Yeşeriyorum

Sabıka

Bütün avukatlar ve ceza yargılamasına şu ya da bu şekilde katılmış olanlar bilir. Ceza yargılamasında sanıkların geçmiş sabıka kayıtları sordurulur. Daha evvelden suç kayıtları var mı diye bakar mahkeme. Bunun nedeni şüphelinin suça temayülü var mı yok mu diye belirlemek ve bir ceza verilecekse tekerrür hükümleri dediğimiz daha ağırlaştırıcı hükümlerin uygulanmasının yapılıp yapılmayacağına karar vermektir. Bu ceza yargılama usulü içinde kullanılan bir yöntemdir.

Şüphelinin daha evvel benzer sabıkaları varsa eğer bu yeni bir eylemi de yaptığı anlamına gelmese de belli bir kanaat oluşturur yine de.

Şimdi bütün bunları niye anlatıyorum derseniz son Balyoz tutuklamaları sırasında öyle bir hava oluşturuldu ki sanki bizim ülkemizde hiç darbe falan olmamış, ilk defa böyle bir hazırlık varmış da bunun olabilme ihtimali asla olamazmış gibi bir tavır sergileniyor.

Kardeşler; bu ülkede üçü gerçekleştirilmiş bu nedenle yargı konusu olamamış darbe (çünkü o zaman darbeciler yargıladı seçilmiş iktidarları), darbeye teşebbüs halinde kalmış ve cezalandırılmış Aydemir Cuntası ve onlarca cunta çalışması kayıtlara geçmiştir.

Yani ilk defa karşımıza çıkan bir teşebbüs hali değildir.

Daha yakın tarihlerde 28 Şubatta örneğin ve sonrasında e-muhtıra olayında gördüğümüz gibi askerler kendilerini sivil otoritenin üzerinde bir güç olarak algılamışlar ve sivil otoriteye boyun eğdirmeye de çalışmışlardır.

Bütün bunlar bu ülkede yaşanmış ve bilinirken bir takım rütbeli asker ve sivilin darbe hazırlığı suçlaması altında olmaları çok da şaşkınlık verici bir şey değildir bu topraklar için. Şaşkınlığın asıl nedeni bu teşebbüs girişimlerinin ilk defa ciddi bir şekilde üzerine gidilmesi oluyor herhalde. Çünkü bu ülkede askerlerin istedikleri zaman(kendilerine göre ülkeyi tehlikelerden korumak amacı ile) darbe yapmaları doğal bir eylem gibi görülüyordu ve kanıksanmış bir şeydi. Hem kendileri, hem de kamuoyu açısından. İşte asıl tehlikeli olan bu kanıksama olayıdır.

Demokrasilerde bir ülkeyi seçilmişler yönetir. Ordu seçilmiş iktidarın yönetiminde gerçek görevini yapar. Ordu bir ülkeyi yönetiyorsa ve böyle bir gücü kendinde görüyorsa o ülkede demokrasinin “d” sinden bile bahsedilemez.

Bu suçlamaların doğru olup olmadığına yargı karar verecektir. Ama şu ana kadar ortalığa yansıyanlar bu suçlamaların en azından çok ciddi gerekçeleri olduğu izlenimini vermektedir. Sadece Özden Örnek’in 2003’te yayınlanan günlükleri bile hukuk için çok ciddi kanıttır. Ardından gelen diğer kanıtlar da öyle. Bunlar, iddiaların oldukça ciddi ve araştırılması gereken şeyler olduğunu gösterir.

İşte böyle bir durumda olaya yargının el koyması çok normal bir durumdur. Suç işleme teşebbüsü kim tarafından gelirse gelsin yargı bu konuda eşit davranmak zorundadır. Haklarında ciddi iddia ve deliller olan kişiler bu suçu işleyip işlemedikleri belirlensin diye yargı önüne çıkarılırlar. Bu siviller içinde böyledir askerler içinde böyle olmalıdır.

Yoksa şimdiye kadar ülkenin alıştığı ve alıştırıldığı gibi bazılarımız için farklı kurallar uygulanması doğru bir şey değildir. Böyle bir alışkanlık Orwell’in hayvanlar çiftliğinde ve anti-demokratik ülkelerde olur ancak. Bilirsiniz yazarın o kitabında bahsettiği çiftlikte “bütün havyanlar eşittir ama domuzlar daha eşittir”.

Demokrasilerde insanlar eşittir. Suç şüphesi olanlarda aynı kurallar içinde aynı biçimde yargılanırlar. Zengini, fakiri, sivili, askeri de fark etmez. Hırsızı da, katili de, darbecisi de, teröristi de hukuk önünde aynı olmalıdır.

Bizim dikkat edeceğimiz yargılamanın evrensel adil yargılanma kurallarına uygun yapılıp yapılmadığı ve şüphelilerin yasal savunma imkânlarının olup olmadığı olmalıdır. Yoksa ‘vah efendim bu insanlar çok değerlidir, nasıl haklarında böyle bir işlem yapılabilir’ gözüyle bakmak hukuk için geçerli değildir.

Hukuktan beklediğimiz insan haklarına uygun, hızlı, eşit ve adil bir yargılamadır. Yoksa şimdiye kadar dokunulmaz görünenlere dokundular diye onları eleştirmek değil.

Kategori: Yeşeriyorum