Festival Habercisi – 6 , Minimini Fest… / Büçkün Canatik

olymposBir festival ne zaman bu kadar güzel olabilir sorusunun cevabını buldum sanırım. Hem öyle uzun uzun günlere ihtiyaç olmadan tadında, yerinde ve zamanında.

Sansasyon yaratan kocaman organizasyonlara inat minik kendi halinde olması gereken her şeyi içinde barındıran, bu barındırma içinde kendi kendini kasmayan müthiş bir paylaşım.

Nerden başlasam bu güzelliği nasıl anlatsam? Peki, önce bir festivalde alan seçiminin öneminden bahsedelim. Olympos akıllıca bir tercih olmakla organizatörleri de insanları da rahatlatmış. Kamp yapmak denen fiil yerini bulmuş. Elbette gün içinde Olympos’un sahip olduğu mistik hava sizi an be an festival moduna daha da yaklaştırmakta ve dinlenmiş bir ruh ile müziğin sonsuzluğuna kendinizi kaptırabilmektesiniz. Bu da size tadından yenmez bir haz yaşatmakta. Sadece iki gün olmasına rağmen sizde hiçbir eksiklik bırakmamakta. Öncelikle Olympos’u henüz keşfedememiş arkadaşlarımızın gözünde bir resim oluşturmak adına bu doğa harikası yeri tarif etmeye çalışayım. Uzun uzun yolları devirdikten sonra kocaman bir dağın yamacından aşağıya iniyorsunuz. Yolun uzunluğundan şikâyet etmeye başlayacağınız anda karşı karşıya kaldığınız manzara kelimeleri boğazınıza diziyor. Muhteşem bir yeşillik içerinde tarihin izleriyle bütünleşmiş bir liman şehri. Kışın dere yatağı olmasına rağmen yazın tam bir cennet. Pansiyonların ard arda dizimi sizi kumsala doğru yönlendirmekte ve kumsala giderken sizlere ırmak misali bir tatlı su eşlik etmekte.. Ve sahile ulaştığınızda zaten bu şehrin kalıntılarını mecburen görmüş olmanız ayrı bir avantaj oluyor.. Belki de hayatınızda görmediğiniz mavilikte ve durulukta bir deniz size merhaba diyor. Uçsuz bucaksız bir sahil ve mavi ile yeşilin dansı…

kamp alanıAğaç evlerde konaklama imkânının yanında çadırlarımız içinde uygun yerler mevcut. Ve çardakta insanlarla beraber yemek yemek hamaktan düşmek gibi zevkleri yaşayabileceğiniz ilkele yakın bir köy aslında. Fiyatlar tamda olması gerektiği kadar… Herkesin her şeyi giyebileceği kadar anarşist kimsenin kimseyi yadırgamayacağı kadar şaşılası bir yer. Geçmiş senelere oranla ziyaretçi kitlesi değişmiş ama kimseye zararı olmayacak kadar. Yaş ortalaması 30 civarı denilebilir. Dolayısıyla da öğrenci yoğunluğundan söz edemeyiz. Genel kitle İşinde gücünde olup kafa sallamaktan vazgeçmeyen çocuklar denilebilir -ki bunu zaten Türkiye’nin en oturmuş gruplarının seçilmiş olmasından da anlayabiliyoruz. Moğollarla festivale merhaba demek, kapanışı Dumanla yapmak gerek.

Ve Festival Masalımıza gelincede;

Şehrin içinde çadır kurmanın anlamsızlığını kafanızı kaldırdığınızda gördüğünüz yıldız yağmuru anlatmaya başlar. Derin derin içinize çektiğiniz o mis gibi hava da cabası. Alan, o mistik çevrede ufak yürüyüşler yapmanıza izin verir. Uzun uzun kuyruklar, saçma sapan kapılar, gidiş dönüş yollarının rezilliğinden uzak… Gündüz hep beraber denize girildiğinden yüzler artık aşinadır. Yani festivalde yabancı kişi kalmamıştır artık. Şimdi bana kamp alanında zaten bu dediğin hep olur demeyin..Gülen, huzurlu insanların paylaşımları eminim ki daha farklıdır. Sahilde bizzat festival için gelmemiş insanlarda bu durumdan haberdar edilir ve asıl eğlencenin başlayacağı saatlere gelinir. İçki içmek ya da bulmak sorun değildir. Her şey insanların elinin altındadır. Fiyatlar mutluluğunuza zerre kadar zarar vermez… Ve sahne alan gruplar o kadar iyi seçilmiştir ki 5 dakika önce muhabbet ettiğiniz insanlar hadi bende bir iki şarkı söyleyeyim de neşemiz artsın modunda sahne alırlar. Ve müzik şöleni başlar…

Belki de bu festivali bu kadar mükemmel kılan şey doğala bu kadar yakın olabilmektir kim bilir. Ve masal huzura, müziğe doymuş bir sürü insanın çadırlarına dönmek istemeyen çığlıklarıyla son bulur.

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page