İçki yasağı, 68 ruhu ve direniş

Alkollü içki satışıyla ilgili yeni düzenlemeler iki hafta önce Yeşil Gazete’de “İçki yasağı başladı” manşetiyle verildi. O zaman okurlarımız bu haber nedeniyle bizi bazı yayın organlarının abartılı yorumlarının etkisinde kalmakla eleştirmişlerdi. Doğrusu düzenlemenin daha çok piyasa koşullarına ilişkin olduğu ve yönetmelikteki hükümlerin içki içmenin kısıtlanması anlamına gelmediği yorumları nedeniyle ben de “içki yasağı” manşetinin abartılı olduğunu düşünmeye başlamıştım. Bu yönetmeliği yine de eleştirdim, ama konuya ayırdığım geçen haftaki yazıma “olmayan bir içki yasağı”ndan dem vurarak başladım. Meselenin eleştirilecek yönünün gençleri korumakla ilgili anlayış olduğunu, çocukları ve gençleri korumanın böyle olamayacağını yazdım.

Ama birkaç gündür yaşanan gelişmeler ne yazık ki benim geçen haftaki iyimserliğimin aceleci bir iyimserlik olduğunu gösterdi.

Levent Kazak’ın yazdığı bir oyunun Kenter Tiyatrosu’nda yapılan galasında içki ikramı yapılmadığı ve (doğal olarak) alkollü içki satışı yapılan bir partinin davetiyesine 24 yaş sınırı ibaresi konduğu haberlerini okumuşsunuzdur. Bugünkü bir haberde de İstanbul’un en popüler müzik kulüplerinden Babylon’un hafta sonu yapılacak olan konserinde kapıda kimlik kontrolü yapmaya karar verdiği, 24 yaşından küçük izleyicilerin içeriye alınmayacağı belirtiliyordu. Yeşil Gazete için gençlik festivallerini yakından izleyen Ramazan Kaya da son yazısında bu karar nedeniyle en büyük darbeyi eski Barışarock tarzı, şimdiki Rock-A, Zeytinli Rock Festivali gibi buluşmaların alacağını, yönetmeliğin uygulanmasının rock festivallerinin sonunu getirebileceğini yazıyor. Ramazan asıl hedefin de bu olduğunu söylüyor. Sonuna kadar katılıyorum. Bence de hükümetin hedefi canlarını sıkmaya başlayan bu özgürlük ortamını daraltmak ve eleştirel, özgürlükçü, isyankar bir gençliğin yetiştiği son kaynakların da kökünü kurutmak.

Bence de bu içki yasağı AKP’nin özgürlüklere karşı yaptığı en son ve en ağır saldırılardan biri.

İçki yasağı diyerek abartıyor muyuz?

Yönetmeliğin günlük hayata yansımasını tahmin etmeye çalışalım: Bundan böyle 24 yaşından küçük yetişkinler bar, pub, gece kulüplerindeki etkinliklere (buralarda içki özendirildiği için) alınmayacaklar (Çocukları ve gençleri hedef alan veya bu kişilerin ilgi alanına giren etkinlikler ile bu nev’i etkinliklerin tanıtımında ve etkinliğin gerçekleştirileceği mekânlarda, alkollü içki markaları veya alkollü içki markalarını çağrıştıracak nitelikteki unsurlar kullanılamaz ve bu etkinliklerde satış ve sunum yapılamaz – Md. 24/2-d).

İçki ruhsatı olmayan yerlerde (yani meyhane, bar, restaurant vb. olmayan yerlerde) yapılan herhangi bir davette içki ikramı yapılamayacak. Bu da sinema ve tiyatro galaları, konserler,  açık havada ya da içki ruhsatı olmayan yerlerde yapılan parti, davet, düğün vb. organizasyonlarda içki servisi yapılamayacağı, yani “içki içmek için tasarlanmamış, dolayısıyla bu amaçla ruhsat almamış herhangi bir yerde” içki içilemeyeceği anlamına geliyor. (TAPDK kesin yasak olmadığını söylese de, bu tür durumlar için önceden izin alma zorunluluğu çoğu durum için caydırıcı olacaktır.)

En önemli sorun da biraz önce sözünü ettiğim gibi özgürlüklerin yeşerdiği en önemli mekanlar olan festivallerin ve gençlik buluşmalarının zorlaşacak veya sonunun gelecek olması. Çünkü, Bülent Arınç anlamaz ama, bu tür buluşmaların müzikten sonraki varlık nedeni alkol ve sekstir.

