Gümüşdamla’da HES’e karşı sesler yükseliyor

Antalya Isparta Burdur Dereleri Gönlünce Aksın Çevre Platformu; Antalya’nın Akseki ilçesi, Gümüşdamla Köyü sınırlarında Ercihan İnşaat Şirketi ve BM Holding tarafından inşa edilen HES (hidroelektrik santral) nedeniyle köyde büyük sıkıntılar yaşanmakta, inşaatın birçok çevre ve insanlık suçunu da bir arada taşımakta olduğunu söylüyor. Platform tarafından basın kuruluşlarına duyurulan açıklama şöyle:

Gümüşdamla Köyü’nün ortasından geçen dere, köyün 4 km. yukarısından, Manavgat Çayının ilk çıkış yeri olarak adlandırılan Ali Hoca Membası’ndan çıkmakta. Gümüşdamla Köyü’nün tarlalarını suladıktan sonra Üzümdere ve ardından Sinanhoca Köyleri’nin tarlalarını sular ve oradan da Oymapınar barajına kadar toplam 100 kilometrelik alana ulaşır. Gümüşdamla’da 1978 Ekim ayında yapılan ölçümde suyun debisi saniyede 300 litre olarak ölçülmüşken, bu suyun 1998’deki ölçümünde 166 litreye düştüğü görülmüştür. Şu anda ise küresel ısınma sonucu bu oranın daha da azaldığını çıplak gözle bile gözlemlemek mümkündür. Su hem bizim için çok önemlidir. Bize ve bölgenin doğasına ancak yeten su, HES’e verilmiştir.

Oysa su kullanma önceliği, kaynağının çıktığı yöre ve kaynağın güzergahında, bu havzada yaşayan halktadır. Yine aynı şekilde yöre halkının kendi bölgesinden çıkan veya geçen suyu tarımda kullanmada önceliği vardır. Havzada yaşayan bitki ve diğer canlıların yaşamları için gerekli suyu yatağında mutlaka bulundurma zorunluluğu vardır. Doğanın dengesinin bozulması diğer canlıların da yaşamını etkilemektedir. Ancak tüm bu su ihtiyaçları karşılandıktan sonra suyun diğer alanlarda kullanılabilirliği doğru olacaktır. Tıpkı bizim köyümüzde olduğu gibi ülkemizde de yanlış uygulanan su politikaları, aslında kendimize yetecek su kaynaklarımızı ve geleceğimizi tehdit etme noktasına getirmiştir. Suyun bilinçsiz kullanımı, doğanın tahribatı, kamusal değerlerin geri plana itilmesi, plansızlık, konuyla ilgili kurumların koordineli çalışamaması sorunu giderek büyütmüştür.

Derelerimiz ve akarsularımız enerji nedeniyle 4628 sayılı yasa çerçevesinde doğayı hiçe sayan plansız, kaptı kaçtı bir şekilde sermayeye satılmaktadır ve halkın ortak değeri olan sularımız ne yazık ki özelleştirmenin kıskacı altındadır. Dünya kaynaklarını kendi hakkı olarak gören sermaye, gelecekte tüm hesaplarını su kaynakları üzerinden yapmaktadır. Bu nedenle suyun ticarileşmesi ve kendi çıkarlarına kullanabilecekleri meta olabilmesi için her türlü dayatmaları ve düzenlemeleri yapmaktadır. Ülkemizde, Yukarıdaki şartların düzenlemesi 6200 sayılı kanun ile Devlet Su İşleri’ne (DSİ) verilmiştir. Devlet Su İşleri bu görevi yerine getirebilmekte midir? DSİ, son 10 yılda küçük HES’lerin dağıtımında karar sahibi olamamış; DSİ Genel Müdürlüğü’nde dar bir kadro, mevcut iktidarın su dağıtım genel müdürlüğü gibi davranmıştır.

Bölge Müdürlükleri’ne sorma gereksiniminde bile bulunmadan talepler doğrultusunda iktidar partisinin belirlediği şirketlere ülkenin tüm derelerini paylaştırmıştır. İktidar suda da kendi siyasi şirketlerini oluşturarak Türkiye’nin derelerini yandaş şirketlere peşkeş çekmiştir. DSİ’deki bu kadrolar “Su Hayattır” politikası yerine “Su Paradır” politikasını yerleştirmiştir. Ancak su temel insan hakkıdır ve bizler bu hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz. Bizler suyun korunması, halka ulaştırılması ve doğru kullanılmasından birici derecede sorumlu olan DSİ’nin bu görevine sahip çıkmasını, Gümüşdamla’daki yanlış uygulamayı durdurmak için hareket geçmesini ve Türkiye’ye kader gibi sunulan hes’lerden görevi gereği halkı, suları ve dereleri korumak için harekete geçmesini talep ediyoruz.

(Medyantalya)