Stil sahibi ama uslu

Family Guy çizgi filminden ünlü bir yan karakter olan Cleveland kendi adına yaratılmış olan çizgi film serisinde yaşadıkları kasabada insandan çok inek olduğunu söyleyen isyankar kızına kayda değer bir yanıt veriyor:

Kasabamızda bir Best Buy mağazası var. Onları herhangi bir yere açmıyorlar.

Cleveland’ın bu itirazı bana yılbaşı akşamı bir arkadaşımın yaptığı ilginç tespti hatırlattı:

Artık bir semtin ortalama gayrımenkul değerini o semtteki zincir kahvecilere bakarak anlamak mümkün.

Peki neden böyle? İlk olarak bu mekanların neden bu kadar türediğine bir bakalım.

Zincir kahve dükkanlarının kuruldukları semte kattığı reel bir değer olduğunu düşünmüyorum. Daha çok o semtin insanlarının bu mekanları tüketmeye eğilimli olmasının bir sonucu olarak bu işletmeler açılıyor. Devamındaysa bu mekanlar yer aldıkları semtin “kalkınmışlık” seviyesinin bir göstergesi olarak işlev görüyorlar.

Tabii ki işletme modeli olarak da geleneksel kafelere göre bazı farklar mevcut. Özellikle yabancı zincir mağazalarda self servis edinilen ürünün devamında tepenizde bekleyen garsonların olmayışı, farklı gruplara uygun farklı oturma mekanlarının ve masaların varlığı, kablosuz internet sunulması gibi fiziksel etkenler de bu mekanları tercih edilir kılıyor. Fakat asıl mesele sanki başka bir yerde yatıyor.

Bu mekanlar (bazıları bilinçli, yerli taklitçilerin pek çoğu da bilinçsiz olarak) bir hayat tarzı pazarlıyor müşterilerine. Kahve mekanlarının çaldıkları “kaliteli” müzikleri derleme CDler halinde satması, kahve kültürünü tanıtıcı broşürlerle müşterilerini eğitmeleri, tasarlanmış iç mekanları, müşteriyi rahatsız etmeyen dolaylı aydınlatmaları ile farklı bir havaları var.

Neye göre farklı? Morarmış çay satan, on senedir aynı müzikleri çalan, kablosuz internet için para talep eden, kapalı mutfaklı, duvarlarına kilim asılı, zamanın içinde donup kalmış mekanlara göre farklı.

Bu mekanların birinde önünüzde dizüstü bilgisayarınız, elinizde de kahvenizle oturunca batılı ya görünmek çok kolay! Madden ve fikren temelsiz, sadece şekilden ibaret bir Yuppie’lik hap şeklinde sunuluyor. Yerseniz…

Peki neden bu kadar yaygın bir şekilde kabul görüyor bu mekanlar? Çünkü kamusal mekanlarda sosyalleşilemiyor. Dahası kendini bir üst sınıfa ait hissetme ihtiyacında olan kitlelere tatmin edici herhangi bir şey sunamıyor kamusal mekanlar.

Altyapı faciası şehirlerde yaşıyor oluşumuz, kültürel yaşamın şehrin geneline yayılmasının adeta korkulan bir durum olması ve herkesin yaşadığı semti geçici bir durak olarak gördüğü göçerlikten kurtulamayan yaşantımız da tuz biber ekiyor.

Geniş kitlelerden birazcık olsun farklılaşmak isteyen insanlar bu farklılığı sokakta yaşarlarsa taşlanabileceklerini bildiklerinden evlerine ve istisnai mekanlara çekiliyorlar. Bu istisnai mekanların başında da alkol tüketilmediği için göze batmayan bu kahveci zincirleri geliyor.

Not:

Yazdıklarımdan bu kahve mekanlarının hayranı olduğum düşünülmesin. Fenomen bir yaygınlık kazanan bu mekanları anlamak için neyi daha iyi başardıklarını da dürüstçe teslim etmek gerekli. Aynı nedenle bu yazıda bilinçli olarak tüketim toplumu eleştirisine girmiyorum.

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page