2011’de sihirli değneğim olsa yeter mi ?

Ümit bana böylesi bir yazı yaz dediğinde sınavda çalışmadığı yerden gelen öğrenci gibi hissettim kendimi, aniden hazırlıksız yakalandığım bir konuydu, yok öyle 2010 değerlendirmesi falan da düşünmemiştim, ama bunu hiç düşünmemiştim.

Ama sezgilerime güvenerek yazıma başlıyorum.

Önce bir alıntı Sevgili Can YÜCEL’den :

“Kimi güzelim der sevdiğine, kimi özelim.. ama sevgi ne güzellik ister, ne de özellik.. Sevgi, sadece yürek ister!”

Aslında Can YÜCEL çok güzel özetlemiş. Sevgi ki, yaşam bir sevgi sürecidir bana göre, yürek ister. Samimi olmak ister.  Fazla sözcüklere boğmak da anlamsızdır. Nehir akıp gitmelidir. Öylesine.

2010 yılı genel anlamda ekolojistler açısından sağ gösterip, sol vuran bir yıl, şaka, hatta kabus gibi geçti, çevrecilerin hangi satıhta, hangi hızla hareket edeceğini bilemediği, biri bitmeden diğerinin başladığı, lobilerin gün geçtikçe bizden güçlü olarak amip bölünmeyle yayılarak hızla ilerlediği, yetişmekte zorlandığımız bir yıl oldu. Allianoi, HES’ler, birini düşünemezken 2. nükleerin yeni yıl piyangosu olarak karşımıza çıkması, GDO cehenneminin yaşamımıza girmesi gibi ik başta karşımıza çıkanlar düşünülürse bizim açımızda sonuçta 2010 tarihe hezimetle geçecek bir yıldır.

İşte ben de öncelikle bir sihirli değneğim olsa yeter mi diyorum ?

• Devlet Ruslara kapitülasyonlar gibi sunulan gül gibi 2. İncirliği’miz olacak Akkuyu’dan vazgeçer mi ? Bugün basında yer alan haberlerden öğreniyoruz ki, lobilerin üstün başarısı sonucunda Ülkemiz bir Nükleer üs olacakmış, demek ki 2011 nükleer açısından ciddi ciddi santrallere gebe. Üstelik kimi enerji uzmanları bunu ısrarla savunarak hareketin çok daha güçlenmesine neden oluyor. Eğer ekstra bir durum olmazsa en az bir nükleer santralin yapılması kaçınılmaz olacak. İşte burada 16 Ocak’ta İstanbul Makina Mühendisleri Odası’nda yapılacak Nükleer Karşıtı toplantıya herkesin katılmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Şimdi muhalif kanadın el ele vermesinin zamanıdır. Bölünmeden parçalanmadan komplekslere egolara girmeden, egolarımıza yenilmeden acilen 2011 de harekete geçilmelidir. 20 yıllık bir hareket 2011 de bu biçimiyle bitmemelidir.

• Türkiye’nin, 2011 seçimlerinde eğer AKP yerine CHP ve MHP ortaklı bir iktidar başa geçmezse, çok daha Osmanlı Hanedanlığı’na benzer bir ülke durumuna geçeceği gül bir aşkikardır. O yüzden seçimlerde, Hükümete karşı tek cephe olarak seçime girmek çok da kötü olmayacaktır. Çünkü gelinen nokta her açıdan ciddi anlamda ürkütücüdür. Yargı artık fludur. Demokrasi ve anayasa kavramı ne yazık ki, ayrımcı bir noktaya gelmiştir. Geldiğimiz nokta, dün bulunduğumuz noktanın çok gerisindedir. 2011’in ilk aylarının böyle geçeceği de kaçınılmazdır. Ama 2011 de anayasaya evet diyen arkadaşlara rağmen kesin olan birşey varsa O da 12 Eylül’ün muhataplarının yargılanmayacağı, YÖK’ün devre dışı kalmayacağıdır.  Bunun için kahin olmaya da gerek yoktur.  Seçimlerde muhtemelen Amerika aksini istemedikçe şu anki hükümet kazanacaktır. Ve çok ciddi bir mucize olmazsa Kılıçdaroğlu Hükümet olmaya en azından tek başına yeterli gelmeyecektir. Ama uzun vadede CHP’de Gürsel Tekin nasıl bir faktör oynayacaktır. Bu açıdan 2011 olabildiğine renkli olacaktır. 2011’de CHP’nin gereksiz bir kurultay yapmamasını ve seçimlere kanalize olmasını umud ediyoruz. Çok iyimser olamasak da.

• Allianoi, sıradan bir arazi olarak düşündürülerek sulara gömülmüştür. Açılan davaların birşeyleri değiştirmesini umud ediyoruz ama realist olmak gerekirse bence 2011 de Allianoi mucizesi gerçekleşmeyecektir. Ahmet, İffet, Alime beni affetsin.

• 2011 de şu an tasarı halinde olan Tabiatı Koruma Yasası geçecektir. Özelikle seçim dönemi yaklaştığında AKP’ye çok sıcak bakmayan sermaye gruplarına karşı yeterince ödün verilecektir.

• 2011 de Hrant’ın katili TMK Mağduru çocuklar yasasından fazlasıyla istifade ederek yargılacak ama taş atan çocuklar gerçeği değişmeyecektir.

• Kürt hareketi bu hızla giderse çok ciddi kaoslar getirebilecektir. Olay amacından uzaklaşarak kutuplaşmaya, iç hesaplaşmaya, insanların her anlamda saflaşmasına, ideolojikleşmesine neden olacaktır ki, bu bu ülke de çok ciddi sorunlar yaratabilecektir. Onun için birilerinin sağduyulu, akılcı, dengeli, kışkartmalardan uzak adımlar atması gerekmektedir. Yoksa Türkiye 2011’de bu ivme ile giderse yangın yeri olabilecek ve geri dönüşü olmayan sonuçlar yaşanabilecektir ve buna sihirli değnek falan yetmez.

Onun için, devrimciler, kendini toplumdan sorumlu kılanlar, aydınlar için 2011 yılı toparlayıcı, örgütleyici bir yıl olmalı ve bu kesimler dünden çok daha fazla çalışmalıdır. SÖZDE DEĞİL YÜREKTE. Herkese düşlerinin yılı olması dileğimle.