2011 Üzerine Yazılar

2011 kehanetleri

İlk önce oturdum, ciddi ciddi yazmaya başladım.

Yazımın başında “bu iş yarı ciddi, yarı espri… Espri kısmı kolay da, ciddi dedin mi bi’ durup soluklanacaksın” dememe rağmen bir de baktım, ciddiyetin kollarına kaptırmış kendimi.

“Olmaz bu iş böyle” dedim. Silkin ve kendine gel. Kahine yakışmaz. Transa geçmeli, rasyonel sıkıcılıktan arınmalı, doğudan esen rüzgara kendini kaptırmalı. Kaptırmadan olmaz.

Ama kaptırdın mı kurtulamamak da var. O da kahinliğin bedeli olsun madem.

2011’i özel kılan pek çok şey olacak.

İlk yeşil milletvekilinin meclise girmesi, AKP-MHP koalisyonunun kurulması ve ardından çatlayıp iç çekişmelerin başlaması, öğrenci hareketlerinin Avrupa’da baharın gelmesiyle iyice büyüyüp yeni bir 68′ kuşağı yaratması, orada burada kah anarşist, kah ekolojist, kah “Dünya’nın sonu geliyor” temalı komünlerin temellerinin atılması gibi önemsiz detayları geçiyorum.

Ekşi Sözlük’ün kalitesinin giderek düştüğü muhabbeti iyice artacak, konu hakkında televizyonlarda tartışma programları düzenlenecek. Bütün sözlük yazarlarının “Abi yazar kalitesi çok düştü” dediği bir ortamda kaliteyi düşürenin kim olduğu sorusu bir süre daha cevapsız kalacak.

Yeşiller Partisi Korsan Cephesi genişleyip 2011 genel seçimlerine bağımsız korsan adaylarla giren bir oluşuma evrilecek. Seçim sloganları “Korsana oy ver, bütün porno siteler açılsın”, “Korsana oy ver, internet bedava olsun” ve “Meclise korsan, her eve bilgisayar” olacak. Meclise oturumlar sırasında internet üzerinden takım halinde bilgisayar oyunu oynayabilecek kadar korsan vekil girecek.

Azimli bir vatandaş uzun bir arşiv taramasının ardından “Milli birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan şu günlerde” cümlesinin son 50 yılda 143 siyasetçi ve devlet adamı tarafından toplam 45.987 defa söylendiği anların kayıtlarını toplayacak. Bu ses ve görüntülerle oluşturulacak 2 saat uzunluğundaki film Cannes Film Festivali’nde “Art-Nouveau” kategorisinde birinci gelecek. Kuzey Kore devlet başkanı fikirden çok etkilendiklerini, kendilerinin de benzer bir çalışma içine girdiklerini müjdeleyecek. Recep Tayyip Erdoğan ise yaptığı açıklamada “Tabi her türlü ifade özgürlüğü var ama, millet olarak birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan bugünlerde böylesi manidar provokasyonları da tasvip etmek mümkün değil” diyecek.

Serdar Ortaç’ın yeni albümü raflardaki yerini alacak ve yaza damgasını vuracak.

Zaytung’da Aralık 2009 tarihli düzmece bir haber, Kasım 2011’de harfi harfine gerçekleşecek. Olayın gerçekleştiği yer Yozgat olacak.

GSMH 3. çeyrekte %5.5 büyüyecek, cari açık 4 milyar dolar artacak, işsizlik %0.5 düşecek, sanayi endeksi 45 puan yükselişe geçecek, euro-dolar paritesi 1.3’te sabitlenecek. Nedenini bilmemekle birlikte çok sevineceğiz.

Yiğit Bulut’un son kitabı “Emperyal Türkiye yolunda vatandaşa düşen görevler” başlığıyla yayınlanacak. Kitabın ikinci basımına Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız tarafından bizzat yazılan ‘İşçi de günde 26-28 saat çalışacak gerekirse’ isimli makale de dahil edilecek.

Bedelli askerlik tartışmalarına Genelkurmay 28. defa son noktayı koyacak. Hemen ardından hükümet cephesinden bir son nokta daha konacak.

COP17’de bütün ülkeler tarafından iklim değişikliğinin çok ciddi bir sorun olduğu ve birilerinin mutlaka bir şeyler yapması gerektiğini vurgulayan tarihi bir deklarasyon imzalanacak.

Türkler ve Türkleri ulu ve üstün bir millet olarak görenler dışında tüm toplumların ne kadar sefil, yozlaşmış ve çöküşte olduğu İsviçreli bilim adamları tarafından kanıtlanacak. Bunu Türkiye’de herkesin demokrat, ve herkes dışında herkesin de faşist olduğunu kanıtlayan başka bir deney izleyecek.

Türkiye’deki bütün sol kesimler Birleşik Sol Çatı Partisi (BiSÇıP) altında bir araya gelecekler. Genel Kurultay’dan çıkan ilk karar “lelele-lelele-lelelelele” ritimli sloganların sonsuza kadar yasaklanması olacak. Bu kararın ardından Türkiye’de sol patlama yapacak.

