Yeşeriyorum

Elmalarla armutlar bir arada toplanmaz

Son günlerde öğrenci eylemleri, onlara karşı devletin güvenlik kuvvetlerinin uyguladığı şiddet ve öğrencilerin başkalarına karşı susturma girişimleri ve bunlara karşı takınılan tavır konusunda bir karmaşa yaşandığını düşünüyorum.

Bu karmaşa içerisinde bizim yeşil gazete yazarlarının da bir kısmının kavramları karıştırdığını gözlemliyorum.

Hepimizin de bildiği gibi matematiğin temel kurallarından biri vardır. Eski terimle Cem kuralı denir buna. Çok basit açıklaması, elmalarla armutlar bir arada toplanmaz diye yapılabilir.

Öğrencilerin gençlerin kendi taleplerini, ifade etmeleri, gösteriler yapmaları meşrudur. Bu eylemlerinde bırakın yumurtayı, kaldırım taşları bile olayın gereği halinde meşru hale gelebilir. Çünkü yok sayılan, taleplerini ifade etmeleri engellenen gençlerin sisteme ve var olan iktidarlara karşı ben de varım isyanının bir ifadesidir bu. Üniversitelerde söz hakkı vermiyor musunuz o zaman bizde sözümüzü böyle söyleriz. Taleplerimizi iletmek için demokratik mekanizmalar üretmiyor musunuz? Taleplerimizi böyle duyuruyoruz. Bunlar demokratik muhalefet hareketlerinin yapmak zorunda kaldığı ve onların önündeki baskı ve sağırlığın meşruluk kazandırdığı eylemlerdir. Kimsenin bu konuda genel bir itirazı olduğunu sanmıyorum.

Devlet güçlerinin bu eylemlere karşı orantısız şiddet kullanarak, deyim yerindeyse peşin cezalandırma mantığı ile hareket ettiği, acımasızca döverek, intikam alma amacı ile gençlere saldırdığı da apaçık ortadadır. Devletin bu tavrı açıkça kınanması gereken ve hukuksal anlamda da mücadele edilmesi gerektiren demokratik devletlerde suç sayılan bir tavırdır. Barışçı, demokratik gösterilere yapılan bu tavrın tek bir adı vardır. Bu da zulümdür, faşizmdir. Aklı başında herkesin vicdanını sızlatan, kınadığı ve karşı çıktığı ve durdurulması için mücadele ettiği bir vahşettir.

Buraya kadar anlattığım kısmı işin elma kısmı diye tanımlayalım.

Şimdi işin armut kısmına bakalım.

Değişik panellerde, toplantılarda çağrılı olan konuşmacılara karşı ve elerindeki tek olanak yazmak, konuşmak çizmek olan aydınlara karşı gösterilen tutumları inceleyelim bir de.

Ne zaman başlamıştı bu yumurta modası?

Kemal Kerinçsiz’leri hatırlıyorum, Elif Şafak’ın, Hrant Dink’in yazılarından dolayı yargılandığı Şişli Mahkemelerinin önünde görmüştük onları. Devletin cezalandırmaya kalktığı yetmiyormuş gibi bir de bu şahıslar linç kültürüyle yumurtalarıyla saldırıda bulunuyorlardı.

Bedri Baykamları hatırlıyorum. Bilgi Üniversitesinin önünde panelistleri yumurta ile korkutmaya çalışıyordu.

Adalet Ağaoğlu’na yapılan çirkin saldırıyı hatırlıyoruz.

Bu saldırılardan en fazla nasibini alansa Roni Margulies oldu herhalde.

En son Nabi Yağcı belli bir gruptan kişilerin saldırısına uğradı.

Bütün bu eylemlerin ortak özelliği ise sanıldığı gibi yumurta falan değil, saldırılan kişilerin yazmaktan, konuşmaktan başka bir erki olmayan ve genel kabul gören anlayışların dışında farklı bir söylem tutturan insanlar olması. Farklı düşünüp farklı şeyler söylüyorlar genel akışın dışında kalıyorlar ve bu yüzden de değerliler.

Genelde daha geri kararlar veren Yargıtay bile bir gerekçeli kararında, genel geçer düşünce yapısının dışına taşan aykırı fikirler ileri sürmenin, bir toplumu ilerleten en önemli unsurlardan olduğunu ve bu nedenle aykırı fikirlerin özellikle korunması gerektiğini içeren cümleler kurmuştu.

İşte bu kişilere yapılan saldırılara karşı çıkmak düşünce özgürlüğünü savunmak demektir. Bunlara yapılan saldırılar protesto etme hakkını aşan, aksine özgür düşünceye saldırı niteliğini içeren ve meşru kabul edilemeyecek, kınanması gereken saldırılardır. Bu saldırılara halk uyanıyor deyimiyle meşruluk vermek, farklı görüşte insanların düşüncelerini açıklamalarını gerek şiddet yoluyla gerek de şiddetsiz engelleyenleri haklı görmek, sokak faşizmi demektir. Faşizm sadece devlet uygulamalarıyla olmaz. Hitlerin Nazileri ve Mussolininin faşist gençlik örgütleri iktidara gelmeden evvel ilk uygulamalarını bu tip eylemlerle gerçekleştiriyor ve kendilerinin dışındaki düşünceleri toplum önüne çıkmaktan uzak tutmaya çalışıyorlardı. Sonra vardıkları nokta kitap yakma ayinleriydi zaten. Ardından insanları da yakmakta hiçbir sakınca görmediler.

Buraya kadar anlattıklarımı da armut kısmı diye sayalım.

Bundan sonrası ise işin asıl vahim kısmı. Yazarlara yapılan saldırıları kınıyorum diyenlere ama öğrencileri de polis dövmüştü diye bir cevap geliyor ki saçmalığın daniskası ancak bu kadar olur. Ya da bu şiddet doğru değil dendiğinde peki devlet yapınca iyi mi deniyor.

İşte tam bunlar da elmalarla armutların bir arada toplanması gibi bir saçmalık haline dönüşüyor.

Yapmayın arkadaşlar. Elmalarla armutları bir arada toplamaya çalışmayın.

Öğrencilerin, gençlerin erk sahibi baskıcı kurumlara yönelttiği gösteriler, tepkiler haklı ve meşrudur. Meşruiyetini karşı tarafın baskıcı tutumundan alır. Kendilerine başka bir yol bırakılmamıştır çünkü.

Aynı kesimlerin yazarlara, aydınlara karşı yönelttiği eylemler haksız ve meşru olmayan eylemlerdir. Çünkü tek gücü düşüncesi olan insanlara karşı baskı uygulamaktır ve kaynağını faşizmden alır.

Bu ayrımı görmeden yapılacak değerlendirmeler ise bizi saçma bir elma armut toplamına götürür ki buradan bizi götüreceği yeri ne siz sorun ne ben söyleyeyim.

Kategori: Yeşeriyorum