Naipaul var, Naipaul yok.

Kusturica’dan sonra “hoşgörü teması” üzerinden ikinci sanatçıya çirkinleştik ve nobelli yazar Naipaul güvenlik nedeniyle gelmekten vazgeçti.

Bu kez olay, daha vahim bir kutuplaşma olmasına karşın, üstünü örtmek de daha kolay. Ne de olsa Hindistanlı bir yazardan bahsediyoruz. Hindistan denen koca gezegenin Türkiye coğrafyasındaki tüm iletişim biçimleri içinde ağırlığı nedir ki? Mumbai’le 2,5 saatlik zaman farkına karşın, Hindistan, Çin’den daha uzak değil midir? Gündemden düşünce bir daha da karşılaşılmayacaktır. Kusturica ise tekrar tekrar karşımıza çıkacak gibi duruyor.

Gündüz Vassaf, bu yazar olayını “Küresel sermayeye açık olan Türkiye küresel kültüre kapalı.” biçiminde tanımlamış. 80 yıldır verilen uluslaşma-ümmetleşme bilinci (biz ve diğerleri) içinde, daha yeni yeni demir perdesini kırıp dünyaya açılan Türkiye’den bahsediyoruz.

Üstelik tam açılacakken AkP sayesinde “hazır açılıyoruz, Ortadoğu-Arap ülkelerine de açılalım” diyiverdik. Söylemlere bakacak olursak küresel sermayenin peşinden gidersek, çok para kazanacağız. Hem batılılaşmaya çalışıyoruz öyle değil mi? Batı bu işte. Batı da Ortadoğu’ya açılmak istiyor. Herkes açılmak istiyor yani. Ortadoğu’ya. Pastaya bak!

Batılılaşma üzerinden Avrupa’ya, milliyetçi söylemlerle Orta Asya’ya açıldık, şimdi ümmetçilik üzerinden İslam ülkelerine açılmak üzere; bir söylemler, bir söylemler…

Yahu bunların hepsini toplasan dünyanın 3’te 1’i etmiyor. Peki ya diğerleri? Onlara da “siz bizden değilsiniz ama yaradılanı da yaradandan ötürü severik” mi diyeceksiniz? Yoksa zaten onlarla hiç işiniz olmaz mı?

Nobelli yazar ayıp etmişmiş.

Biz önce bir kendimize bakalım. Tv kanallarımıza bakalım. Dinci kanalların belgesel ve dini içerikli film ve dizi çöplüğünden, sırf biz duygusunu aşılamak için, ötekine lanetler edilen, en ağır hakaretlerin uçuşması bize yabancı mıdır?

“Dini düşman”ı hayal edin. İslam; hadi Hristiyanlık ve Yahudiliğe “bozulmuşlar ama bizdendir” dedi. Peki ya hikayenin diğer tarafında kalanlar? Nasıl olacak yani?

Hem nefret dolu ve hem de nefret eylemine teşvik eden, nefret eylemini ödüllendiren ve en kutsal mertebeye yerleştiren paradigma; hem yazılı, hem görsel literatürde, hala ve gırla devam etmiyor mu?

Çok tanrıcıl düşünceyle nasıl demokratik temas sağlanabilir ki? Kendi gelenekleri ve düşünce biçiminin İslam’ın en büyük düşmanı olduğunu, İslam haykırıyor. Onlardan dünyayı temizleyeceğini…

O islam, o, değilmiş. O, radikal islammış.

“Peki neden radikal Hinduizm dünyayı ölümlerle kasıp kavurmuyor?” demezler mi adama?

Naipaul müslümanlardan nefret ettiğini söylemiş. Hindistanlı nobelli bir edebiyatçının gerekçeleri bence az değildir.

Haa bide!

Türkiye dünyaya açılıyormuş. Bu kafayla olmaz yavrucum.

Öncelikle karşındakine saygıyı öğreneceksin.

Ama adam gibi öğreneceksin.

Yoksa açıldığında Çılgın Türk olarak anılmak isterken, Osmanlı zamanında olduğu gibi adın Hırboya çıkabilir.

Hindistan’dan sevgiler…

Namaste.

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page