Yeşil Havadis

Ümit Şahin: “Bu gözdağı girişimini kabul etmiyoruz”

Nükleer karşıtlarına üç yıla kadar hapis istemiyle açılan ve dün Ankara’da ilk duruşması yapılan davada yargılanan aktivistlerden biri olan Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Ümit Şahin yaptığı açıklamada “nükleer karşıtlarının yargılanması, hangi yasa maddesine dayandırılırsa dayandırılsın, aslında nükleer karşıtlığının da yargılanmasıdır” dedi. Ümit Şahin’in açıklamasının tam metni şöyle:

“Hükümet tarafından bütün itirazlara rağmen ısrarla devam ettirilen Akkuyu Nükleer Santral projesini protesto etmek ve projenin duyurulmasından itibaren buna ‘hayır’ diyen 170 bin imzayı muhatabı olduğuna inandığımız hükümet üyelerine ve iktidar partisinin milletvekillerine iletmek için 6 Temmuz tarihinde TBMM’ye gittik.

Anayasa’nın 56. maddesinde açıkça ifade edildiği gibi “Herkes  sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek  çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir”.

Nükleer santrallere karşı olmanın sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkını korumanın en önemli unsurlarından biri olduğuna inanıyoruz. Nükleer santraller bilinen en tehlikeli, en kirletici ve en pahalı enerji üretim biçimidir. Pek çok ülkenin artık yeni nükleer santrallerin yapımına izin vermediği bir dönemde Türkiye’nin hala nükleer santral yatırımlarının peşinde koşması hem bugünkü ve gelecek kuşakların yaşamsal haklarını tanımamak, hem de ülkeyi mali ve çevresel olarak ağır bir yük altına sokmak demektir.

Mersin – Akkuyu’da yapılmak istenen nükleer santral projesi yanlışlarla doludur. Nükleer santralin yer lisansı 35 yıl önce verilmiş olmasına ve hem bilimsel, hem de hukuki gerekçelerle zaman aşımına uğramasına rağmen geçerli kabul edilmektedir. Üstelik proje onay aşamasındayken santralin Çevre Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği’ne uygun olarak çevreye, denize, havaya, bitki örtüsüne, insanlara ve diğer canlılara verilecek zararların etkileri ile sosyal ve ekonomik sonuçlarının, toplumsal maliyetlerinin neler olacağına dair ciddi ve kapsamlı bir araştırma yapılmamıştır.

Öte yandan nükleer enerji üretiminin 60 yıllık geçmişi nükleer teknolojinin zorunlu sonucu olan kazaların ağır bir çevre kirliliğine ve toplumsal yıkıma sebep olduğunun kanıtıdır. Çernobil felaketi ve onlarca daha küçük çapta kaza nedeniyle binlerce insanın ölümüne, hastalanmasına ve çocukların sakat doğmasına neden olan nükleer santral teknolojisi sabıkalıdır.

Nükleer enerji tesislerinin hiçbir kaza olmasa bile çocuklarda lösemi oranlarını arttırdığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Bazıları 250 bin yıl boyunca radyoaktivite yaymaya devam eden radyoaktif atıkların doğaya ve insanlara vereceği zararın giderilmesinin bir yolu, bir başka deyişle atık sorununa bir çözüm bulunabilmiş değildir.

Akkuyu’da yapılmak istenen nükleer santralin verildiği Rusya’nın Türkiye’ye getireceği teknoloji de ciddi soru işaretleriyle doludur. İlk kez Türkiye’de inşa edilecek olan bu nükleer santral tipinin ülkenin ve çocuklarımızın geleceğine ne gibi tehditler oluşturacağı belli değildir. Rus şirketi Rosatom’un Çin, Beyaz Rusya ve Rusya’da yapımını gerçekleştirdiği projelerdeki sicili durumu daha da vahimleştirmektedir.

Bu nükleer santral projesi aynı zamanda bizi kirli, dışa bağımlı ve pahalı bir enerji sistemine mahkum edecek, iklim değişikliğini önlemek ve doğayı korumak için zorunlu olan yenilenebilir enerjiye dayalı enerji politikalarına geçişi engelleyecektir. Bütün bu risklerine rağmen hükümetin gerek kanunları, gerekse imza attığı uluslararası sözleşmeleri ihlal ederek Rusya Devleti ile nükleer santral yapımı konusunda anlaşması, toplumsal tepkiyi göz ardı etmesi ve kamuyu zarara uğratacak olması Anayasa’nın kendisine verdiği görevleri yerine getirmediğini ortaya koymaktadır.

Türkiye’de nükleer enerjiye kendisini, çocuklarını, doğasını, çevresini ve ülkenin ve dünyanın geleceğini düşünerek karşı olan milyonlarca insanın tepkilerinin kamuoyuna ve yöneticilere duyurulması demokrasinin bir gereğidir. Mersin’de, Akkuyu’da ve Sinop’ta yaşayan insanların çoğu kendi topraklarında kirli nükleer enerjiyi istemiyor. Türkiye’de yaşayan insanların nükleer santrallerin tehlikeleri konusunda bilgilendirilmeye hakları var. Zaten Meclis’e taşımaya çalıştığımız 170 bin imza, insanların büyük çoğunluğunun nükleere karşı olduğunun kanıtlarından biridir.

Demokrasi her şeyden önce yönetimlerin aldığı kararlar konusunda doğru bilgilendirilmek, seçme şansına sahip olmak ve karşı çıkma hakkını kullanabilmektir. Nükleer santral yapımı konusunda ne yazık ki halkın doğru bilgilendirilmediği, şeffaflıktan uzak bir süreç yaşanmaktadır. Hükümet kapalı kapılar arkasında yapılan anlaşmaların halk tarafından sorgusuz sualsiz kabul edilmesini istemekte, hukuksal denetimden bile kaçmaktadır. Nükleer santrallerin tehlikeleri konusunda kamuoyunu uyaracak, yönetime halkın tepkisini yansıtacak her çalışmanın demokrasinin ve açık toplumun gereği olduğunu düşünüyoruz.

Nükleer karşıtlarının yargılanması, hangi yasa maddesine dayandırılırsa dayandırılsın, aslında nükleer karşıtlığının da yargılanmasıdır. Bu gözdağı verme girişimini kabul etmiyoruz.

Nerede ve ne zaman olursa olsun, nükleer enerjiye karşı olmaya, Türkiye’yi ve dünyayı nükleer tehlikeden koruma görevimizi sonuna kadar kullanmaya devam edeceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz.

Dr. Ümit Şahin
Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü”

Kategori: Yeşil Havadis