Yeşeriyorum

Kadınsız politika

Yeşiller Partisi kadınları 18 Aralık’ta- yani 9. Diyalog Toplantısının akşamında- bir araya gelip bir akşam yemeği yedi. Bu yemeğin bir amacı vardı. Bir süredir partide izini sürdüğümüz  “kadınsız politika” meselesini masaya yatırmak istiyorduk. Bunu fark edip, buna şaşıp, birbirimizle konuşmaya başladık. Böylece bu yemek fikri çıktı ortaya. Masamızı kurduk, mumlarımızı yaktık, Yeşil Ev yapımı yemeklerimizin üzerine, sıcak şaraplarımızı içerken birbirimize ve kendimize sorduk: Partinin “ciddi”, “resmi”, “önemli” faaliyet alanlarında kadınlar olarak ne kadar var oluyorduk?

Yeşiller Partisi teorik olarak, yani programında ve tüzüğünde bu konuda hassastır.  Her parti organında % 50 kadın kotası bulunur.  Biz “yiğit”lerimizi öldürmeden haklarını verelim; partinin erkek üyeleri, bu konuda politik olarak ikna olmuş durumdadır.

Gelin görün ki, anayasa tartışmalarında da hep dile getirildiği gibi, ilkeleri koymak ilk ve basit aşamadır. Mesele bu ilkelerin hayat bulabilmesidir.

Şimdi Yeşiller Partisi olarak, daha hayati olan ikinci aşamanın eşiğindeyiz. Acaba Yeşiller Partisi iddia ettiği gibi “dişi” bir parti mi? Acaba Yeşiller, kadınların kendini rahatça ifade ettiği, kendine kanallar bulmak konusunda zorluk çekmediği, hadlerinin bildirilmediği, kendini var edebildiği bir parti mi?

Bu noktada durup kendimize bakalım. İnsan sık sık durup kendine bakmalı.

Biz bu akşam yemeğinde, Yeşil kadınlar olarak durup kendimize bakmaya çalıştık. Kadın kotasını işlevsel hale getirmenin, politikaya daha çok müdahil olmanın yollarını tartıştık. Neler yapabileceğimizi konuştuk.

İçerikte değil, şekilde uygulanan “göstermelik” kadın kotasını sevmediğimizi anladık. Kendimize politik alan açmak üzere çalışma alanları belirledik ve partinin her faaliyetinde aktif ve samimi kadın kotası uygulamasının takipçisi olmayı, pozitif ayrımcılığı işlevsel olarak yaşatmayı kararlaştırdık.

Bu bir ilk buluşmaydı, bu buluşmalarımız devam edecek. Kadınlar daha çok çalıştıkça, Yeşiller partisi de daha “dişi” bir parti olacak… Acaba durum böyle mi gerçekten?

Şimdi bu formal dili bırakıp, biraz laflayalım.

Bu hafta sonu çok sevdiğim Yeşil dostlarımdan bir tanesi, bana yapılacak bir toplantı için moderasyon yapmam ricasında bulundu. Toplantıda kadın konuşmacı olup olmadığını sordum. Elbette aramışlardı, ama konu “teknik” bir konu olduğu için, kadın konuşmacı bulunamamıştı.

Aynı şekilde bu hafta sonu yaptığımız  9. Yeşil Diyalog Toplantısı için de moderasyon teklifi aldım. ( Bu konuda kayda değer bir yeteneğim olsa gerek) Diyalog oturumları için de üzücü bir şekilde kadın konuşmacı bulunamamıştı. Fakat masadaki dengeyi sağlamak gerekiyordu.

İşte şimdi üzerine düşünülecek iyi bir noktaya geldik.  Kadınları “önemli”, “ ciddi”, “resmi” ve “teknik” konuları tartıştığımız uzun oturumlarda nasıl var edeceğiz? Konusunda “otorite” olan kadınlara nasıl ulaşabiliriz?  Bize “öğretici” bilgiler sunabilecek kadınlar nerededir?

Aynı şekilde, havasız bir odada saatlerce süren toplantımıza başından sonuna kadar katılmayıp sonra da kafası karışık bir şekilde konuşup saçmalayan, neyse ki hak ettiği gibi haddi bildirilip susturulan, sonra da iki lafı bir araya getiremeyip, duygusal tepkiler veren bu kadınlarla nasıl baş etmeliyiz? Onlara kurallara uymaları gerektiğini nasıl öğreteceğiz?  Biz bu kadınları nasıl adam edeceğiz?

Yazıyı burada bitirmek konforlu olurdu, ama bu konfordan feragat ediyorum.

Yeşiller partisi politikanın bu alışılagelen otoriter kurallarını benimsedikçe, kadınsız politika yapmayı tercih etmiş demektir. Biz “diyalog”tan otoritelerden öğretici bilgiler almayı anlıyorsak,  yerel ekoloji mücadelesinin “ teknik bir çevre mücadelesi” olduğunu düşünüyorsak, varsın o toplantılar kadınsız olsun.

Eğer onlarca insanın sıkış tepiş oturduğu havasız bir odada saatlerce toplantı yapılacaksa, bu dayanıklılık sınavından geçenlerin dediği olsun.

Demagoji sınırına dayandık. Buradan yapıcı bir noktaya sıçrayıp konuyu toparlayalım:

Yeşiller Partisi, kadınsız politikaya doğru yelken açmış, ülkedeki siyasi rüzgarın rengine kendine kaptırmış giderken, partinin kadınları olarak bir araya gelmeyi neyse ki akıl edip başardık. Bu kadın refleksine başta kadınlar olmak üzere tüm Yeşiller sahip çıkmalı. Şundan eminim ki, kadınların daha aktif olduğu bir parti, daha esnek, daha üretken, yöntemler konusunda daha yaratıcı,  özcümle daha Yeşil bir parti olacak ve o partide çalışmak, hepimiz için daha keyifli olacak.

Kategori: Yeşeriyorum