Yumurta, ayakkap ve samimiyet

“Bak terlik geliyoo…” anonim.

Bir kaç gün önce Yeşiller Partisi olarak yaptığımız açıklamada İstanbul Emniyet Müdürü Çapkın ve İç İşleri Bakanı Atalay’ı istifaya çağırdık. Sebep malum; sorumlusu oldukları polisler anne karnındaki bir bebeği öldürmüşler ve bir çok kişinin de ağzını, burnunu kırmışlardı.

Yalnızca biz mi? Birçok parti, sivil toplum kuruluşu, entelektüel ve sanatçı da demokratik yollardan aynı veya benzer beyanlarda bulundu. Sonuç;

Başbakan açıklama yaptı. Polis görevini yapmış. Bu gençlerin ne olduğu zaten sırtlarına geçirdikleri parkalarından belliymiş. Molotof kokteyline izin verilmezmiş… Sonra da demokrasi dersi veriyor. Her şeyin yolu yordamı varmış.

Peki yolunca yordamınca gelen eleştirileri, iktidarın lideri ne kadar düzünden anlıyor ki? Ya da iktidar demokratik yollardan kendisini ifade etmek isteyen görüşler için, seçim barajını kaldırmaya yönelik en ufak bir hamle yaptı mı? Çağdaş modellerdeki gibi; STK’ların, sendikaların iktidara demokratik yollarla yaptırım uygulayabileceği, yönetimde söz sahibi olduğu zemine yönelik herhangi bir girişim oldu da biz mi duymadık?

Yaşanan son gelişmelerde; kim ne söyledi, kim nasıl anladı? Görüntülerde biz ne izledik, başbakan ve danışmanları ne izledi?

Ortada bariz bir iletişim sorunu var. Sanırsın aynı dünyada yaşamıyoruz.  Zaten aynı dünyada yaşamıyoruz, mesele de bu!

Onlar birer tv kahramanı… Çizgi roman kahramanı gibi bir şey. Karşınıza geçmiş bıkbıkbık konuşuyorlar. Siz onu duyuyorsunuz ama o sizi duymuyor. Küfrediyorsunuz neden duymuyor diye? Anlıyorsunuz ki tv böyle bişey.

Sonra aynı ekranın içinde bir başkası sizin düşüncelerinize ayna tutuyor. Heh diyorsunuz beni duymasa da onu duyuyor olmalı. Fakat onu da duymuyor. Duyması için bir yaptırım yok ki?

Zaten o sebeple değil mi? Gerek Türkiye’de gerek dünyada, seslerini duyurmak isteyen insanlar alternatif eylem modelleri üzerine kafa yoruyorlar.

İlk El-Zeydi ile gözlerimiz parlayıverdi. Ayakkabı hedefi bulmadı ama, Bush eğildi. Anlayacağınız “Zeki Müren de bizi gördü.”

O zamanlar tv’de muhabirler simgebilimcilere sordu: “Ayakkabı fırlatmak ne demek?” diye.

Onlar da yanıtladı: “Karşındakini en aşağı görmek”, “yerin dibine sokma girişimi” diye. Çok akıllıca bir yorum. Bravo.

Bu mantıkla dün atılan yumurtalar da karşındakini henüz olgunlaşmamış ya da çocuk olarak görmek olsa gerek. Bu yorumların haklılık payı yok değil…

Bu girişimlerin esas anlamı, yanılsamayı (inlusio) kırmak.

Bugün biliyoruz ki basit-komünal toplumlarda, farklı farklı biçimlerde olsa da, toplumlar kabile şeflerini genellikle yılda bir gün “adam” ederlerdi. Ve o şefler buna boyun eğerdi. Uygulamalar farklıdır. Ancak genellikle lideri çırılçıplak soyar ve eşşek sudan gelinceye kadar döverlerdi. Bu uygulama ile onlara, onların da birer insan olduğu öğretilirdi. Vereceği kararlarda senin benim gibi insan olduklarını akıllarından çıkarmamaları için yaparlardı. Esasında bu uygulamalar bir eğlence atmosferine dönüştürülür, sosyal statülerin, şefliklerin beyhudeliğini vurgular, samimi bir iletişim yaratırdı. Şeflerin elde ettikleri statüyle insanlığından yabancılaşmaması sağlanır, karşılıklı empatinin yolunu açardı.

Öteki gün ise şefliğine kaldığı yerden devam eder ve halkı da ona saygısını sunar, verdiği kararlar tartışmasız olurdu.

Bu uygulama ile şef toplumda suç işleyenleri cezalandırırken, dayak yemenin ne olduğunu bildiğinden kararları acımasızlık boyutuna ulaşamazdı. Veya ulaşırsa eğer; toplum bir sonraki sene yapılacak törene kadar bu durumu belleğine kazır ve haksızlık sonraki törende sahibine içten içe bir kinle geri yansıtılırdı.

Dün Burhan Kuzu konuşamadığı için Mülkiye Rektörü’nü istifaya davet ediyor. Hani biz de açıklamamızda sorumlu iktidar organlarını istifaya davet ettik ya, onun gibi…

Konuşmak isteyen gençlerin ağzının burnunun kırılması ve bir bebeğin ölümünden gocunmayan partinin hukuk danışmanı ve anayasa komisyonu başkanı atılan yumurtaları “ayıp” sayıyor. O da demokrasi dersi veriyor.

Dayak yemiş arkadaşlarının fotoğrafını taşıyan gençlere karşı empatide yoksunluk var…

Görmemiş iktidara gelmiş; sanıyor ki soyut uygarlığın, soyut statüleri yumurtalara, ayakkaplara kalkan olacak. Olmuyor efendiler. İnsanlıktan uzaklaşarak takındığınız tavırları, görmezden geldiğiniz ölümler ve dayakları bu şekilde gizleyemezsiniz.

Atılan yumurtalar şunu söylüyor. “Bak işte sen de insansın biz de. Konumun yüksekte dursa da, ahanda işte önümüzde duruyorsun.”

Okura söyleyeceğim; esasında atılan bu yumurtalar hala birer samimiyet göstergesi… Belki bu şaşırtacaktır ama bir de şunu düşünün; o yumurtaları atamayacak kadar iktidardan korkulabilir. Kendilerini konumlandırdıkları yükseklik eğer bize de normal gelirse, kimse yumurta falan atamaz.

İşin kötü yanı bu ya. Bu iktidar bunu istiyor.

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page