Başbakan Suç İşliyor

189594Başbakan Erdoğan’ın Sağlık Bakanlığı’nın domuz gribine karşı yürüttüğü koruyucu hekimlik kampanyasına zarar verecek bir şekilde aşı karşıtı sözler etmesinin, üstelik bunu Sağlık Bakanı’nı açıkça bozacak şekilde kamuoyu önünde yapmasının ardından nasıl bir yorum yapmalı diye düşünüyordum. Başlangıçta olayın mizahını çıkarmak geldi içimden. Hatta ilk tepkim Başbakan Erdoğan’ın Yeşil Gazete’den fazla etkilendiği oldu. Aşıdan korktuğu söylenebilirdi ya da… Aşıdan kâr edecek ilaç şirketlerinin yöneticilerinin başlarından aşağı dökülen kaynar sular da gözlerimin önüne gelmedi değil…

Ama biraz daha düşünüp, Başbakan’ın sözünden ciddi biçimde etkilenen ve aşı yaptırmamaya karar veren (tabii hepsi de şu anda aşı olması gereken sağlık çalışanları olan) kişilerle konuştuktan sonra meselenin şaka kaldırır tarafı olmadığına, Başbakan Erdoğan’ın bu sözleriyle sorumsuzluk yaptığına, hatta suç işlediğine kanaat getirdim. Çünkü Başbakan’ın sözleri açıkça “aşı” karşıtı…

Başbakan Erdoğan’ın partisinin geçen Salı günkü grup toplantısında söylediği sözler şöyle:

“Aşı konusuna gelince, bu konuda Sağlık Bakanımla aynı düşünmüyorum, onu da söyleyeyim, kimseyi zorlayamazsın. Bu konuda vatandaş kendi isteğine bağlı olarak böyle bir yolu tercih ederse eyvallah, ama etmiyorsa muhakkak yaptırmanız gerekiyor diye böyle bir kampanyanın sürdürülmesi doğru değildir, yanlıştır. Çünkü otoriteler de bu konuda görüyorsunuz değişik kanaatler belirtiyor, kimisi olmalı kimisi olmamalı diyor. Öyleyse bizim yapacağımız şey, siyasi irade olarak bunu isteğe bağlı hale getirmektir. Niye? Yarın siyasi iradeye kimse faturasını kesmesin. Cebren bu iş olmaz, isteğe bağlı olarak olur ve isteğe bağlı olarak da biz hazırlıklarımızı yaptık, alt yapımız hazır. Biz tedbirlerimizi aldık. Bizim görevimiz de bu.”

Bu konuşmanın sonrasında aşı olmayacağını da açıklayan Erdoğan’ın (kaldı ki risk grubunda olmadığı için zaten olmaması gerekiyor) sözleri basına Başbakan aşıya karşı çıktı olarak yansıdı. İyi de aşı ne? Aşılamanın mantığı ne? Bu tartışmanın domuz gribi aşısını aşan bir sonucu olmayacağını söyleyebilir misiniz? Çünkü aşı karşıtlığı bütün dünyada etkili olan, kısmen doğal yaşam savunuculuğuyla ilgili, ama büyük ölçüde yeniçağ ideolojilerinin eseri olan, halk sağlığı açısından son derece problemli bir akım[1]. Türkiye gibi hala aşılama oranlarını yüzde yüzlere çıkartamamış bir ülkede bir de kulaktan dolma aşı karşıtlığı yayılırsa, özellikle bebek ve çocuk ölümleri ile çocuk felci, kızamık gibi çocukluk çağı hastalıkları açısından hiç iyi olmaz.

Dünyada her yıl aşıyla önlenebilir hastalıklardan (kızamık, boğmaca, yeni doğan tetanozu gibi…) ölen çocuk sayısı 2000 yılı rakamlarına göre 1,7 milyon. Bu sayı giderek azalıyor. Azalmasının nedenlerinden biri de çocukluk çağı aşılarının daha iyi yapılması. Sağlık Bakanlığı’nın verdiği rakama göre çocukluk aşıları sayesinde Türkiye’de her yıl 40-50.000 çocuğun ölmesi engelleniyor. Türkiye’de bebek ve çocuk ölüm hızındaki düşmede de aşılama oranlarının artmasının önemli rolü var. Ancak aşılama oranları hala %90’lara ulaşabilmiş değil, oysa aşılama devlet tarafından ücretsiz olarak yapılıyor ve maliyeti de son derece düşük. Bir çocuğun doğumundan 15 yaşına kadar yaptırması gereken bütün aşılarının maliyeti sadece 5 dolar.

Aşıyla önlenebilir hastalıklar arasında çocuk felci ve SSPE (kızamık komplikasyonu) gibi sakat bırakan ağır hastalıklar da var. O nedenle bilimsel olmaktan uzak bazı teorilere ve korkulara dayalı olarak aşılamanın da bir parçası olduğu koruyucu hekimlik ve halk sağlığı anlayışına zarar vermek son derece tehlikeli.

Bugün ülkemizde kimi bölgelerde kısırlık yapabileceği gibi gerçek payı olmayan söylentiler nedeniyle çocuklarına aşı yaptırmayan aileler var. Bir ailede bütün kız çocukların aşılandığı, kısır kalmasın diye aşılanmayan tek erkek çocuğun ise çocuk felci olduğu acı bir örneği bir doktor arkadaşımdan dinlemiştim. Bu tür saçma söylentiler ülkenin sağlık istatistiklerini bir yana bırakın, tek tek insanların hayatını karartıyor.

Başbakan Erdoğan’ın aşı karşıtı çıkışı gündeme oturunca bunları düşündüm. Kendi hükümetinin salgın kontrolu anlayışına karşı çıkan Başbakan, aslında toplumdaki koruyucu hekimlik bilincini torpilliyor. Koruyucu hekimliğin, yani hastalıkları ortaya çıkmadan önlemenin tedavi etmekten çok daha doğru ve tercih edilmesi gereken bir şey olduğu ilkesini çiğniyor. Her duyduğuna inanma eğilimindeki bazı insanların grip aşısı hedef alınarak söylenmiş sözleri bütün aşılara uygulayarak anlamayacağını nasıl garanti edebilirsiniz? Umarım böyle bir şey yaşanmaz. Ama tek bir çocuk bile Başbakanlarını dinleyip işi bütün aşılardan şüphe duymaya vardıran bir aile yüzünden aşılanmayıp hastalanırsa bunun sorumluluğunu kim alacak? Bu nedenle Başbakan halk sağlığına karşı sorumsuz davranıyor ve suç işliyor diyorum.

Geçen yazımda domuz gribi salgınını koruyucu hekimlik anlayışıyla, kararları bilimsel kurullara bırakarak ve kamusal bir şekilde yöneten Sağlık Bakanı’na açıkça teşekkür etmiştim. Görüyorum ki bilimsel bakış açısından pek fazla nasibini almamış bir Başbakan’la çalışmak zorunda Sağlık Bakanı. Bu açıdan da Sayın Akdağ’a ayrıca sabır dilemek gerekiyor sanırım…


[1] Mutlak aşı karşıtlarının argümanlarını bir başka yazıda detaylı olarak tartışabiliriz.