Kardeşim misin Hrant ?

Bugün 19 Ocak 2011, Hrant’ın aramızdan ayrılışının yarın dördüncü yıldönümü. Benim ise Hrant’ın arkadaşı olma şansı olmadı. Onu hiç görmedim. Sadece BirGün’de yazdığı dönemde yazılarını takip ettim.

Bu Pazar, yani 16 Ocak günü Star Tv’de Behzat Ç. dizisinde bir profosörün öldürülme senaryosu üzerinden, katilin kafasındaki beyaz bere ile, Hrant’ın öldürülmesine birebir atıfta bulunuldu. Öncesi, sonrası yapılan atıf harika idi. Nasıl ve hangi yöntemle cinayetin aydınlatılmaya çalışıldığı da.

Olayı önce sıradan bir cinayet gibi algılatıldı, sonrasında başka konular ağırlık kazanıverdi. Ve orada adam da tıpkı Hrant gibi tedirgindi. Dizi en apolitik, referansları bilmeyen insanın bile anlayacağı biçimde kurgulanmıştı. Erdal Beşikçioğlu yine gözümüzde bir numara olurken, bu diziyi neden sevdiğimizi bir kere daha kanıtladı bize.

***

1970’li yıllar. Aksaray günleri benim çocukluk günlerim. Aksaray kozmopolit bir yerdir. Alevisi, Kürdü, Türkü olan bir kent. Benim çocukluğum ise Birleşmiş Milletler gibi. Yörük bir anne. Kürt bir yenge, Ermeni bir bakıcı, Çerkez bir ilkokul bir öğretmeni. Bir gün Kürt düğünündesinizdir, bir gün evde topik pişer, bir gün Yörük yemeği. Çerkez öğretmenin eşini kaybedince ise yasa girerek ömrünü uzun yıllar, yas süreci ile geçirir. Tüm bunlar insan mozaiğini nasıl güçlendirir, nasıl hoşgörülü yapar yıllar sonra anlarsın.Çocukluk yıllarındaki bu süreç sana ciddi zenginlikler kazandırır.

***

Ve o meşhum gün. 19 ocak 2007 Hrant’ın öldüğü gün. Ortak arkadaşlarımızın içindeki büyük üzüntü. İçlerindeki öfke. İster istemez içine girdiğimiz yas ortamı. Annem bu halimi görünce birden döndü ve “Sizin kökenleriniz Ermeni asıllı olabilir” dedi. “Nasıl olur?” dedim. Dedem bürokrat. Üstelik adam kaymakam. Annem, babamın köyü’nün yani Mamasun’un dedimin dedelerinin köyü olduğunu, Mamasun’un ise Ermeni bir rahip olduğunu, neden bizim ailenin lakabının falanca olduğunu düşünmemi istedi. Ve ekledi Küçük Hanım, çok zeki olabilirsin ama bunları atlama. Git o cenazeye katıl. O zaman neden bizim evde Gulu Teyze’nin olduğu anladım. Evet bir bakıcı olabilirdi belki ama kimbilir annem özelikle istemişti. Hep sevdiğim minnacık bir kadındır Gulu Teyze. Sıcacık, samimi ve merhametli. O gün daha çok sevmiştim ben de çokca emeği olan Gulu Teyzemi.

Ben o cenazeye gidemedim. Hiç bilmediğim bir geçmiş karşıma çıkmıştı. Babam ve dedem Türk kimliğini kabul etmişlerdi. Ama o gün anlamıştım, bizim isimler, daha sonraki yıllarda bana pat diye sorulabileceği gibi, özelikle bizden önceki kuşaklarda, Ermeni isimleri idi. O gün anlamıştım neden kendilerinden kız aldıklarını. Aslında ben tüm bunları babamla konuşmak istiyorum. Ama babam yoktu.

Sonrasında Ermenice öğrenmeye başladım. Oysa baştan bilmeliydim. Tanıdıkça Ermeni kültürünü sevdim. Hrant’ı ise daha fazla sevmeye başladım. Sağlıklı düşünen, beyni özgür, yüreği özgür biriydi. Oysa bu ülkede, bu kadar özgür insanın varolması isyanlar çıkarabilirdi. Hrant gibi insanların çok fazla sevilme şansı yoktu. Onlar her iki tarafa da eşit mesafe ile yaklaşıyor ve objektif düşünüyordu. Her iki tarafa da verdikleri ödünler yoktu. Kendisi kalmaya, kendi şarkılarını çalmaya çalışıyordu Hrant; ruhu güvercin tedirginliğinde ama sevginin önünde eğilerek, devrime olan inancını yitirmeden. Onu öldürmek, aslında bu tarz düşünenlere bir tür sus payı demekti. “Bakınız, sizleri de vururuz” deyişiydi bu. Yaptılar, ama korkutabilirdi? Sanmam. Zira bir gider, bin geliriz diyor ya şair Hasan Hüseyin, aynı öyle oldu. Binlerce Hrant yarattılar.

Kardeşşimisin Hrant demiştim ya baştan, evet öylesin. Ermeni olsam da, olmasam da. Yada bunu çok geç öğrensem de, sonuna kadar kardeşimsin. Ve rahat uyu, güvercinlere kimse zarar veremeyecek.

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page