Enseyi Karartmayın

En sonda söyleyeceğimi en baştan söyleyeyim. 2011 yılı eskisinden daha iyi bir yıl olacak. Neden mi; işte yanıtlar.

Bu coğrafyada ve dünyada artık hiçbir şey eskisi gibi kalmayacak. Hayır devrim falan olmayacak. Beklentilerin aksine hükümet falan da değişmeyecek, oy oranını koruyarak hatta belki de arttırarak iktidarda kalmaya devam edecek. Ama tüm bunlara rağmen sosyal ve siyasal hayat hızla değişmeye devam edecek. Çünkü sanıldığının aksine değişimde salt iktidarların değil toplumun ve dünyanın diğer dinamiklerinin daha çok etkisi vardır.

Ülkemiz açısından baktığımızda bu dinamiklerin aktörleri iktidar partisi ve muhalif partiler değil taban hareketleri olacaktır. Bunun nedeni de AKP, CHP, MHP, BDP’nin bu toplumsal değişimi kavramaktan uzak bir gelişim izlemelerindendir. Zaten fark edemedikleri de kendi geleneksel tabanlarının dışına taşamamalarından ve politikalar üretemediklerinden de anlaşılmaktadır.

2010 yılına baktığımızda toplumun gerçek aktörlerinin iktidar-muhalefet dar fasit dairesinin dışına taşıp toplumsal taleplerini dile getirirken kendi eksenlerini devletin dar baskıcı anlayışının dışına taşımaya çalışıp özgürlük alanlarını genişletme çabası içinde olduğunu görüyoruz. Bu çaba sürdürülürken statükonun savunulması görevinin de kimi zaman AKP, çoğu zaman da CHP ve MHP ve bazen de BDP tarafından sürdürüldüğünü görüyoruz. Yani bunlar derdimize çare değil.

Toplum dinamiklerinin talepleri ne?

Öncelikle barış. Yıllarca binlerce insanın kanıyla yoğrulan bu toprağın insanlarının en meşru talebi olan bu konuda ürkek de olsa iktidar adım atmak zorunda kaldı. Bu konuda en fazla muhalefeti ise enteresan bir şekilde (MHP’yi saymıyorum bile) CHP’den gördüler. Arada sıkışmalarına rağmen bu konuda adım atmaya görüşmeler yapmaya başladılar. Bunun nedeni Kürtler ve demokratik kamuoyu ile aydınlar olduğu kadar artık barışın savaştan daha karlı olduğunu düşünen sermaye çevrelerinin talebiydi de aynı zamanda.

Sonra, daha fazla sosyal devlet, yani yoksulların ulusal gelirden daha fazla pay alması, desteklenmeleri, sağlık, eğitim, barınma ve sosyal yardım almaları. AKP popülizm ve iktidarda kalma ve destek alabilme amacıyla da olsa bu konuda adımlar atmak zorunda kaldı. Zorunlu öğretim döneminde okullarda tüm kitapların ücretsiz dağıtılması, işsizlik sigortası, herkesin sağlık sigortası kapsamına alınmaya çalışması, sosyal yardım fonlarının güçlü bir şekilde kullanılması gibi örnekleri sayabiliriz. AKP bunları kendisi iyi olduğu için değil kendisine oy veren tabanın bu konulardaki baskısını hissettiği için ve ayrıca tabanını oluşturan Anadolu burjuvazisininin Avrupa Birliği sevdası nedeniyle uymak zorunda olduğu AB kriterleri yüzünden yaptı. Yani taban onu zorladı. Bu talep artarak sürecektir.

Daha sonra demokratikleşmeyi sayabiliriz. Bu da seçimlerle iktidara gelen AKP’nin iktidarda kalabilmesi için seçilmişleri hiçe sayan devlet yapısının içinde alan açma çabasında mecburen zorlandığı bir konumdu. Ama burada da toplumun devletin yapısında egemen askeri, bürokratik yapısının değişmesini isteyen kesimlerin kendisini daha da demokratikleşmeye iten baskısını üzerinde hissetti. Yıllarca bu alanda mücadele eden kesimler sığ AKP-muhalefet ekseni dışına taşırıp, devletin MGK önderliğindeki merkezi, baskıcı yapısının kırılması konusunda AKP’yi zorlamaya çalıştılar. AKP de yaşayabilmek için klasik askeri-bürokrat merkezi devlet yapısıyla kapışmak zorunda kaldı. Bu da askeri vesayetçi düzenin değişmesinde adımlara yol açtı. MGK’nın yapısının değiştirilmesi, Anayasadaki değişiklikler, muhtıralara karşı tavır, bu konudaki örneklerdir. Bu konuda son zamanlarda yükselen yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, devletin merkezi yapısının çözülmesi yönünde baskılar toplumun önemli dinamiklerinden biri olan Kürtlerin özerklik talepleri ile de masaya konuldu.

Yani geçmişe baktığımızda toplumsal dinamikler ve AB’ye girmek isteyen sermaye çevrelerinin talepleri Türkiye’deki değişimlerin önünü açan itici gücü oluşturdu.

2011’de de bu talepler ve toplumsal değişimin dinamikleri iktidarda kim olursa olsun, bu değişimin sağlanmasında motor güç olmaya devam edeceklerdir.

Bu nedenle de 2011 de Yeni bir Anayasa gündeme gelecek ve gerçekleşecektir. İşte tam burada toplumsal muhalif güçlere büyük görev düşmektedir. Biz iktidarda kim olursa olsun demokratik, özgürlükçü, askeri ve bürokratik vesayetten arınmış, yerel yönetimlerin güçlendirildiği, doğrudan demokrasiye yaklaştırılmış, sosyal dayanışmacı, ekolojik bir toplum için taleplerimizi öne çıkarmalı ve bunların sağlanması için politika ve baskı üretmeliyiz.

Yoksa bu partilerden birini ötekine karşı öne çıkaran anlayışlarla politika üretmeye çalışmak devletin yapısının aynı kaldığı bir ortamı savunmak haline dönüşür. Biz Yeşiller olarak kendi ilkelerimizdeki değerlerimizi ve onların hayata geçirilmesini savunmalıyız. Eksenimiz budur. Yoksa kimi arkadaşlarda gözlemlenen AKP’ye karşı CHP-MHP koalisyonundan medet ummak değil.

Çetin Altan’ın da dediği gibi: enseyi karartmayın, yarın daha güzel olacak.