Yeşeriyorum

Hep Birlikte Kazanmak: Dhramsala’da Kooperatif Hayat / Aysen Ataseven

Dhramsala, Hindistan’ın Himachal Pradesh eyaletine bağlı (2001 sayımına göre) 19.124 nufuslu bir şehir. Şehrin kimliğindeki en önemli unsurlardan bir tanesi, Dalai Lama’nın  şehir merkezinin 4 km yukarısında bulunan McLeod Ganj’da yaşıyor olması.  (Tibet sürgün hükümeti de 1959’dan bu yana burada bulunuyor).

P1010272Dhramsala ve özellikle McLeod Ganj daha şehre girer girmez, kendine has bir yer olduğunu hissettiriyor. Trafik uyarı levhaları, yol boyunca dizili mesajlar, çöp kutuları, çevre koruma dernekleri, hemen gözünüze çarpıyor. Burada farklı bir şeyler olduğunu düşünüyor insan. Şehirde sanki bir ruh dolaşıyor, şefkatle size yol gösteriyor, burasının sahipsiz olmadığını fakat sizin de burayı anlayıp içine girebileceğinizi söylüyor ve kuralları fısıldıyor: “Doğa ziyaret ettiğimiz bir yer değildir, doğa bizim evimizdir”.

Dhramsala, sayısız kursun olduğu bir yer. Hindistan’ın genelinde görebileceğiniz yoga ve alternatif iyileştirme tekniklerine yönelik eğitimler, uygulamalar burada da var. Fakat yanı sıra, burada dikiş kursu, takı kursu, kuaförlük kursu, gibi el zanaatları edinmeniz de mümkün. Çoğunlukla zanaatkarlar kendileri veriyorlar bu kursları. Aynı zamanda çevre, eğitim gibi alanlarda gönüllü çalışmalar için pek çok alternatif sunuluyor.

Tüm bunlar bir yana, şehrin içine girip yaşamaya, esnafı ile haşır neşir olmaya başlayınca buranın bir kooperatif şehri olduğunu anlıyorsunuz. Çoğu dükkan üretici aileler tarafından oluşturulmuş kooperatifler. Hatta taksiler bile! El yapımı hediyelik eşya satan bir dükkana giriyorum ve konuşmaya başlıyoruz. Dükkanın işletmecisi Ahmed, Kaşmir’li bir müslüman. Bana dükkanın 50 ailenin oluşturduğu bir kooperatif olduğunu söylüyor. Merak edip hikayesini soruyorum. Kaşmir’den kalkıp gelmiş Ahmed. Parası olmadığını, ticaret yapmak için üretici aileler bulduğunu anlatıyor. Tamamı el işi olan heykeller, “singing ball”lar, işlemeler… Ahmed, bu el emeği eşyaları ailelerden maliyetine aldığını söylüyor. Ay sonunda ise kooperatif üyesi 50 ailenin temsilcilerinin katılımı ile bir hesap toplantısı yaptıklarını ve o ay boyunca yapılan satışlar üzerinden karı paylaştıklarını anlatıyor.

P1010217Bu hikayeyi çok romantik, çok pembe buluyorum. “Hiç mi sorun yaşamıyorsunuz”, diyorum? Ben tüm hesapları şeffaf tutuyorum, diyor Ahmed, öyle de yapmak zorundayım. “Bana sorarlarsa, yanıma gelip dükkanda oturabileceklerini söylüyorum” diyor. “Her şey açık.”

“Peki” diyorum, yine kuşkuyla, “paran olmadığı için mi kooperatifi tercih ettin? Paran olsaydı belki de hiç uğraşmak istemezdin?” Biraz düşünüyor. “Hayır”, diyor, “bu dükkanı açmak için çok para koymam gerekirdi, çok stresli bir hayatım olurdu. Bunu istemezdim.”

Kıyafet satan başka bir dükkana giriyorum. Bir iki parça kıyafet beğeniyorum ve fiyatlarını soruyorum. Hindistan’ın geri kalanından kalma bir alışkanlıkla pazarlık etmek istiyorum. Zira, gidenler bilir, Hindistan’da turistseniz, size söylenen fiyat en iyi ihtimalle normal fiyatın iki katıdır. Bunun bazen 10 katına kadar çıktığı da olur. Fakat Dhramsala’da işler genel olarak pek böyle işlemiyor. Esnaf çoğunlukla sabit fiyatla çalışıyor. İndirim istediğimde bu dükkanın sahibi, bunu istemememi, çünkü burada başka yerlerdeki gibi iki katı fiyat olmadığını, karlarının bir kısmı ile Tibetli ailelere yardım ettiklerini anlatıyor.

P1010420Sonra Hindistan’a göre büyük sayılabilecek bir bakkala giriyorum. Reçel reyonu dikkatimi çekiyor. Yaklaşınca, bu reyonun Himalaya Köy Eğitim Vakfı’nın yürüttüğü bir kadın projesi kapsamında üretilen reçellere ait olduğunu anlıyorum. Dükkanda bunun için kayda değer bir raf ayrıldığını görüyorum. Rafın hemen yanında, projeyi fotoğrafla anlatan bir bilgilendirme ilanı olduğunu fark ediyorum.

Burada alışveriş yaparak aslında kolektif bilinçle gerçekleştirilen bir üretim sürecinin son halkası olduğumu hissediyorum.

Yavaş yavaş anlıyorum ki, şehirde ciddi bir sosyal dayanışma ağı söz konusu. Burada yaşayan insanlar hep birlikte kazanma fikrini benimsemişler. Bunun yarattığı konforun, huzurun, hayat kalitesinin ve ortak kazancın tadını almışlar. Rekabet, burada söz konusu değil. Belki de bu, diye düşünüyorum, buradaki iyileştirici huzurun altında yatan şeylerden biridir.

Kategori: Yeşeriyorum