Ses var görüntü yok!

Uzun bir aradan sonra cumartesi sabahı evde dinlenme şansı buldum. Bu arada da, televizyon izlerken Tayyip Erdoğan’ı dinledim.  Sizin de bildiğiniz gibi, Erdoğan sinema ve tiyatro sanatçıları ile buluşup  açılımı konuştu ve  hükümetin icraatlarını paylaştı.

Konuşmasını başından sonuna kadar dinledim.  Dinlerken de düşünmeden edemedim:  “Konuşurken fena konuşmuyor bu adam diye”.

Geçmişteki konuşmaları gibi, eski devlet politikalarını eleştirdi, Yılmaz Güney gibi muhalif sinemacıları övdü, onları kamu vicdanı olarak niteledi ve ekledi: “bizim hükümet kamu vicdanın sesini duyuyor.”

Gerçi, bu konuşmasında, 100.000 Ermeni ile ilgili yaptığı açıklamalarını, diasporayı eleştirerek meşru kılmaya çalıştı ve bunu yaparken saçmaladı ama genel olarak azınlık hakları, toplumsal barış ve sözde “açılımın” gerekliliği hakkında söyledikleri kulağa kötü gelmiyordu. Öyle ki, ilk kez dinleyen biri, “ baksanıza, devletin geçmişteki karanlık noktaları ile yüzleşebiliyor” diyebilir ve umutlanabilirdi.

Ama işte, sorun da burada yatıyor. Tayyip Erdoğan bunu hep yapıyor. Konuşurken mangalda kül bırakmıyor ama iş icraata gelince, yerinde saymaktan da vazgeçmiyor. Ses var görüntü yok!

Söyledikleri ile yaptıkları, uyguladıkları hiç birbirini tutmuyor.  Her hakkını savunanı çıbanbaşı gibi sıkan devlet politikası tam gaz devam ediyor.

Pek bir şey değiştirmediğinin de farkında olan Tayyip, konuşmalarında “değişim başladı, merak etmeyin,halen gelmemiş olabiliriz ama istenilen duruma geleceğiz” diyerek, AKP Hükümetinden iyice uzaklaşmaya başlayan liberal aydınlara göz kırpmaktan da geri kalmıyor.  Ama artık biraz zor yedirir bunu.

Ses var ve görüntü yok, görüntüye dair umut da her geçen gün tükeniyor.  İtilmişliği gidereceğini iddia eden hükümet, DTP’nin kapatılmasına perde arkasında kıs kıs gülüyor. Çocuklar sırf Kürt diye hapiste kalmalarına göz yumuyor.

Özgür medya halen hayal iken, medyaya taş atmaktan, kabadayılık yapmaktan çekinmeyen başta Başbakan olmak üzere hükümet üyeleri, “İstanbul’da hain sahaya indi” diye manşet atan gazeteye  “ne yapıyorsun kardeşim” demiyor.

Daha böyle yüzlerce örnek var.

Tayyip Erdoğan’ın ilk konuşmalarında insan “hadi bakalım” diyip umutlanıveriyordu. İnanmasa da inanmak istiyordu. bir kısmımız birazcık da olsa, “göle maya çalmış, ya tutarsa diye bekleyen Nasrettin Hoca” gibiydi. Sağ ve liberal  görüşte olanlar ise açıkça destek veriyorlardı AKP’ye.

Ama görüntü gelmedikçe, gölün maya tutmayacağı artık iyice ortaya çıktı.

Bir kısım, muhafazakar olmayan kesimlerin de desteğini arkasına almış olan AKP bu desteği kaybetmeye başladı.  AKP’yi sanırım artık sadece ve sadece ikinci bir kapatma davası kurtarabilir. Ancak kapatma davası ile “bakın biz çabalıyoruz ama izin vermiyorlar” mazereti ile eylemsizliklerini örtmeye çalışabilirler.

Yoksa bu görüntüsüzlükle, iki kere zıplayan çekirge üçüncüyü zıplayamayacak.