Yıllar Sonra İzmit’te

Bir kenti birgün sessizce bırakıp gidersiniz. Tıpkı Zülfü Livaneli’nin Gözlerin şarkısında olduğu gibi. İçinde bin kaygı binbir acıyla. Kopan fırtınalar öylesine çoktur da ses çıkmaz.

Ardınıza dönüp baksanız gidemeyeceğiniz bilirsiniz ama bazen gitmek zincirleri kırmaya yeterince gücünüz olmadığı için kaçınılmazdır.

Bir sisli sabah okumak için gitmiştim İzmit’e 17 yaşındaydım. Kısa ayrılıkları saymazsam ilk büyük ayrılıktı İzmit. Sabaha karşı inmiştim kente, filler kadar açtım, açık ilk börekçiye dalmıştım. Uzun yıllar geçti okudum, mezun oldum, ilk işyerim, ilk aşkım yaşamımın birçok ilki idi İzmit. Bana bırakılsaydı asla ve asla ayrılmazdım. Değirmendere, Yarımca yarımcada Türk kahvesi ve kek, Değirmendere de doğum gün kutlamalarım. Sisler arasında ama denize nazır.

Yıllarca İzmit benim yaşamımda ağır bir kambur oldu. Beynim hep gitmek istedi, tüm tatillerde, tüm bayramlarda, gövdem değil belki ama yüreğim hep ordaydı. Depremde 19 günlük kızlarımla İzmit’i arayıp yaşayıp yaşamadığını öğrenmeye çalıştığım geride bıraktığım adam. Öğrenememiştim. Hüngür hüngür kaç sat ağladım anımsamıyorum. Yaşasın istiyordum ben olmasam da, biz asla olamayacak olsam da.

Eğer bir şeyi beyninizde çözemezseniz yıllarca bir şeyler hep sakat, hep eksik kalıyor. Arıza çıkarıyorsunuz insanlara, ani dalgalanmalar oluyor, hep o yarım şarkı sonunu asla bilemediğiniz.

Ama buyıl TÜRÇEP’in İzmit’de yapılan toplantısı için çağrı geldiğinde beynim hazırdı. Yarım kalan bir yaşamla yüzleşmeye hazırdım. Biliyordum onu nasılsa göremeyecektim ama dükkanları hala sağlamsa önünden geçebilecektim. Geçtim de, bir değil tam 3 dükkanları olmuştu. Onu orada yaşayan bir arkadaşa sordum bilmiyordu, demek ki benden sonra İstanbul’da master’ına devam etmiş ve kimbilir belki bir daha hiç dönmemişti. Ölse eminim bu kadar bilinen bir aile çocuğu söylenirdi. Yada yada arkadaşım o göz ifademden depremde kaybettik ise de cesaret edememişti söylemeye, yanıtı bence o İstanbulda ve çok başarılı bir mimar. Aksi beynimde asla olmayacak.

Kalsaydım gerçekten yok olmazmıydı bu şehir İlhan irem’im şarkısında olduğu gibi bilmiyorum, bilemeyeceğim. Ama bu benim İzmit’im değil. Benim İzmit’im bu kadar sisli değildi. Benim İzmit’imde köpekler bu kadar uluorta gezmiyordu. Benim İzmitimde heryerden denizi görüyordum, İzmitim bu kadar kirlenmemişti. Benim İzmit’imin bu kadar çevresel sorunları yoktu. Benim İzmit’im daha temizdi. Ve daha masum. Biliyorum bu bir yanılsama değil öyleydi. Ama benim İzmit’imde de Çinili Fırın hala vardı. . İlk gün kahvaltı sonrası çay içtikten sonra çıkarken gördüğüm, kokusu aynı görüntü aynı ponçik’i ertesi gün aç bi halde istemeye gittiğimde o gün çıkmamıştı. O an anladım yaşamın geri dönüşleri yok. Bir şeyi zamanında yaşamak gerekiyor. Ateş tavında dövülüyor. Ötesi yok. Yarın yok. Yarın başka bir gün.

Pazar akşamı sisler arasında ayrıldım İzmit’ten bu sefer sakindim. Bu sefer rahattım. En kısa zamanda ailemle geleceğim. 2 harika kızımla. Kaybettiğim bir şeyleri bulmaya değil, bana ait bir geçmişi, annelerini anneleri yapan kenti tanıtmak ve asla düşlerinden ben bile olsam vazgeçmemelerini çinili fırında anlatmak için. Kim bilir bir gün belki onlar İzmit’in sorunlarını çözer.