, abi, aşiret reisi, şeyh vb.) keyfine göre uygulanır ve de yapanın yanına kar kalır. Bu değişmez doğrulara uymayanlar zaten yoldan çıkmıştır ve başlarına geleceklerden kendileri sorumludur. İşte bu şahane sisteme muhafazakarlık diyoruz.

Muhafazakarlık sağlığa da zararlıdır:

Kimi zaman başlık parası için evlendirilen çocuklar yanar, kimi zaman koca dayağından usanan başörtülü anneler. Kimi zaman eşcinsel bir hakem yanar, kimi zaman dekolte giyen bir kadın. Kimi zaman uzun saçlı bir erkek yanar, kimi zaman ağzını açmaya korkan gencecik bir kuma.

Barbar kimi zaman devlettir, kimi zaman yoldan geçen bir yabancı. Barbar kimi zaman kocadır, kimi zaman erkek kardeş. Arkada çalan melodi ise hep aynıdır.

Kimse bana “eski güzel günler” ya da “gelenek göreneklerimiz” hikayesiyle gelmesin. Çünkü pek çok muhafazakar zihindeki (kutsal olduğu bile idda edilmiş bir takım şahısların yönetiminde geçirilmiş, düşmana korku salınan) eski güzel günler sayesinde birileri bugün bize korku salmaya devam ediyor.

Kabul ediyorum gelenek kısmını biraz abartmış olabilirim. Eskiden bahçesi olan herkes gelecek sene için tohumunu saklar, yemeğinin artığını da tavuklara verirdi. Kümesler tavuklar için inşa edilirdi. Öldürülen kız evlatları gömmek için değil.

Hak temelli mücadelelerin doğası gereği birilerinin hakkını alması durumunda o hakkı gasp edenlerin keyiflerinin biraz kaçması doğaldır. Fakat Türkiye’de yaşayan zorba erkeklerin her türlü muhafazakar bahane ile korunan paşa keyiflerinin kaçmaması için hakimlerin bile mesai harcaması manidardır.

Temel bir karşıtlık

Muhafazakar bakış toplumun var olan halinin öyle zırt pırt değiştirilmemesi gerektiğini savunur. İlla ki bir değişiklik yapılacaksa da tedrici olmasını arzu eder. Bireylerin ve kuşakların yeni fikirlerine kuşkuyla yaklaşır muhafazakar bakış. Kim oluyordur o zibidiler de falanca senelik düzeni bir gecede/ayda/senede değiştirmeyi arzuluyorlardır?

Yeşiller’i diğer politik hareketlerden ayıran temel bir özellik kalkınma karşıtlığıdır. Kalkınma karşıtlığı temelini doğayla uyumlu ve sürdürülebilir bir yaşam arayışında bulur.

Bunun yanı sıra, eğer bizim istediğimiz dünya çeşitliliğin korunduğu, erkek egemenlikten ve şiddetten arınmış, özgürce yaşanacak bir dünya ise bizi tanımlayan temel bir karşıtlıktan daha söz edilebilir: muhafazakarlık karşıtlığı ya da anti-muhafazakarlık. Çünkü idealimizdeki dünyaya ilerlemek için dünyayı, devletleri ve toplumları muhafazakarları delirtecek bir şekilde kökten değiştirmemiz gereklidir.

Etrafımızda kuleler yanıyor, saraylar yıkılıyor ve  yerlerine yeni medeniyetler kuruluyor. Şarap için arp çalmaya devam etmek sarayın kafamıza yıkılmasını önlemeyecek.