Einstein’ın “Sorunları, onları yaratan bakış açılarını kullanarak çözemezsiniz” lafını sosyal paylaşım ağlarında 1 milyonuncu defa paylaşan kişiye Nobel Barış ödülü verilecek.

***

2011’i önceki ve muhtemelen sonraki yıllardan farksız kılan birçok sıradan olay da yaşanacak tabi.

Birileri doğacak, daha az sayıda birileri ölecek. Birkaç bin kişiye büyük ikramiye çıkacak; bi’ kaç yüz milyon kişi açlıktı, susuzluktu, soğuktu, sıcaktı, önlenebilir hastalıktı, doğal afetti, ekonomik krizdi, savaştı, terördü, oydu buydu derken ya ölecek, ya da “hayat zor dostum” u en içten bir iç çekiş eşliğinde söyleten şartların kucağında  bulacak kendisini. Belki hakikati de o kucakta bulacak, kim bilir? Bir de bakmışsın, simülasyon dünyasının yalan konforlarından sonra hakikat dünyasının gerçek acılarında bulmuş mutluluğu insan?

Onlarca milyon kişi toplamda yüzlerce milyon defa “sigarayı bırakıyorum” diyecek, üç aşağı-beş yukarı yüzde biri başaracak. Keza baş ağrısıyla uyanılan bir içki gecesi sabahında verilen “bi’ daha da içmem abi” sözleri… Youtube’a milyonlarca video eklenecek. Facebook’a hergün onlarca milyon fotoğraf ve gönderi düşecek. Hepsini teker teker izleyip okuyup bitireceğiz; bastıran çişimizi tutarak, gözlerimizden akan uykuya rağmen, açlıkla guruldayan karnımız eşliğinde.

Milyonlarca insan milyonlarca defa hoşlandıkları insanla beraber olma hayalleri kuracak, ve büyük kısmının hülyaları gözyaşı ve selpaklar eşliğinde katlanarak derinleşecek.

Yüz milyonlarca kişi milyarlarca defa ağlayacak. Bu gözyaşlarının büyük kısmı coşku pınarlarından fışkırmayacak, üzüntü ve hayal kırıklığının tuzlu çökeltilerinde damıtılacak. Ve biz bir kez daha gerçek bir üzüntü ve hakiki bir hayal kırıklığını doyasıya yaşamanın ne kadar mutluluk verici, insana yaşadığını hissettirici olduğunu fark edecek, ve ama bunu kendimize bile itiraf edemeyeceğiz. Teker teker her birimizin ne olduğunu tam olarak bildiği “mutluluğun” evrensel tanımını yapabilen 2011’de de çıkmayacak.

Yüz milyonlarca insan, yüz milyarlarca işi kendi kendilerine trilyonlarca defa “Nedir yani, ne yapıyorum ben, ne işe yarıyor bu, bütün bunların anlamı ne?” sorularını sorarak yapacak. Neredeyse hepsi, elle tutulur, ikna edici hiçbir cevap bulamadan aynı yüz milyarlarca işi yapmaya devam edecek.

Milyarlarca insan yüzlerce milyar defa sinirlenecek, sesini yükseltecek, bağırıp çağıracak, bazı bazı işi tekme-tokat boyutuna taşıyacak. Kadınlar, gençler ve çocuklar tekme-tokat sürecinde alıcı mevkilerinin vazgeçilmezi olmaya devam edecekler.

Milyonlarca insan sisteme ya da sistemin elle tutulur/gözle görünür bi’ kaç boyutuna feci kızacak, sokaklara inecekler. Trilyonlarca slogan atılacak, milyonlarca yazı yazılacak.

Yüzlerce trilyon cümle ve fikir yanlış anlaşılacak, yanlış anlatılacak. Herkes birbirini tam ve doğru anlasa muhtemelen yaşanmayacak onlarca trilyon kavga, tartışma, dövüş, cinayet, savaş ve çatışma yaşanacak.

Dünya üzerinde üretilen toplam gıdanın 3’te biri çöpe gidecek. Ve buna rağmen bazı uzmanlar “tek yol gıda üretimini arttırmak” demeye devam edecekler. Ve çoğumuz da buna dünyadaki en bariz, en “herhalde canım” olguymuş gibi inanmaya devam edeceğiz. Benzer bir durum fakirlik-kalkınma-refah üçgenini sarmalayan muhabbetlerde de yaşanmaya devam edecek.

***

Eninde sonunda baki olan, hayatlarımızdan bir senenin daha geçip gitmesi olacak. “Zaten geçip gitme eyleminin tozlu sahnesi değil mi hayat, a dostum?” diyeceğiz yarı şaka yarı ciddi. Sırıtacağız hafiften efkarlı. Yatcaz kalkcaz, yatcaz kalkcaz, sabah olacak.