Ali Sami Yen’e Beşiktaş veda etti

Galatasaray ile Beşiktaş arasında oynanan en semboliklerinden biriydi bugün oynanan maç. Ali Sami Yen Stadyumu’nda oynanan son derbi… Galatasaray tarihi için gerçekten önemli bir nokta. Bunun yanında puan durumu açısından ise aynı derecede önemli olduğunu söylemek zor. Puan durumuna bakarsak, maç başladığında Galatasaray liderin 16 (Galatasaray’ın 17 puanının olduğunu hatırlatmak gerekir), Avrupa Kupaları sınırının ise 10 puan gerisinde bulunuyordu. Aynı durum bu kadar uzak olmasa da Beşiktaş için de geçerli tabii ki. Beşiktaş da liderden 12, Avrupa sınırından ise 6 puan uzaklıkta çıktı sahaya. Biz hep şuna alışıktık derbilerde. Bir takım favori olur, diğeri ise kötü durumda olur. Kötü durumda olan, favoriyi yener ve işte “Derbilerin favorisi olmaz” klişesi hayata geçer. Peki bu maç için ne olabilir? İki takım da kötü durumda. Kısacası gerçekten  bu derbinin favorisi olmadı. Bazı yazarların, geride olan Galatasaray’ın “Battı balık yan gider.” mantığı ile daha rahat maça çıkacağını söylediklerini/yazdıklarını da eklemek gerek.

Burada kısa bir ara verip Haydarpaşa’ya dönmek gerek. Ali Sami Yen’in yıkılıp, “soylulaştırılacağı” bir dönemde, soylulaştırmaya maruz bırakılmak istenen ama dev gövdesiyle buna direnen Haydarpa Tren Garı bugün yandı. Sanırım “yeteri” kadar yanmadı, yani Haydarpaşa Port denen proje yine gerçekleşemeyecek gibi duruyor ama bu yangını bir yerlere not etmek lazım. Tarihi dokusunu bu kadar korumasız bırakan bir ülkede komplo teorilerine fazla düşkün olmak bile gerekmiyor. Biz kendi tarihi dokumuza, Mecidiyeköy’e dönelim yine.

Maç karşılıklı mücadeleyle ama ağırlıklı olarak Beşiktaş’ın yarı sahasında başladı. Çok fazla penaltı vermesiyle tanınan Cüneyt Çakır’ın Holosko’ya yapılan müdehaleye penaltı vermesiyle gol şansı Beşiktaş’a geldi. Penaltıcı Guti de golü attı ve dakika 7’de Beşiktaş öne geçti. Holosko ile de taraftar arasındaki ilişki sıcaklaşmıştır bu durumdan sonra.

Maçın golden sonra en önemli pozisyonu dakika 21’de oldu. İlk önce Pino, Beşiktaş kalecisi Cenk’i geçmeye çalıştı, daha sonra da Kewell. Fakat ikisinde de genç kaleci başarılı oldu ve savuşturdu pozisyonları. Tabii burada, oyuncuları durduramayıp, sadece bozan Beşiktaş savunmasının da hem olumlu hem de olumsuz katkısı var.

Maçın ilk dakikalarında bir penaltı vermenin bir dezavantajı var, hele ki deplasman takımına verdiyseniz. O dakikadan sonra taraftarlar her pozisyonda penaltı bekliyor ve hakemin üstünde baskı uyguluyorlar. Bu pozisyonda da iki kere penaltı bekledi Galatasaraylı taraftarlar. Cenk’in Pino’nun yarattığı tehlikeyi engellediği 23. dakikada ise böyle bir beklentisi olmadı taraftarların.

Maçın ilk yarısının başarılı oyuncuları kimlerdi diye bakarsak Galatasaray’ın hücum ikilisi gerçekten başarılıydı. Beşiktaş’ın savunma oyuncularına biraz ters gelen Pino ve yeteği tartışılmayacak olan Kewell iyiydi. Buna karşılık olarak da Beşiktaş’ın orta sahası oyuna hakimdi. Ernst, Aurelio ve Guti’den oluşan temel üçlü hem savunmada, hem de hücumda paslaşmada oyunu iyi yönlendirdiler. Tabii Neill ile Holosko’yu da unutmamak gerek. Holosko, her dikine hücumunda deldi Galatasaray orta sahasını ve savunmasını.

Galatasaray ikinci yarıya değişiklikle başladı. Mehmet Battal oyuna girdi ve forvete yerleşti. Bu değişiklik Beşiktaş’ın savunma sisteminin yararına bir değişiklik aslında. İlk yarıda Pino’nun kıvraklığıyla mücadele edemeyen savunma, daha hantal olan Mehmet ile mücadele edebilirdi. Böylece geçen sene Bucaspor – Adanaspor maçlarında karşı karşıya gelen Mehmet ile Ersan bir derbide yine karşı karşıya gelmiş oldu.

İkinci yarı sahada Galatasaraylı futbolcuların, tribünlerde ise Beşiktaşlı taraftarların üstünlüğüyle başladı ve bir süre böyle devam etti. Maç tamamen Beşiktaş yarı sahasında oynanıyor olsa da, golü bulan takım 60. dakikada Beşiktaş oldu ama Nobre’nin faul yapması nedeniyle gol sayılmadı. Nobre  63’te bu sefer gole çok yaklaştı ama olmadı. 68’de de Holosko’nun şutu direkten döndü. Nobre’nin sayılmayan golü oyunun şeklini değiştirdi diyebiliriz. Dengeyi Beşiktaş’tan yana çevirdi. Maçın ilginç bir noktası maç hiç ortada olmadı. Ya Galatasaray üstünlük kuruyor, pozisyonlar buluyor ya da Beşiktaş. “Sen dene, sonra ben deneyeyim.” şeklinde geçti maç.

Taraftarın isteğini 72. dakikada yerine getirdi Hagi. Baros oyuna girdi. Sakat olduğu söylenen bir oyuncunun taraftar istiyor diye oyuna sokulması doğru mudur, değil midir tartışılır. Fakat taraftarın gözünde doğru olduğu kesin. Baros da girince Mehmet, Baros, Pino, Kewell aynı zamanda oynamaya başladı. Orta sahada zaten geride olan bir takım için riskli bir tercihti bu. Necip’in de oyuna girmesiyle bu fark iyice keskinleşti. Galatasaray, orta sahadan topu geçirebildikçe, tehlike yarattı. Yine böyle bir boşlukta ilk önce uzun süre İsmail topu sürdü, Guti’ye doğru geriye çıkardı ve gelen ortada Nobre üçüncü pozisyonunda golü buldu. Guti asist yapmadan, Nobre de gol atmadan maçı bitirseydi gerçekten haksızlık olurdu. Zaten gol sonunda o dakikaya kadar yeri geldiğinde yoğun küfürlerle Beşiktaş’ın adını anan Galatasaraylı taraftarlar golü alkışlayarak karşıladılar. Bu dakikadan sonra da yönetim ve futbolculara yönelik tepkiler yoğunlaştı. Maçın son dakikasında gelen Kewell’ın ilginç kafa golü de buna engel olamadı. Kewell’ın ayağı çizgide olmasa belki gol 2’lik sayılabilirdi. Tüm maç boyunca çok başarılı olan Cenk’in de böyle bir gol yemesi, onun için son dakika talihsizliği sayılabilir.

Sonuç olarak maç Bernd Schuster’in kariyerindeki derbi performanslarına ve Galatasaray’ın bu seneki performanslarına uygun bir şekilde bitti.

Yeşil Gazete ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page