Sonuç olarak bu uygulamanın adı alkollü içkiye erişimin kısıtlanmasıdır.

Yani bir tür içki yasağı…

Geçen sene Topkapı Sarayı’nın dış avlusunda yapılan İdil Biret resitalini hatırlayın. Büyük Birlik Partili ülkücüler sarayın kapısı önünde toplanmış ve nümayiş yapmışlardı. Dertleri “ecdadımızın” mekanında içki servisi yapılmasıydı, yoksa konser verilmesi değil. Bu yönetmelikle hükümet İdil Biret konserini basan güruhun taleplerini yerine getirmiştir. Artık olur olmaz her yerde içki servisi yapılamayacak. Böylece içki içilmesini engellemek isteyen mülki amirlerin ve üniversite yöneticilerinin eline son derece kullanışlı bir silah daha verilmiş oldu. Diledikleri yerde ve diledikleri dozda kullanabilirler.

Hayat tarzına değil, özgürlüklere saldırı

Medyamızın ve bazı yazarların konuya yaklaşımı da sorunlu bence. Meseleye sadece laik-laik olmayan cepheleşmesi üzerinden, AKP-Kemalist kamplaşmasının kalıplarıyla, hatta yeni moda bir “hayat tarzı” söyleminin darlığı içinde bakıyorlar. Medyamıza bakarsanız sosyoloji diye bir şey de yok zaten, hayat tarzı istendiği gibi giyilip çıkarılan, bollaştırılıp daraltılabilen, hatta hakkında yasalar çıkarılabilecek bir kıyafet.

Oysa sorun hayat tarzı falan değil, Kemalizmle de alakası yok.

Bira ve şarap içmeyi seviyorum, ara sıra rakı masalarına da  hayır diyemiyorum diye kimsenin benim hayat tarzımı kategorize etmesine izin verecek değilim. Kimsenin beni giydiğim kıyafetle, dinlediğim müzikle, okuduğum gazete ve kitapla yargılamasına da izin vermiyorum. Arkadaş çevrem, çalıştığım iş yeri, içinde yer aldığım gruplar için de aynı şey söz konusu. Hayatımı böyle istediğim için böyle yaşıyorum, herhangi bir hayat tarzı kategorisinin kalıplarına uyum sağlayabilmek için değil. Sanki hükümet benim hayat tarzımı ve inançlarımı ya da düşüncelerimi değerlendirme ve belirleme yetkisine sahipmiş gibi pozisyon almayı reddediyorum.

Bu nedenle sorunu dini referanslarla hareket eden muhafazakar bir yönetimin bireysel ve toplumsal özgürlükleri kısıtlaması olarak görmemiz gerektiği konusunda ısrar ediyorum. Daniel Cohn-Bendit Paris’teki Mayıs 68 ayaklanmasını kız-erkek yurtlarını birleştirin sloganıyla başlatmıştı. Bugün Türkiye’de yurtlar hala utanç verici bir şekilde cinsiyet ayrımına tabi. Bunu da kimse yadırgamıyor. Yakında devlet evlilik dışı cinsel ilişkiyle ve bekaretle ilgili kısıtlayıcı yasalar çıkarsa bunu bile garip karşılamayıp, efendim devletin gençleri koruma görevi falan filan diye geveleyecek miyiz? Bülent Arınç boşuna içki ve seks demedi. Bugün içki yasağına karşı çıkmazsak, yarın cinsel özgürlükleri de savunamayız. 24 yaş altına içki kısıtlaması ne demektir, bütün bir üniversite gençliğinin üzerindeki mahalle baskısını devlet baskısına dönüştürmekten başka? Neredesiniz ey cinsel devrimi savunanlar?

Bu baskıcılığa karşı da özgürlükleri savunmak için direnmeliyiz. 18-24 yaş arası üniversite gençliğinin yapacağı ilk sivil itaatsizlik eylemlerini merakla bekliyorum. Gençliğin bu muhafazakar baskı altında sineceğini hiç sanmıyorum.

Şimdi direnme zamanı.

Yarın, 29 Ocak akşamı, ben de şarabımı ve biramı alıp arkadaşlarımla Woodstock konserinin en son  çıkan belgeselini izleyeceğim.

Kadehimi de 68’den bu yana özgürlük adına direnenler için kaldıracağım.

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page