Köşe Yazıları

Karl’ın arabası

Hukukumuzun çok eskilere dayandığı bir arkadaşım var.

Yazdıklarım onu kesmiyor.

Daha politik, daha kararlı, daha ‘ajite’ olmamı bekliyor.

Aslında gazetenin spor sayfasına bakmıyor bile.

Sizin anlayacağınız Futbol, Fado, Fiesta üçgeninde siesta yapıyor.

Geçen gün aradı ve nihayet kedi olalı bir fare tuttuğumu söyledi. Bir kedisever olarak bu faydacı yaklaşıma itiraz edecektim ki, fırsat vermedi. Geçen haftaki yazının başlığında Deniz Gezmiş adını görünce pek heyecanlanmış. Lakin içeriği yine hafif bulmuş. Bu kez “Bisikletin de hafifi makbuldür zaten” diyecek oldum, “Konuyu sulandırma” diye lafı ağzıma tıkadı.

Arkadaşımın adı başka ama biz ona aramızda ‘Azmi’ diyoruz. Yıllar önce Murat Belge’nin Yeni Gündem’de Sadık Özben mahlasıyla yazdığı mizah hikâyelerinin kahramanı ‘Düz Devrimci Azmi’den geliyor lakabı. Bizim Azmi de diğeri gibi iyi kalpli, fedakâr, cesur. Lakin paletinde siyah ve beyazdan başka renk yok. Arada bunları karıştırsa gri diye bir sürü ton olduğunu görecek ama ne mümkün…

Azmi’ye buranın bir bisiklet köşesi olduğunu, çok fazla yoldan çıkma şansımın olmadığını, buna rağmen adına politika denen alanın dünyada giderek genişlediğini, dün politik sayılmayan birçok kavramın (örneğin kent, çevre) artık politik kabul edildiğini, bisikletin bir kent unsuru olarak hayli politik bir nesne olduğunu, kapitalizme karşı yeni muhalefetin önde gelen enstrümanlarından biri olduğunu filan geveliyorum ama nafile.

O her dem “…İyi de sen Rasim Usta’nın evini niye yıktırıyorsun bakiim?” kıvamında. (Zeki-Metin ikilisinin oynadığı Güler misin Ağlar mısın filmindeki diyalog. Metin her seferinde Rasim Usta’nın evini yıktıranın kendisi olmadığını söyler. Zeki ikna olur, ama sorusu değişmez: “Tamam da, sen ustanın evini niye yıktırıyorsun?”)

Ara sıra ‘politik olmamak’ hayırlı bir şeydir aslında. Hani Can Yücel’in Bülent Ecevit’i kastederek: “Kötü şairden iyi başbakan olmaz” demesi gibi.

(Babaya “Peki iyi şairden olur mu diye sormuşlar. “İyi şair zaten başbakan olmaz demiş.)

Hayat denen şu yolda, hiç sevmediğin birileriyle aynı kulvara, çok sevdiğin birileriyle ayrı kulvara düşmek çok hazin.

Azmi’yle de durumumuz çok farklı değil.

Ama belki Eric Hobsbawm’ın otobiyografisine yazdığı şu cümle bizi tekrar buluşturur: “…Şayet fiziksel bir devingenlik özgürlüğün önemli bir şartıysa Gutenberg’den beri yapılan icatların içinde bisiklet, Marx’ın deyimiyle insan olmanın olanaklarını tümüyle gerçekleştiren ve hiç sakınca barındırmayan tek âletti…”

Ben buradayım sevgili Azmi, sen nerdesin?

www.aydancelik.com